<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415</id><updated>2011-09-28T17:51:12.281+03:00</updated><category term='Diğer Dinler'/><category term='Peygamberler Tarihi'/><category term='Hak Mezheplerimiz'/><category term='Sohbet arşivi'/><category term='Tarihten seçmeler'/><category term='English'/><category term='resimler'/><category term='Hadisi Şerif'/><category term='İslam (genel)'/><category term='Reddiyeler'/><category term='Hakdinimiz Yazılar'/><category term='İbadet'/><category term='Sahabe-i Kiram'/><category term='Şeytan'/><category term='Muhammed Mustafa sav'/><category term='Dua'/><category term='Düşündürücü Yazılar'/><category term='Haber Dünyası'/><category term='Şanlı Tarihimiz'/><category term='Allah Cc'/><category term='Ramazan-ı Şerif'/><category term='Kuran-ı Kerim'/><category term='Menkıbe ve Hikayeler'/><category term='Hikmetli Sözler'/><category term='Başörtüsü'/><category term='Resimli Âyetler'/><category term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><category term='İslamda Aile Kavramı'/><category term='Hz. Mevlâna'/><category term='Kimya-i Saadet&apos;ten Bölümler'/><title type='text'>HakDinimiz - İslâm Güzeldir</title><subtitle type='html'>İslam Su, İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul artık !</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>321</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5129159502248745215</id><published>2010-12-30T21:14:00.000+02:00</published><updated>2010-12-30T21:15:22.085+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Müslümanın Yılbaşını Kutlaması</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hangi Yılbaşı ?!... - Allâme Hüseyin Avni Hocaefendi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde, seninle alakası olmayan bir bayram var: Hıristiyanların dînî bayramı “yılbaşı”…&lt;br /&gt;Kişiliğini ve dinini, daha açığı, bütün mukaddeslerini ve değerlerini bir yana iterek, bir Müslüman olmana rağmen, “yılbaşını” sende mi kutlayacaksın?!... Kendini Hıristiyanlara benzetecek, hindi kesecek, çam devirecek, yılbaşı tebrikleri, yeni yıl kutlamaları ve sâir senin dininde bulunmayan ve onunla bağdaşmayan, insanlıkla da hiçbir alakası olmayan saçmalıklara sen de mi bulaşacaksın? “Buna dinim ne der” diye hiç mi düşünmeyeceksin?!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrâil Devleti, yani Yahûdiler, seneler oldu, “Hıristiyanların yılbaşını” kutlamayı kendi halkına yasakladı. Bundan ders almayacak mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda yılbaşını kutlarken, diğer yanda da beş vakit namazında günde en az kırk kere (Fâtiha sûresinde) &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Rabbim! beni, kendilerine gazab edilenler (Yahûdiler) ve de sapanlar(Hıristiyanlar)’ın yoluna iletme”[1]&lt;/span&gt; derken, Rabbinden ne istediğinin farkında değilsindir her halde?... Bir yanda, “Yahûdilerin ‘gazab edilenler’ Hıristiyanların da ‘sapanlar’ olduğunu ve onların yolundan gitmek istemediğini” haykırır, bu hususta Rabbinden yardım ister, öte yanda da, koşa koşa onların yoluna giderken, bu yaptığın ne kadar tutarlı bir davranış olur?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yılbaşı kutlamaları”, Hıristiyanların yolu değil de nedir?!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Bizden başkasına kendini benzeten, bizden değildir. Yahûdi ve Hıristiyanlara kendinizi benzetmeyiniz”. (Tirmizi)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kim kendini bir kavme benzetirse o, onlardandır.”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(Ebû Davud, Ahmed bin Hanbel, Ebû Ya’lâ, Taberâni)[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kim bir kavmin (topluluğun) karartısını (kalabalığını) çoğaltırsa, o, onlardandır”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(Ebû Ya’lâ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din Kitaplarımızda Yer Alan Fetvalardan Bir Kısmı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· “El-Hulâsa” isimli kitapta şöyle denilmektedir:&lt;br /&gt;Bir kimse “Nevrûz”[3]gününde bir Mecûsî’ye yumurta hediye etse kâfir olur.&lt;br /&gt;Çünkü Mecûsî’ye küfründe ve hatalarında yardımcı olmuştur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· “Mecmau’n-Nevâzil”adlı kitapta şöyle yazılmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mecûsîler nevrûz gününde toplansa ve bir Müslüman, onlar için, “güzel bir adet koydular”, dese, kâfir olur.