Showing posts with label Sahabe-i Kiram. Show all posts
Showing posts with label Sahabe-i Kiram. Show all posts

4/29/2010

Halid bin Zeyd / Eyüp Sultan Hazretleri

HAZRETİ HALİD BİN ZEYD  (EYÜP SULTAN HAZRETLERİ) 

O ki, İstanbul'un medâr-ı iftiharı, Nebîler Nebîsinin mihmendârı...

O ki; Sahâbîler sarayının meşhur sultanlarından ve Peygamberler Peygamberinin bağrı yanık sevdalılarından biri...


Medine'de dünyaya gelen Hazret-i Halid Bin Zeyd, Allah Resûlü'nden duyduğu bir söz üzerine İstanbul surlarına kadar gelmiş ve beka âlemine orada göçmüştür.

Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (S.A.V) kâinatın merkezine îmân bayrağını dikmiş, insanları Rabbin birliğine davete başlamıştı...

13 sene Mekke müşrikleriyle pençeleşen Allah'ın Resûlü, nihayet Yüce Hakk'ın emriyle Medine yollarına düştü. Kâinatın Efendisi Medine'ye girdikleri zaman gördüler ki; şehir cıvıl cıvıl kaynamakta ve insanlar saadetle taşmakta...

Güzel Medine'nin etrafı Evz ve Hazrec kabileleriyle çevriliydi. Her kabilenin reisi kendini yola atıyor, peygamber devesinin yularını tutup yalvarıyordu:

-Ey Allah'ın Resûlü! Ey kokusu güzel Peygamber! Bize buyurunuz! Size yabancı olmayan, saygıdeğer, düşmanlarınızı tepelemeye gücü yeten ailemize misafir olunuz! Bize şeref bahşediniz...

Mülkün Seyyidi olan Cenab-ı Peygamber kendilerini karşılayan bu vefakâr insanlara hitap ediyorlardı;

- Deveyi kendi hâline bırakınız. Çünkü o memurdur, emir olunduğu yere gider; ona yol veriniz!..

Nebîler Nebîsini taşıyan Kusvâ isimli deve yürüyor halkı da peşinden sürüklüyordu. Bütün gözler hayretle açılmış, herkes heyecandan boğulur gibi olmuştu. Nihayet deve; döndü dolaştı ve ensârın büyüklerinden Ebû Eyyûb Hazretleri'nin hanesi önünde çöküverdi.

Artık göklerin ötesindeki mânâyı getiren Allah'ın Resûlü orada kalacaklardı. Hazreti Halid (r.a) yaralı bir ceylan gibi koştu. Gözlerinin yaşı iplik iplik akıyordu. Sevinç ve saadet içinde sesini yükseltti:

- Anam babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resûlü! Buyurunuz, hanemize şeref veriniz!..

Hazret-i Halid, ensarın en ileri gelenlerindendi. Akabe biatında bulunmuş ve oracıkta Allah'ın Resûlü'nün mübarek elini tutarak ona biat etmiş ve İslâmiyet'e can atmıştı. Sadece kendi müslüman olmakla kalmamış, bütün kabilesini de İslâm dairesinin içine almıştı. İşte Cenab-ı Peygamber, şimdi kendi hanesindeydi. Âlemde böyle bir devlet kime nasip olurdu ki?..

Varlığın sebebi olan Hazret-i Peygamber ona dedi ki:

- Ey Eba Eyyûb! Sendeki emaneti bize ver:

Ebû Eyyûb hayeretle sordu:

- O emanet nedir, ey Allah'ın Resûlü?

- Bize ait bir mektup!..

Gerçekten de onda bir mektup vardı. Babadan evlâda intikal ede ede gelmiş, nihayet Ebû Eyyûb'un eline geçmişti. Bu mektup; Tüban Ebû Keris Es'ad isminde biri tarafından yediyüz sene evvel yazılmıştı. Kâinatın Efendisinin şan ve şerefini belirtiyor ve Ona îmân ediyor, şöyle diyordu:

- Ben, Hazret-i Ahmed'in Allah tarafından gönderileceğine kesin olarak kanâat getirdim! Ömrüm, onun ömrüne yetişseydi, muhakkak Ona yardımcı olurdum.

O günden sonra kâinatın Efendisi, yedi ay boyunca Hazret-i Halid'in evinde kaldılar. Ebû Eyyûb ve zevcesi; Hazret-i Peygamber'in bütün hizmetlerini aşk ve şevk içinde yapıyorlardı.