&lt;br /&gt;Çünkü bu sözü ile küfrü kabûl etmiş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Fetâvâ-i Suğrâ”da şöyle denilmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse, daha önce satın almadığı halde, özellikle “Nevrûz” gününe saygı için bir şeyler satın alırsa kâfir olur. Çünkü bu hareketi ile kâfirlerin bayramına saygı göstermiş olur. Ancak, ihtiyaç sebebiyle satın alırsa o zaman bir şey lâzım gelmez. Bir kimse, bir insana “Nevrûz” gününde bir hediye etse ve bununla “Nevrûz”“Nevruzluk hediyesi” istese, istenen kişi, verse de vermese de “öğretmenin kâfir olması”ndan korkulur. gününe saygı göstermeyi kast etse kâfir olur. Bir öğretmen birinden &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· “Tetimme” isimli kitapta şöyle yazılıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hafs el-Kebîr el-Buhârî’den şöyle rivâyet edilmiştir:&lt;br /&gt;Bir kimse elli sene Allah celle celalühû’ya ibadet etse sonra nevrûz günü gelse ve bu güne saygı için müşriklere bir şey hediye etse Allah celle celalühû’ya küfretmiş ve elli senelik ibadetini yok etmiş olur.&lt;br /&gt;Bir kimse Nevrûz günü kâfirlerin toplandığı yere giderse kâfir olur. Çünkü bu, küfrünü i’lân etmektir.[4]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki fetvâlar, Mecûsî bayramı olan “Nevrûz” münâsebetiyle verilmiştir. Kâfirlere ait bayramların tamamının hükmü aynıdır. Bu akıl ve ilim sahibi müminler için apaçık bir husustur. Dolayısıyla, bu fetvâlar, Hıristiyan kâfirlerin dini bayramı olan “yılbaşı” için de elbette geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in tefsirine göre, “Yahudi ve Hristiyanların yoluna”… Ahmed b. Hanbel, Tirmizî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] Bu benzetme fiillerde sözlerde, kıyafetlerde, bayramlarda, adetlerde, ibadetlerde olur. İbn-i Kesir Bakara Sûresi 104. Ayet tefsiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] Orta Asya Mecûsîleri’nin Bahar Bayramı&lt;br /&gt;[4] Fıkh-ı Ekber şerhi/Aliyyü’l-Kâri, tercemesi sah. 470-471﻿&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5129159502248745215?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5129159502248745215/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5129159502248745215&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5129159502248745215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5129159502248745215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/12/muslumann-ylbasn-kutlamas.html' title='Müslümanın Yılbaşını Kutlaması'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7514726034397439835</id><published>2010-12-30T08:29:00.000+02:00</published><updated>2010-12-30T08:32:17.285+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>NOEL VE YILBAŞI (Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Rh.A)</title><content type='html'>Hak din İslâm'dır; Allah Teala bozuk inançlı, bâtıl dinli, yanlış yollu insanları sevmez ve aslâ affetmez. Hem insanlara, tüm nimetleri, güzellikleri, sağlık ve mutlulukları yüce Allah versin; hem de kâfirler ve câhiller, Allah'ı bırakıp, putlara. ilâhlara, uydurma tanrılara tapsınlar... olurmu böyle saçmalık, nankörlük, vefasızlık, idraksizlik, beyinsizlik, kalleşlik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih boyu tüm müslümanlar ve özellikle bizim nurlu dedelerimiz, bâtıl inançlarla, saçma hurafalerle, bozuk dinlerle mücadele vermiş; tüm insanları doğru yola, hak dine, hayra, iyiliğe, dürüstlüğe, dostluğa, sevgiye, ilme, irfana, ahlâka, âdâbâ, çekmeğe çalışmışlardır. Birçok ulus böylece imanı öğrenmiş, İslâm'ı seçmiş, müslüman olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bunun karşılığında, bâtıl dinlere bağlı tutucu ve yobaz teşkilatlarda, sinsi sinsi müslümanları aldatma ve kandırma çalışmalarını devam ettirmeğe çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl kandıracak? Yolu yanlış, aklı dışı, ilme aykırı... Normal konuşma ve akıl-mantık yoluyla kendilerini savunamaz, insanları kendi bâtıl dinlerine çekemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman ellerinde bir çare kalıyor, zevk eğlence, hokkabazlık yoluyla kalp kazanmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şu yılbaşı eğlenceleri bu mantıkları doğurmuştur: Çam ağacını süslemek, ışıklandırmak, pamuklarla bembeyaz yapmak; bir adamı Noel Baba kıyafetine sokmak, çocuklara onun aracılığı ile hediye dağıtmak; havai fişekler, eğlence, dans, zevk, safa v.s.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar bir müslümanın kabul edebileceği şeyler değil. Müslüman bâtıl hristiyan âdetlerini, hurafeli putperest faktörünü taklid etmez. Hristiyanlar, çam ağacını, o gece o ağaca Hz. İsa (a.s.) inecek sanarak dinî bir inançla süslüyor! Noel Baba dedikleri Saint Nikola adlı bir hristiyan azizi. Bunlardan bize ne!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde Noel Baba'yı ağzımıza bile almamalı, noel merasimlerine kesinlikle katılmamalı, bu isim arkasında ne dolaplar döndüğünü, ne gizil emeller beslendiğini çok iyi bilmeli, hatta başkalarını da bir güzel uyarmalı, tembihlemelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa çok ayıp ve çok günah olur size! Aman, yeni yılı veballe, günah, şom ve uğursuz bir şekilde başlayıp sonunda pişman ve perişan olmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülçocuk-22&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOEL VE YILBAŞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7514726034397439835?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7514726034397439835/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7514726034397439835&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7514726034397439835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7514726034397439835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/12/noel-ve-yilbasi-prof-dr-mahmud-esad.html' title='NOEL VE YILBAŞI (Prof. Dr. Mahmud Es&apos;ad Coşan Rh.A)'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-9146288042288405979</id><published>2010-11-17T08:49:00.001+02:00</published><updated>2010-11-17T08:49:56.613+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>İyd Mübarek!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TON7CiwZbSI/AAAAAAAACb4/Wsqy1dh8ytQ/s1600/bairam.moskovazade.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TON7CiwZbSI/AAAAAAAACb4/Wsqy1dh8ytQ/s400/bairam.moskovazade.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540407250215595298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-9146288042288405979?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/9146288042288405979/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=9146288042288405979&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9146288042288405979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9146288042288405979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/11/iyd-mubarek.html' title='İyd Mübarek!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TON7CiwZbSI/AAAAAAAACb4/Wsqy1dh8ytQ/s72-c/bairam.moskovazade.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-633005249033369477</id><published>2010-11-11T19:24:00.009+02:00</published><updated>2010-11-11T19:52:08.061+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>Zilhiccenin İlk On Gününe Mahsus Zikirler/Duâlar</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ZİLHİCCE / ON GÜNLER VE ZİKİRLERİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Zilhicce’nin on gününde yapılan ibâdetler kadar, diğer günlerin hiç birindeki ibâdet Allâh’a sevgili değildir. Bugünlerden her birinin orucu, bir senenin orucuna, gecelerinden her birinin ihyâsı da, Kadir gecesinin ihyâsına muâdildir.”&lt;/span&gt; (Tirmizî, Savm, 52; İbn-i Mâce, Sıyam, 39)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadir Gecesine ömrümüzde bir kere denk gelebildik mi Allahu A’lem. Ama işte müjde, işte fırsatlarla dolu bir ay.. Rabbim diyorum, hak etmezken bizim gibilere nekadar cömert! Ramazan ayına özlem çekenlerin hasretini giderecek bu on günler inşeAllah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de birkaç zikir paylaşayım. Cübbeli Hoca vermişti, İsâ aleyhisselâm’ın havârilerine öğrettiği pek kıymetli beş zikir var. Günde yüz defa okunması tavsiye edilir. Bu sadece onun ümmetine mahsus değil. Ebul Leys Semerkandî Hz. ve Abdulkâdir-i Geylani Hz. kitaplarında bunu fazîletleri ile birlikte zikrettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havariler İsa (a.s) a:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;” Bu duaları okuyanın sevabı nedir?” diye sorduklarında şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birincisini 100 kere okuyan kimsenin ameli gibi bir amel, o gün yer halkından hiçbirine yazılmaz. O kul, kıyamet günüen fazla hasenatın sahibi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisini 100 kere okuyana, Allahu Teala bir milyon hasene yazar, o kadar da günahını siler ve onun cennette on bin derecesi yükseltilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsünü 100 kere okuyana gelince; gökten yetmiş bin melek, elleri açık bir halde inerler ve bu duayı okuyanlara salat ve rahmet yağdırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncüyü 100 kere okuyanın bu duasını bir melek alıp, Rahman Tealanın huzuruna koyar. Rahman Teala o anda o duayı okuyana nazar eder. Allahu Tealanın kendisine bir defa teclli buyurduğu kişiyse asla bedbaht olmaz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşincisi ise bana ait bir duadır. Onun sevabının açıklamasını yapmam için bana izin verilmemiştir..