Gönlü eşsiz incilerle dolu yüce sahâbî, Nebîler Nebîsinin bütün gazalarına iştirak etmişti. Allah Resûlü'nün öteler âlemine geçişlerinden sonra da İslâm ordularında yer aldı ve durmadan kılıç salladı. Allah'ın Resûl'üne karşı o kadar candan bir muhabbet taşıyordu ki, bu aşkın kanatlarını saymaya sayılar kâfi gelmez...

Ve kâinatın Efendisinin şanlar şerefler dolu hayatı son bulmuş, cennetteki ebedî saraylarına gitmişlerdi. Onun gidişi Ebû Eyyûb'un yüreğine sanki mızrak gibi saplanmıştı. Gözleri bulut gibi yaş döküyor, gönlü alev alev yanıyordu. Fakat Peygamberler Peygamberi bu dünyadan ayrıldı diye Ebû Eyyûb'un görevi bitmiyor, asıl mukaddes vazife bundan sonra başlıyordu.

Nihayetsiz olan mülkün seyyidi ve Kevser havuzunun sahibi Yüce Peygamberden; "İstanbul fetholunacaktır! Onu fetheden emir ne güzel bir emir, onun askeri ne güzel bir askerdir!.." müjdesini duymamış mıydı?

O hâlde duracak zaman değildi. Son nefesine kadar bu ilâhi müjdenin gerçekleşmesi için gayret göstermeliydi. Ebû Eyyûb (r.a), gözlerini yeni ufuklara dikmişti. Peygamber Aleyhisselâm'dan sonra İslâm devletinin başına geçen halifeler devrinde de cihad ordularında yerini almıştı.

Hazreti Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin gönlü, çırpınan bir alev gibiydi. Fetih güneşinin ışıklarını görmek istiyordu. Toprakların her zerresini bir ikbâl yıldızına çevirecek olan fetih, elbette gerçekleşecekti. Çünkü kâinatın hilkat sebebi Yüce Peygamberimiz buyurmuştu ki:

"Allah, Rum Konstantiniyye'sini (yani İstanbul'u) mü'minlere tesbih ve tekbirlerle açmadıkça, kıyâmet kopmaz!.."

Artık güzel İstanbul'un surlarına toslamanın zamanı gelmişti. Hicretin 52. senesi, İslâm ordusu harekete geçti. Denizleri kaynata kaynata yoluna devam eden İslâm ordusu, tâ İstanbul surlarına kadar gelip dayandı. Surların çevresinde müthiş bir cenk başlamıştı. Savaşın devam ettiği günlerde Hazret-i Halid'i amansız bir hastalık yakalamıştı. Artık ölüm yatağındaydı. Ordunun başkumandanı Yezid, derhal onun huzuruna koştu ve dedi:

- Bir arzun var mı Ey Eyyûb'ün babası?

Hazret-i Halid (r.a), kuruyan dudaklarını dili ile ıslatıp tane tane cevap verdi:

- Ben ölür ölmez; beni alıp tâ ilerilere, surların dibine varıncaya dek götürünüz ve oracıkta toprağa veriniz... Kabrimin üzerinde atlarınızla yürüyüp dümdüz yapınız.

- Ya Halid! Bunu ne maksatla yapmamızı istiyorsun?

- Maksadım odur ki; İstanbul'u fethe gelen İslâm orduları gayrete gelsin ve benim kabrimin, surların dibinde olduğunu bilsin. Bu onlara şevk ve cesaret verecektir...

Peygamber sancaktarı Hazret-i Halid (r.a), daha fazla konuşamadı... Îmân dudakları bir yay gibi gerildi, kelime-i tevhidi heceleyen sesi birden kesildi. Şanlı sahâbî, artık bekâ âlemine açılan kapıdan adımını atmıştı.

Zaman ırmağı durmadan akmıştı. Takvimler 1453'ü gösteriyordu. Hazret-i Halid (r.a) İstanbul surlarının dibinde yatalı 784 sene olmuştu. Türk-İslâm ordusunun başında bulunan genç hükümdar Fatih Sultan Mehmed, mürşidi Akşemseddin Hazretleri'nin işaretiyle, 28 Mayıs gecesi yaptıkları genel bir hücum sonunda Bizans'ın elinden İstanbul'u almıştı. Peygamberler Peygamberinin ilâhi müjdesi gerçekleşmiş, Fatih yıllardır özlemini çektiği zaferi elde etmişti.