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zilhiccede her günün orucunun bir seneye denk olması, gecelerini ihyasının Kadir gecesine müsavi olması, zikirlerinin kat kat katlanmasından hemen şu hadîs-i şerif geliyor insanın aklına; Allâh bu ümmete ömrü az, ama kazancı çok verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fecr Suresinde geçen ON GECE nin Zilhiccenin ilk on gecesi olduğu kuvvetli rivayetlerde geçiyor. &lt;a href="http://video.yahoo.com/watch/6157834/15992807"&gt;Fecr Suresini dinlemek isterseniz buraya,&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zilhicce Ayının Faziletleri Hakkıda Cübbeli Hocamızın Sohbetini indirmek/dinlemek/sevdiklerinize &lt;a href="http://www.divshare.com/download/13090962-db3"&gt;göndermek isterseniz TIKLAYINIZ.&lt;/a&gt; (download seçeneğine tıklayıp bilgisayarınıza indirebilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ZİKİRLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. ZİKİR: Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu yuhyî ve yumît. Bi yedihil hayruve huve alâ kulli şey’in Kadîr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwr3mH0tiI/AAAAAAAACbw/a3s1uQcneUA/s1600/1.dua.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 93px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwr3mH0tiI/AAAAAAAACbw/a3s1uQcneUA/s400/1.dua.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5538349875885028898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. ZİKİR: Eşhedu en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. İlâhen, Vâhiden, Sameden lem yettehiz, sâhibeten ve lâ veledâ.&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، اَحَداً صَمَداً لَمْ يَتَّخِذْ صاحِبَةً وَلا وَلَداً&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; birdir; ihtiyaçsızdır; kendisine eşi ve çocuk edinmemiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. ZİKİR: Eşhedu en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu, yuhyî ve yümîtu ve huvel Hayyul lâ yemûtu. Bi yedihi’l hayru ve huve alâ kulli şey’in Kadîr.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيى وَيُميتُ وَهُوَ حَىٌّ لا يَمُوتُ، بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْء قَديرٌ&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; saltanat ve hamd ona hastır; diriltir ve öldürür; O ölmeyen diridir; hayır O’nun elindedir; O’nun her şeye gücü yeter.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. ZİKİR: Hasbiyallâhu ve kefâ. Semiyallâhu limen de’â. Leyse verâellâhi müntehâ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwrsIxVDRI/AAAAAAAACbg/iCw-fmjFaSg/s1600/4.dua.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 48px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwrsIxVDRI/AAAAAAAACbg/iCw-fmjFaSg/s400/4.dua.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5538349679027490066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İSE: “Allahümme lekel hamdü kema tekûlü ve hayran mimma nekûl, Allâhümme leke salâti ve nüsüki ve mahyaye ve memati ve leke Rabbi türasi, Allâhümme inni euzü bike min azabil kabri ve min şetatil emri, Allâhümme inni es’elüke min hayri ma tecri bihi’r- rıhu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwrwy-qnpI/AAAAAAAACbo/EShTRmoOzHQ/s1600/5.dua.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 70px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwrwy-qnpI/AAAAAAAACbo/EShTRmoOzHQ/s400/5.dua.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5538349759077195410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerinizde olsam bilgisayara kaydederek veya çıktısını alarak hergün ilaç niyetine içerdim bunları(:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese gönderelim lütfen. Hayra vesile olan hayrı yapan gibi sevaba kavuşur inşaAllah.&lt;br /&gt;Selametle&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-633005249033369477?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/633005249033369477/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=633005249033369477&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/633005249033369477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/633005249033369477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/11/zilhiccenin-ilk-on-gunune-mahsus.html' title='Zilhiccenin İlk On Gününe Mahsus Zikirler/Duâlar'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TNwr3mH0tiI/AAAAAAAACbw/a3s1uQcneUA/s72-c/1.dua.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-4204953551019548473</id><published>2010-10-24T17:09:00.002+03:00</published><updated>2010-10-24T17:31:26.030+03:00</updated><title type='text'>Cübbeli Ahmet Hoca ve Marifet Derneği Basın Açıklaması</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.cubbeliahmethoca.tv/basin/421-cuebbeli-ahmet-hoca-ve-marifet-dernei-basn-acklamas.html"&gt;Cübbeli Ahmet Hoca ve Marifet Derneği Basın Açıklamasını Dinlemek İçin TIKLAYIN.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmud Efendi Hazretleri'nin Yeni Şafak Gazetesi'nin ''Cübbeli Hoca Provokatördür'' Haberine ilişkin Yorumu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.ismailagacemaati.com/mambots/content/jw_allvideos/players/mediaplayer_4.3.swf" height="300" width="400" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" flashvars="file=http%3A%2F%2Fwww.iac6.info%2Fmahmudefendivideolari%2Fwowotelyemek.flv&amp;amp;volume=100&amp;amp;plugins=viral-1d"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-4204953551019548473?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/4204953551019548473/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=4204953551019548473&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4204953551019548473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4204953551019548473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/10/cubbeli-ahmet-hoca-ve-marifet-dernegi.html' title='Cübbeli Ahmet Hoca ve Marifet Derneği Basın Açıklaması'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5035221964082939228</id><published>2010-10-19T08:20:00.000+03:00</published><updated>2010-10-19T10:12:54.368+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Rabıta Sonradan mı Çıktı ?</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="330"&gt;&lt;param name="movie" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.17"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#000000"&gt;&lt;param name="flashVars" value="id=&amp;amp;vid=6026045&amp;amp;lang=en-us&amp;amp;intl=us&amp;amp;thumbUrl=http%3A%2F%2Fl.yimg.com%2Fa%2Fp%2Fi%2Fbcst%2Fvideosearch%2F11286%2F93534213.jpeg&amp;amp;embed=1"&gt;&lt;embed src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.17" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="330" allowfullscreen="true" bgcolor="#000000" flashvars="id=15660658&amp;amp;vid=6026045&amp;amp;lang=en-us&amp;amp;intl=us&amp;amp;thumbUrl=http%3A%2F%2Fl.yimg.com%2Fa%2Fp%2Fi%2Fbcst%2Fvideosearch%2F11286%2F93534213.jpeg&amp;amp;embed=1"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5035221964082939228?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5035221964082939228/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5035221964082939228&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5035221964082939228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5035221964082939228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/10/rabta-sonradan-m-ckt.html' title='Rabıta Sonradan mı Çıktı ?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-4190043181899681890</id><published>2010-10-16T08:10:00.004+03:00</published><updated>2010-10-16T08:20:15.031+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şanlı Tarihimiz'/><title type='text'>Osmanlı'da Kapı Tokmakları</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;Osmanlıda Aile Mahremiyeti Örneği: K a p ı   T o k m a k l a r ı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TLk1ha9N9LI/AAAAAAAACbM/03rOB80ySGs/s1600/osmanli-kapi-tokmaklari.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TLk1ha9N9LI/AAAAAAAACbM/03rOB80ySGs/s320/osmanli-kapi-tokmaklari.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528508865862038706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı aile hayatındaki mahremiyet önem arzederdi. Konakların giriş kapısında bulunan kapı tokmakları gelenin kimliğini anlamak için farklı dizayn edilirdi. Gelen kişinin beyefendi mi hanımefendi mi olduğunu ayırmak için kapı tokmaklarının çift halkadan müteşekkil yapıldığını biliyor muydunuz??&lt;br /&gt;Bunlardan genellikle, aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir beyefendi misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı..&lt;br /&gt;Osmanlı medeniyeti; altı asrı üç kıtada kucaklayan, kalb-i selîm, akl-ı selîm, zevk-i selîm sacayağı üzerine oturtulmuş bir denge içerisindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile, mahalle ve şehir hayatının yanında, yemede, içmede, giyimde kuşamda gösterdiği edeb ve adabı ile saygın bir medeniyetdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'nın aile, mahalle ve şehir hayatı, hoş bir nostaljinin ötesinde, insana insan olmanın zevkini ve keyfini doyasıya yaşatan bir güzellikler hazinesidir.