Genç padişahın işi henüz bitmemişti. Sultan; sahâbînin surlar dibinde yattığını biliyordu. Fakat mübarek kabir neresiydi? Türk, İstanbul'u yapmaya oradan başlamalıydı... El uzatıp başvuracağı biri vardı. Hemen yüzü aydınlandı. Ak Şeyh'in çadırına koştu. Gönlü inciler dolu büyük velî, Fatih'in iki elmas kılıç gibi ışıldayan gözlerine hayran hayran baktı ve gülümsedi:

- Devletlim, yine neyiniz var?

Fatih Sultan, ışık dolu gözlerini yere eğdi ve dedi:

- Sevgili Pirim! Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin kabrini bulmanı istiyorum!..

- Güç bir şey istiyorsunuz Sultanım!

-Allah'ın izniyle sizin çözemediğiniz bir düğüm olamaz!

-İnşaallah size karşı mahçup olmam!

-İnşaallah!

Yüce mürşidin gözlerinde ışıklar yanıp sönüyordu. Fezâlar kadar derin gözlerini bir noktaya dikmişti...

Dervişlerine emir buyurdu:

- Seccademi şu noktaya seriniz!

Emir aynen yerine getirildi. Ak Şeyh, derin bir vecd içinde namaza durdu. İki rekât namaz kılıp selâm verdi. Tekrar secdeye kapandı. Göz ırmağı yine akmaya başlamıştı. Hem hıçkırıyor hem de Yüce Allah'a yalvarıyordu. Bir süre sonra o has incinin başı yerden doğruldu. O derin gözleri, ağlamaktan kırmızı yakutlara dönmüştü. Fatih Sultan derhâl koştu, mürşidinin ellerine sarıldı. Ak Şeyh'in îmân dudakları kıpırdadı:

- Hünkârım! İlâhi hikmete bakınız ki; seccademizi Hazret-i Halid (r.a)'ın kabri üzerine sermişiz. Hemen bu noktayı kazsınlar!..

Talebelerden üç kişi ileriye fırladılar. İşaret edilen yere kazmayı vurdular. Kazma savuranlardan biri de Fatih Sultan'dı. Az zaman sonra toprağın bağrı deşildi. Kazmaların dişleri somadaki mermerden yapılma bir taşa değince madenî bir ses duyuldu. Alıp baktılar. Mermer üzerinde kûfi yazı ile:

"Hâzâ kabri Ebû Eyyûb-el Ensarî!" yazıyordu.

Fatih ve dervişlerinin tekbir sesleri birden ufukları tuttu. Hazır bulunanlar derhâl secdeye kapandılar. İşte böylece yüce sahâbînin kabri bulunmuş ve İstanbul'un fethi tamam olmuştu.

Cihan padişahının İstanbul'da temelini attığı ilk binalar, Eyüp Sultan türbesi ve camisi oldu...

Artık Eyüp Sultan'sız bir İstanbul düşünülemez...


(Alıntıdır)

3/02/2010

Hâyâ denince...

Hazreti Aişe (r.a) anlatıyor:

Allah’ın Resulü benim odamda oturmakta iken, Hazreti Ebu Bekir (ra) içeriye girmek için izin istedi. Efendimiz (a.s.) halini değiştirmeden girmesine izin verdi. Kendisi ile görüştü. Sonra Hz. Ömer (ra) izin istedi. Ona da, aynı hal üzerine, girmesi için izin verdi ve konuştu. Sonra Hz. Osman (ra) girmek için izin istedi, bu sefer Efendimiz (a.s.) kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti. Bundan sonra Hz. Osman’nın girmesi için izin verildi ve kendisi ile konuştu. Sonra Hz. Aişe (ra), Allah’ın Resulüne:
“Ya Resulallah, Ebu Bekir geldi, fazla bir davranışta bulunmadın. Hz. Ömer girdi, ona da aynı şekilde davrandın. Fakat Hz. Osman girince, kalkıp oturdun ve elbiseni düzeltip vaziyetini düzelttin” dedi.
Bunun üzerine Efendimiz (a.s.) şöyle buyurdular:

“Ey Aişe, meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden haya etmeyeyim mi?