&lt;br /&gt;Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine bina edilmemiş, güzellikler, hayatın bütün safhalarına işlenmiş ve yaşanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zarafettir Osmanlı’da yaşam ince nüanslarla bezenmiştir. Hayatı anlamlı kılacak en ince ayrıntılar düşünülmüş ve bu hassasiyet her konuya alabildiğince hakîm olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzelliklerin böylesine dizayn edilmesinin arkasında tasavvuf hayatının yaşanması yer alır. Artık bu hassasiyetin yer almadığı günümüzde geçmişteki o ince ayrıntıları hatırlamak muhakkak ki ecdada vefa borcudur. Kapı tokmaklarında ki bu hassasiyet aile hayatına verilen önemin göstergesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailedeki saygınlığı bir başka açıdan Fransız şairi Pierre Loti’de dile getirmiş: &lt;em&gt;"Dünyanın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! Bu gerçeğin sırrı, Türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin sahibesi olan kadının giyinişi, başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşam üzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi planda bir çiçek kadar saftır. Bu madde temizliği kadının iç dünyasındaki temizliğinden gelir. O kadın içki, kumar ve dış dünyayı bilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış dünyayı bilmeyen Osmanlı kadını, tecessüs illetinden de kurtulmuş olur. Evinde mesut bir hayat yaşar. Kavga gürültü nedir bilmez. Gönlünü Allah'a, kocasına, çocuklarına bağlar. Zihnini fuzuli şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. Dolayısıyla ahlâklıdır. Böyle olunca yuvasının hürmete şayan, şerefli bir unsuru olur...”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı halkalarının bir kurdela ile sıkı sıkı bağlanması evde kimsenin olmadığını, gevşek bağlanması evdeki kişinin yakın zamanda döneceğini, sadece bir halka bağlandığı takdirde evde insan olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Türk insanın hayat görüşü, işte bir yaşam felsefesi, işte bir dünya görüşü.&lt;br /&gt;Dünyada böyle bir uygulamanın eşini ve benzerini biraz zor görürsünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-4190043181899681890?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/4190043181899681890/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=4190043181899681890&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4190043181899681890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4190043181899681890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/10/osmanlda-kap-tokmaklar.html' title='Osmanlı&apos;da Kapı Tokmakları'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TLk1ha9N9LI/AAAAAAAACbM/03rOB80ySGs/s72-c/osmanli-kapi-tokmaklari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2072136462027745577</id><published>2010-09-27T09:43:00.000+03:00</published><updated>2010-09-27T09:45:49.824+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Yediklerimiz Helâl mi? Çarpıcı Türkiye Gerçekleri!</title><content type='html'>Esselâmu Aleykum arkadaşlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada satılan yiyecekleri ne kadar güvenli buluyoruz diye bir anket yapsak sonuç ne olur hiç merak ettiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Semerkand tv’deki bir programda çok çarpıcı gerçeklere değinildi. Öyle ki bir an Türkiye’de yaşasam ne yerdim, nelerden vazgeçerdim endişesiyle başbaşa kaldım. Kardeşler durum vahim. Hem de çok vahim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa belâ olan katkı maddeleri “E kardeşlere” aşinasınızdır. Bunların bir bölümü hayvansal kökenli bunu da biliyorsunuzdur. Fakat biz dikkat ediyoruz, güvenilir marka alıyoruz diye kendimizi kandırmayalım. Bunlardan iki tanesine dikkat çekti Dr.Hüseyin BÜYÜKÖZER.&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; E471, E472 &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Mono ve Digliseridler)&lt;/span&gt;. Yaklaşık 300 çeşit katkı maddesinden biri olan bu şifreyi gördüğünüz ürünü almayın bizden söylemesi! Neden? Kökeni (ekseriyetle haram) hayvan yağları asitleri VEYA bitki yağları asitleri olma ihtimalleri vardır. Kullanım alanları malesef epey geniş: bisküvilerde, pasta, tatlı ve dondurmalarda, mayonezlerde, hazır çorbalarda, hatta ekmeklerde..&lt;br /&gt;(Ben bu programı izledikten sonra deli gibi elime aldığım her şeyin hemen içeriğine bakmaya başladım. Öyle işkillendim ki, sakız, süt, ekmeğe bakmadan alamaz oldum. Geçen gün sürekli aldığım dondurmanın içeriğine bir gözatayım dedim, mono digliserit yazıyordu. Resmen şok oldum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim süt ürünleri hususuna…&lt;br /&gt;Biliriz ki leşin olduğu yerde dolanıp durur muhakkak kâfirler. Nerede saf,temiz, helal var ise onu kirletmek için elinden geleni ardına koymaz. Yoğurdu da böylece değiştirmiş, jelatin eklemişler. Jelatin hayvanların artık kemik ve derilerinden elde edilen bir madde. Kafir, bunu domuzdan çıkarmayı çok iyi biliyor. Kendimiz evde yaptığımız yoğurda dikkat edelim, ilk kaşıktan sonra doğal bir sulanma görülüyor değil mi? Evet, bu tabii bir şey. Sütün içerdiği su sâyesinde yoğurdun bir kısmı sulanıyor.