12/30/2008

Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı - 2

İKRİME BİN EBİ CEHİL Meşhur İslâm kumandanlarından

İMRÂN BİN HUSAYN Meleklerle konuşan Sahâbî

KÂ’B BİN MÂLİK Peygamber efendimizin şâirlerinden

KÂ’B BİN ZÜHEYR Peygamberimizin hırkasını verdiği şâir Sahâbî

KATADE BİN NU’MAN Eshab-ı kiramın okçularından

MEYMUNE BİNTİ HÂRİS Peygamberimizin hanımlarından

MİKDÂD BİN ESVED Resûlullahın süvârilerinden

MUĞİRE-TEBNİ ŞU’BE Meşhûr beş dâhiden biri olan Sahâbî

MUHAMMED BİN MESLEME Resûlullah efendimizin fedâîlerinden

MUS’AB BİN UMEYR İslâmda ilk öğretmen

MU’ÂZ BİN CEBEL Helâl ve harâmı iyi bilen sahâbî

NEVFEL BİN HÂRİS Hâşimoğullarının en yaşlısı

NU’MÂN BİN MUKARRİN Eshâb-ı kirâmın meşhûr kumandanlarından

OSMAN BİN AFFAN (ZİNNUREYN) Meleklerin bile hayâ ettiği halîfe

OSMAN BİN MAZ’ÛN Medîne’de ilk vefât eden muhâcir sahâbî

OSMAN BİN TALHÂ Kâbe’nin hizmetinde olan sahâbî

ÖMER BİN HATTAB Adâletin timsâli ikinci büyük halîfe

REYHANE Peygamberimizin hanımlarından

RİBİ BİN ÂMİR Eshab-ı kiramın elçilerinden

SA’D BİN UBÂDE Ensârın sancaktarlarından

SÂBİT BİN KAYS Peygamber efendimizin hatîblerinden

SA’D BİN MU’ÂZ Ensârın en hayırlılarından

SA’D BİN REBİ Şehîd olurken nasîhat eden sahâbî

SA’D BİN EBÎ VAKKÂS Resûlullahın okçusu

SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin halası

SAFİYYE BİNTİ HUYEY Peygamberimizin hanımlarından

SAİD BİN ÂMİR Hz. Ömer’e benzeyen vâli

SAİD BİN ZEYD Cennetle müjdelenenlerden

SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyanlardan

SEHL BİN HANİF Eshâb-ı kirâmın okçularından

SEHL BİN SA’D Medîne’de en son vefât eden sahâbî

SELEME BİN EKVÂ Piyâdelerin en hayırlısı

SEDDAD BİN EVS Ailece müslüman olan sahabilerden

SELEME BİN HİŞÂM Kardeşlerinin işkence ettiği sahâbî

SELMÂN-I FÂRİSİ Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî

SEVBÂN Resûlullahın hizmetçisi

SEVDE BİNTİ ZEM’A Peygamberimizin hanımlarından

SÜHEYB-İ RUMİ Allah yolunda malını mülkünü terkeden sahâbî

SÜMÂME BİN ÜSÂL Yemâme kabîlesi reisi

SÜRÂKA BİN MÂLİK Eshâb-ı kirâmın süvârilerinden

TALHÂ BİN UBEYDULLAH İlk Müslüman olanlardan

TUFEYL BİN AMR Işık Saçan Sahâbî

UBÂDE BİN SÂMİT Akabe bî’atlerinde kavminin temsilcisi olan sahâbî

UKAYL BİN EBİ TÂLİB Hz. Ali’nin abisi

UKBE BİN ÂMİR Eshâb-ı suffadan

ÜBEYY BİN KÂ’B Kırâati ile meşhûr sahâbî

ÜMM-İ EYMEN Peygamberimizin dadısı

ÜMM-İ HABİBE Peygamberimizin hanımlarından

ÜMM-İ HÂNİ Hz. Ali’nin kızkardeşi

ÜMM-İ HİRAM Hala sultan olarak tanınan kadın sahabi

ÜMM-İ RUMAN Hz. Ebu Bekir’in hanımı

ÜMM-İ ŞERİK Devsli muhacir hanım sahabîlerden

ÜMM-İ ÜMARE NESİBE HATUN Eshabın kadın kahramanlarından

ÜSÂME BİN ZEYD Resûlullahın çok sevdiği sahâbîlerden

ÜSEYD BİN HUDAYR Eshâb-ı kirâmın sancaktarlarından

VAHŞİ Yalancı peygamber Müseyleme’yi öldüren sahabî

VELÎD BİN VELÎD Kardeşleri tarafından işkence gören sahâbî

ZEYD BİN HÂRİSE İlk îman eden köle

ZEYD BİN SÂBİT En meşhur vahiy kâtibi Sahâbî

ZEYDBİN DESİNNE Darağacından Resulullaha selam gönderen sahabî

ZEYNEB BİNTİ CAHŞ Peygamberimizin hanımlarından

ZÜBEYR BİN AVVÂM Cennetle müjdelenenlerden

Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı - 1

Alıntıdır.


ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin amcası

ABBAS BİN UBÂDE Ensarın muhaciri diye tanınan sahabî

ABDULLAH BİN ABBÂS Tefsîr âlimlerinin şâhı

ABDULLAH BİN AMR BİN ÂS Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî

ABDULLAH BİN ATİK Medîneli ilk Müslümanlardan

ABDULLAH BİN ÜMM-İ MEKTÛM Peygamberimizin müezzinlerinden

ABDULLAH BİN CAHŞ Uhud şehitlerinden

ABDULLAH BİN EBÎ BEKR-İ SİDDÎK Hz. Ebu Bekir’in oğlu

ABDULLAH BİN HANZALA Meleklerin yıkadığı sahâbînin oğlu

ABDULLAH BİN HUZÂFE Resûlullahın elçilerinden

ABDULLAH BİN MES’ÛD Kur’ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî

ABDULLAH BİN ÖMER En çok hadîs bilen sahâbîlerden

ABDULLAH BİN REVÂHA Resûlullahın şâiri

ABDULLAH BİN SELÂM Tevratta Resûlullahın alâmetlerini görüp Müslüman olan sahâbî

ABDULLAH BİN SÜHEYL Bedir’de babasına karşı savaşan sahâbî

ABDULLAH BİN ZEYD Sâhib-ül ezân

ABDULLAH BİN ZÜBEYR Medîne’de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî

ABDURRAHMAN BİN AVF Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri

ADİ BİN HÂTİM TÂİ Âilece cömert olan sahâbî

ÂMİR BİN FÜHEYRE Meleklerin defnettiği sahâbî

AİŞE-İ SIDDIKA Peygamberimizin hanımlarından

ALİ BİN EBÎ TÂLİB Allahın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı

AMMÂR BİN YÂSER Şehîd oğlu şehîd

AMR BİN ÂS Meşhûr Arab dâhîlerinden

ÂSIM BİN SÂBİT Arıların koruduğu sahâbî

BERÂ BİN ÂZİB Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî

BEŞİR BİN SA’D Hz. Ebû Bekir’e ilk bîât eden sahabî

BİLÂL-İ HABEŞİ Peygamber efendimizin müezzini

BÜREYDE BİN HASİB Resûlullahın sancaktarı

CÂBİR BİN ABDULLAH Sahâbenin en çok hadîs bildirenlerinden

CA’FER-İ TAYYÂR Cennete uçarak giden sahâbî

CÜVEYRİYYE BİNTİ HÂRİS Müminlerin annelerinden

EBU RAFİ Peygamberimizin azatlı kölelerinden

EBU SÜFYAN BİN HÂRİS Peygamberimizin süt kardeşi

DIHYE-İ KELBÎ Cebrâil aleyhisselâmın, şekline girdiği sahâbî

EBÛ DÜCÂNE Peygamber efendimizin fedâisi

EBÛ EYYÛB-EL ENSÂRÎ Mihmândâr-ı Resûlullah

EBÛ HÜREYRE En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî

EBÛ KATÂDE Resûlullahın süvârilerinden

EBU LÜBÂBE Tevbesi ile meşhûr sahâbî

EBÛ BEKR-İ SIDDÎK Peygamberlerden sonra insanların en üstünü

EBÛ MÛSEL-EŞ’ARÎ Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyan sahâbîlerden

EBÛ SA’ÎD-İ HUDRÎ Çok hadîs rivâyet eden yedi sahâbîden

EBÛ SELEME Tek başına hicret eden sahâbî

EBÛ TALHÂ Resulullahın fedâisi

EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH Cennetle müjdelenen ümmetin emîni

EBÛ ZER GIFÂRÎ Gıfarî kâbilsenin reisî

EBÜDDERDÂ Kâdılık yapan sahâbîlerden

ENES BİN MÂLİK Resûlullahın hizmetçisi

ERKAM BİN EBİ’L ERKAM Evi ilk vakıf olan sahâbî

ES’AD BİN ZÜRÂRE Câhiliye devrinde de tek bir Allaha inanan sahâbî

FÂTIMÂTÜ’Z-ZEHRA Peygamberimizin en sevgili kerimesi

FÂTİMA BİNTİ ESED Hz. Ali’nin annesi

FEYRÛZ BİN DEYLEMÎ Yemenli sahâbîlerden

HABBÂB BİN ERET İlk Müslüman sahâbîlerden

HACCAC BİN ILAT Mekkeli sahabilerden

HADİCE-TÜL KÜBRA Peygamberimizin ilk hanımı

HAFSA BİNTİ ÖMER Peygamberimizin hanımlarından

HÂLİD BİN SA’ÎD BİN ÂS İlk Müslüman olan sahâbîlerden

HÂLİD BİN VELİD Allahın kıIıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî

HALİME HATUN Peygamberimizin sütannesi

HAMNE BİNTİ CAHŞ Peygamber efendimizin halasının kızı

HAMZA BİN ABDÜLMUTTALİB Şehîdlerin efendisi

HANSA HATUN Meşhur kadın şair sahabilerden

HANZALA BİN EBÛ ÂMİR Meleklerin yıkadığı sahâbî

HUBEYB BİN ADİY Darağacında ilk namaz kılan sahâbî

HASSAN BİN SABİT Peygamber efendimizin şairlerinden

HÂTİB BİN EBİ BELTEA Peygamber efendimizin elçilerinden

HUZEYFE BİN YEMÂN Sevgili Peygamberimizin sırdaşı

Hz. HASAN Cennet gençlerinin efendisi

Hz. HÜSEYİN Cennet gençlerinin seyyidi

9/16/2008

Bana kusurlarımı söyleyene Allah rahmet etsin

Hazret-i Ömer (r.a.): 'Bana kusurlarımı söyleyen kimseye Allah rahmet etsin.' derdi...

Ve bizzat kendisi Selmân'a, kendi kusurlarından sorardı. Bir def'a huzûruna geldiğinde:

- Söyle bakayım, aleyhimde neler duydun? diye sordu. Selmân:
- Öyle şey olur mu? diye özür diledi. Fakat Ömer ısrâr edince, Selmân:
- Evet, sofrada iki çeşit yemek bulundurduğun ve birini gece, diğerini gündüz yediğin, üstelik iki kat elbisenizin olduğu dedikodusu vardır, dedi. Hz. Ömer:
- Onları terk ettim, başka birşey duydun mu? diye sordu. Selmân:
- Hayır, başka birşey duymadım, dedi.

Yine Hz. Ömer (r.a.) Huzeyfe'ye:
- Sen münâfıkar hakkında Resûl-i Ekrem'in sırdaşı idin, bende nifak alâmetlerinden (belirtilerinden) birşey var mı? diye sordu.

O, bütün azamet, celâdet ve yüksek mevki'i karşısında kendini böyle töhmet altında bulundururdu. Allah Ondan râzı olsun. Aklı daha çok ve mevki'i daha üstün olan herkes kendini daha az beğenir ve daha çok hor görür.

Ne yazık ki, böyle bir adam bulmak da güçleşmiştir. Dalkavukluğu terkedip, kusurları olduğu gibi haber veren, çekememezlikten kurtulup da mübalâğa etmeyen kimse pek az bulunur. Gördüğün dostların ya hasûddur, çekemezler veyâ bir garazları var; kusûr olmayan şeyi kusur göstermeye çalışırlar, yâhud dalkavukluk yapar ve senin bir çok kusurlarını gizlerler. Bunun için, yâni gerçek dost bulamadığı için Dâvûd-ı Tâî uzleti tercih etmişti. Kendisine, niçin insanlar arasına katılmadığı sorulduğunda;

- Kusurlarımı benden gizleyen insanlar arasında ne işim var? derdi...

8/31/2008

Abdurrahman bin avf Hz.
















Abdurrahman Bin Avf`in (r.a) Cömerliği


Ashab-i kiramdan Abdurrahman bin avf Hazretleri çok zengin idi. Vefaat ettiği zaman eşlerine seksener bin dinar miras birakmişti.

Bir gun Hz Ömer`in huzuruna gelerek ” Ey mu`minlerin emiri ! Şam`dan seksen develik kervanim gelmektedir. Bir devenin yuku binlerce dinar tutarindadir. Hepsini Allah rizasi için sadaka olarak veriyorum.” deyince Hz Ömer (r.a) sebebini sordu.

Abdurrahman bin avf Hazretleri ” Bu gece teheccud namazi kilarken hatirima kervan geldi. Teheccud namazinda kalbime vesvese veren bir malin mülkiyetimden çikarilmasi gerekir.” demiştir.
fazilet takvimi

7/29/2008

Onlar...

Dumanlar içinde hasıra sarılmış gencecik bir beden...
Adı; Zübeyr bin Avvam (ra)
Suçu: Müslüman olmak
Yaşı: Henüz onbeş
İşkence yapan: Öz bir amca


Kesik kesik öksürükler içinde zulüm kokan bir ses yayılıyor etrafa.
- Muhammed’in Rabbini inkar et! Seni bu işkenceden kurtarayım.

Cevap bir meydan okumadır sanki:
- Hayır. Vallahi asla küfre dönmem.

Bir şehâdettir bu ölümü hiçe sayan.
Bu şehâdet, dumanla birlikte yükselirken semaya, ateş bir kez daha körüklenir zalimce.
Bir zülümdür bu, amca merhametinin de üstünde olan..

***
İdam sehpasında bir kahraman...

Adı: Hubeyb bin Adiy (ra) 
Suçu: Müslüman olmak Resûl’ü Kureyşle ilgili bilgi toplamak istiyor. Âsım bin Sâbit (ra) başkanlığında on kişi toplanıyor. İçlerinde O da var. Hassan bin Sâbit (ra) şiirinde şöyle sesleniyor ona:“Ey ensarın ortasındaki şahin! Yumuşak huylulukta pırıl pırıl olan.”Asım bin Sabit ve sekiz arkadaşı yolda yüz okçunun hedefi olup, şehit oluyorlar.Hubeyb bin Adiy ve arkadaşı Mekke de esir pazarında...İntikam ateşleri içinde yanan el Haris oğulları bu isme hiç de yabancı değiller.

Karar: Ateşle işkence El Haris’in kızı telaş içinde Mekke sokaklarında bağırıyor.-Vallahi O’nu elinde büyük bir salkımdan üzüm yerken gördüm. Halbuki o zincirle bağlı hem Mekke’de bir üzüm tanesi bile yok.Her şeye rağmen gözleri önünde i’dam sehpaları hazırlanıyor Hubeyb binAdiyy’in. Mızraklar bilenmiş her şey hazır.Dilinde bir duâ:“’ım, biz peygamberin risaletini tebliğ ettik. Bize yapılanları O’na ulaştır.”....Ve mızraklar Hubeyb’in vücudunda..

***

Müslüman olacağını rüyasında gören bir genç...
Adı: Hâlid bin Said (ra)
Suçu: Müslüman olmak

Ay ışığının aydınlattığı karanlık bir oda...
Köşeye sinmiş, aç, susuz ve dövülerek işkence edilmiş bir beden.
İşkenceyi yapan: Bir baba
Üzerine kapatılan kapılar O’nu Rabbiyle baş başa bırakıyor. Şimdi ne odanın karanlığı acıtıyor içini ne de yaralarından akan kanlar. İmanın teselli etmediği yer mi var? !

Fakat bu kadar işkence kafi değil bu baba için. Mekke’nin kızgın kumlarına yatırıyor oğlunu. Yetmiyor ağır taşlar koyduruyor üzerine...

Habeşli siyahi bir köle...

Adı: Bilal-i Habeşi (ra)
Suçu: Müslüman olmak.
İşkenceyi yapan: Efendisi Umeyye bin Halef
Kölesinin Müslüman olması çileden çıkartıyor o’nu:
-Andolsun sen ölmedikçe yahut Muhammed’i ve onun dinini inkar etmedikçe bu azabı üstünden eksik etmeyeceğim.
Ücretle tutulmuş müşrik çocukları tarafından boynundaki iple aç, susuz Mekke sokaklarında gezdiriliyor. Önce kızgın kumlara yatırılmış olacak ki, izleri hala sırtında.

 ve Rasulünün aşkıyla yanan bir kalbe sahip bedeni kızgın kumlar ne kadar yakabilir ki! ?

***
Urganla direğe bağlanıp bayılana kadar dövülen edep ve haya timsalidir O…

Adı: Osman bin Affan (ra)
Suçu: Müslüman olmak.
İşkenceyi yapan: Amcası Hakem bin Ebu-l As
Melekler bile haya ediyor O’dan..

***
Yeryüzünde yürüyen bir şehit...
Adı: Talha bin Ubeydullah (ra)
Suçu: Müslüman olmak
İşkenceci: Nevfel bin Adviye
İple bağlanıp işkence edilen bir sahabi de O.
Ama Rasul’ü O’ndan bahsederken “Yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmak isteyen Talha’ya baksın” buyuruyor.