&lt;br /&gt;1 ton süt %40 su ihtivâ eder. İşte bu suyu yoğurda çevirebilen bir madde jelatin. Yoğurttaki suyu katılaştırarak âdeta yutuyor. Söylendiğine göre 1 ton yoğurda 4-5 kg jelatin atılarak susuz, katı yoğurt yapılıyor. Bunun firmalara katkısı yadsınamayacak derecede. Maliyeti %40 etkiliyor. Asıl tehlikeyi daha duymadınız.. Firma sahipleri kendi ürünlerinde haram kullandığının farkında değil. “Bunun da mı helali haramı var?” diye soranlar oluyormuş. Üretici bilmiyor, vay haline tüketicinin !!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gayri müslimler yılda 380 bin ton jelatin üretimi yapıyor, 200 bin tonunu müslümanlara satıyor!! Türkiye’ye geçen yıl 4 bin ton jelatin girmiş. Bu jelatinlerin büyük kısmı yurtdışından ülkemize şeker çuvallarında getirtiliyor. Menşei belirsiz şekilde piyasaya sürülüyor. Kimsenin ruhu duymadan bu pis katkıyı kötü emellerinde kullanabiliyorlar. Yapılan araştırmalara göre bir Türk yoğurt firmasının %100 domuz jelatini kullandığı tespit edilmiş !!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla da bitmiyor ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanma tarihi geçen peynirler toplatılıp fabrikalara geri götürülüyor, eritme peyniri ve kaşar peyniri yapılıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine tarihi geçen sucuk, salamlar öğütülüp 2. kalite olarak küçük işletmelere (büfeler,hotdog gibi) satılıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne yapacağız kardeşler? Bunlardan belli bir ölçüde sakınmak da kafi gelmez ki, hayatımızdan kökünden silip atmamız lazım. Baksanıza domuz jelatininden söz ediliyor, müslüman ülkede böylesine bir rezillik, terbiyesizlik, ne desek hafif kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip olan bir şey daha var.. Biz yurtdışında yaşadığımızdan yediklerimiz hep sınırlı, marketteki haramları bir kenara koyun, şüphelileri de yanına ekleyin yiyeceğimiz pek bir şey kalmıyor desem yalan olmaz. Ama ben bu duyduklarımdan sonra Türkiye’de de artık ne tavuk, ne yoğurt yiyebiliyorum. Bu nasıl bir tezat? Gavur memleketiyle benim memleketim aynı kefede tartılıyor.. Burda yiyemediğimi orda da yemiyorum ve ne yazık ki gün geçtikçe aradaki fark kapanmakta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâsılı, insanın yediği neyse kendisi Odur. Yediklerimiz bizi sadece maddî mânâda doyurmakla kalmaz mâneviyatımıza da tesir eder. Dikkat ederseniz rüşvetle, hırsızlıkla, haramla büyüyen bir nesil arsız olur, âsi olur. Haram lokma kalbi öldürür, helâli ise kalbi diriltir. Bir lokma haram 40 gün duânın kabulüne engeldir, buyuruyor Kâinatın Efendisi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem.&lt;br /&gt;Âhir zaman alâmetlerinin bir bir vukû bulduğu günümüzde yediklerimiz/içtiklerimizde son derece seçici ve ihtiyatlı olmak durumundayız. Şâh-ı Nakşibend Hazretleri buyurdular ki, “Vücûduna haram lokma karışmış olan kimse, namazdan tat alamaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashabın büyüklerinden Sâ’d bin Ebi Vakkas Hazretleri Peygamberimize gelerek: “Ya Rasûlallah! Duâ buyurunuz da ben duâsı, makbul olanlardan olayım.” dedi.&lt;br /&gt;Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem de O‘na: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ya Sa’d! Helâl ve güzel ye. Duân kabul olunur.”&lt;/span&gt; buyurdu.&lt;br /&gt;(İmâm-ı Gazâlî, İhya Ulûmiddîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük rehberimiz Muhammed Mustafa aleyhissalatu vesselâm’ın şu buyruğuyla sonlandıralım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. “&lt;br /&gt;[Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû 3, (3329, 3330); Tirmizî, Büyû 1, (1205); Nesâî, Büyû 2, (7, 241).]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce de şu âna dek yediklerimiz için tevbe etme vaktimiz gelmedi mi? Haydi hep birlikte duâya duralım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Rabbel Âlemîn!! “İnnallâhe yuhibbu-ttevvâbîne”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler bilmeden haram lokmadan ne yediysek tevbe ettik, vücudumuzda ne kaldıysa o haram lokmadan affet! Bir daha yememeye azmettik, lütfunla bizleri haramlardan, şüphelilerden uzak eyle!&lt;br /&gt;Ey Rabbimiz! Sen’den başka ilâh yoktur. Bizler ancak nefislerimize zulmettik. Afv u mağfiret eyle! Kereminle günahlarımızı, kusurlarımızı örtüver!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Âmin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُون َ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O kimseler ki; çok çirkin bir iş yaptıklarında yahut (küçük bir günah işleyerek) kendilerine zulmettiklerinde Allâh’ı hatırlarlar da, hemen (pişman olup tövbe ederek) günahları için bağışlanma isterler. -Zaten Allâh’tan başka günahları kim bağışlayabilir?