***

Ve Habbab bin Eret... (ra) İşkencenin beklide en ağırı O’naydı.
Efendisi Ümmü Ammar O’nu ateşe yatırır, vücudu ateşi söndürmeden kaldırmazdı.
***

İşte...
Bir yanda cahiliye bataklığının tam ortasında bir devir ve kalplerindeki yaratanına sığınma arzusunu kendisine bile faydası olmayan taşlarda arayan zavallı bir beşeriyet...
Diğer yanda hidayet güneşinin aydınlığında asr-ı saadet denilen ve içlerinde daha dünyadayken cennetle müjdelenen nice hidayet erlerinin çıktığı bir insanlık.

Peki neydi onları karanlık kuyuların güzel Yusufları yapan?

Yusuf’un güzelliğine bir sebep kuyunun karanlığıydı belki de...

Ya neydi onları secdelerin sultanı yapan?

Sultanlığa sebep secdedeki zillet tacını giymekti belki de...

Atalarının dininden ayrılıp Hak’kı dolayısıyla işkenceyi zulmü kabul ve tasdik edenler.

İşte onlar... işte biz....

Onların çektiklerini çekmeye hangimiz hazırız biz? !

Onlar neler çekti, biz, neler gördük?

Her birimiz cahiliye kuyularında boğulmayan Yusufların aksine ahir zaman kuyularında boğulmaya talip olmuş gibiyiz!

Düşünebildiği kadar insan olan insana Nebiy-yi Zişan’nın bu sözü kafi gelir herhalde:

“Sizden öncekiler âhiret işlerinden arta kalan vakitlerini dünyaya harcarlardı. Sizler
ise dünya işlerinden artan vakitlerinizi âhirete sarf ediyorsunuz.”

İşkence edenler ve edilenler..
Dünya lezzetlerini tercih edenler ve âhireti özleyenler..
Büyük bir göç var, herkes gidiyor. Zulmedenler de zulme uğrayanlar da zulme seyirci kalanlar da bu sevkiyata karşı koyamaz. Göç muhakkak.

Bu göçte secdedeki zilleti tercih eden sultanların önderliğiyle ahir zaman kuyularında boğulmayan Yusuf’lar olmak duâsıyla..


 İrfan Mektebi

Fatıma Zehra (ra)

Fatimeh El Zehra veya Ez Zehra olarak da bilinen Hz. Fatıma, Hz. Muhammed (sav)'in ve ilk hanımı Hz. Hatice'nın kızı, dördüncü İslam halifesi Hz. Ali'nin (ra) eşi ve seyyidlerin validesidir. Değerli Peygamberimiz (sav)'in soyu Hz. Fatıma vesilesi ile devam etmiştir. Hz. Fatıma ve Hz. Ali'nin 2 oğlu (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) ve 2 kızı (Hz. Zeynep ve Hz. Umm Kulthum) olmuştur.

Peygamberimiz (sav)'in en küçük kızı olan Hz. Fatıma, hicretten on üç sene önce Mekke'de doğmuştur. Ona Fatıma ismini veren Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde Hz. Fatıma'nın ismiyle ilgili şöyle buyurmuşlardır:

Deylemi Ebû Hureyre (ra)'den rivayet etmiştir:
"Onu sevenleri, Allah'ın Cehennem'den uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim."
Kendisine güzel ahlakı nedeniyle 'ak yüzlü, nur, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü' anlamına gelen 'Zehra' ve 'dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah'a yönelten, iffetli ve namuslu' anlamına gelen 'Betül' lakapları yakıştırılmıştır. Çok küçük yaşlarda dahi örnek bir ahlaka sahip olan Hz. Fatıma, son derece mütevazı, söz ve davranışlarında vakur bir hanımdı. Daima hikmetli, az ve öz konuşurdu.
Küçük yaşına rağmen İslam ahlakına tabi olmanın verdiği imani güç ile Peygamber Efendimiz (sav)'e yardım etmiş ve babasının yanından ayrılmayarak Kureyş kafirlerinin işkencelerine karşı büyük bir dirayet göstermiştir. Mekke'de Müslümanlara yapılan baskı ve zulmün arttığı bir dönemde Rabbimiz'in Peygamberimiz (sav)'e verdiği hicret izni üzerine, babası ile birlikte Medine'ye göç etmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav)'in vefatından altı ay sonra vefat etmiş, genç yaşında gösterdiği imani kararlılık ve şevk ile tüm müminlere örnek bir yaşam sürmüştür.