-&lt;br /&gt;Ve kendileri (işledikleri günahın çirkinliğini) bilmekte bulunuyorlarken, yapmış oldukları (kötü) şeyler üzerine ısrarcı olmazlar. (Bilakis istiğfara sarılarak ısrarcı olma vasfından kurtulurlar.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Âl-i İmrân Sûresi 135. âyet-i kerîmesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı Semerkand Tv’de seyrettiğim Dr. Hüseyin Büyüközer’in konuşması üzerine yazmaya karar verdim. Helâl ve haram gıdalar hususunda daha geniş mâlumat için programin tekrarini Izleyiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gıdalarda helal ve haram konulu sohbeti dinlemek isterseniz Buraya Tıklayınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duâm o dur ki, Rabbim celle celâlühû bu yazıdan, okuyanlara tesir halk eylesin. Tevfîk Allâh-u Teâlâ’dandir.&lt;br /&gt;Hepiniz Allâh’a emânet olunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif D. Dokumacı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2072136462027745577?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2072136462027745577/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2072136462027745577&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2072136462027745577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2072136462027745577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/09/yediklerimiz-helal-mi-carpc-turkiye.html' title='Yediklerimiz Helâl mi? Çarpıcı Türkiye Gerçekleri!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2405887199612168966</id><published>2010-09-23T10:25:00.000+03:00</published><updated>2010-09-23T10:26:11.295+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Kadının Yüzüne ve Eline Bakmak</title><content type='html'>Kadının Yüzüne ve Eline Bakmak [Zaruretsiz] Caiz Değil dir.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El ve yüzün avret olmadığını iddia eden alimler, yüz ve ellerde hiçbir ziynet eşyasının olmamasını ve bunların açılmasının fitneye sebeb olmamasını şart koşmaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebeble zamanımızdaki kadınların yüz ve ellerinde kullandıkları süs eşyaları ile erkekler arasında gezmelerinin haram olduğunda hiçbir alimin şüphesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz ve ellerin avret olmadığını iddia eden alimlerin sözleri, yüz ve ellerin açık olmasının farz olduğu, sünnet olduğu veya bunların örtülmesinin bid'ad olduğu manasına gelmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü böyle bir İddiayı müslüman bir alim değil, sade bir müslüman bile öne süremez. Bunların sözlerinin manası, zaruret halterinde ve fitneye sebeb olmadığı takdirde açılmalarında bir vebal olmadığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde yaşadığımız çağda şeytanın yardımcıları alabildiğine çok, fuhuş ve ahlaksızlık alabildiğine yaygındır. Bu yüzden bugün hiçbir alim, hatta akıllı bir insan yüzün açılmasının caiz olduğunu söyleyemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu veba hastalığına benzeyen ahlaksızlığın ümmet İçinde ve bilhassa yabancı kadınları taklid eden kadınlar arasında hızla yayıldığını gören her alim yüzün açılmasının haram olduğuna hükmeder. Çünkü bu devirde fitne ve fesad muhakkaktır. Kötülüğe davet eden vasıtalar son derece yaygındır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bugünkü manada ilericilik taslayan hiçbir toplum görmedim ki, Aliahu taalanın. «Mümin erkeklere söyle: Gözlerini sakınsınlar.» âyeti ile Resulullah (sav)'ın, «Gözünü çevir.» buyruğunu duyan, dinleyen bulunsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hülasa böylesine bozuk bir zamanda korunmak farzdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aliahu taala isteyeni doğru yola iletsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhammed ali es sabuni rahimehullah - ahkam tefsiri - nur suresi tefsiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.reddulmuhtar.com/giris"&gt;http://www.reddulmuhtar.com/giris&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2405887199612168966?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2405887199612168966/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2405887199612168966&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2405887199612168966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2405887199612168966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/09/kadnn-yuzune-ve-eline-bakmak.html' title='Kadının Yüzüne ve Eline Bakmak'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6032832130896565664</id><published>2010-09-23T09:56:00.003+03:00</published><updated>2010-09-23T10:03:57.372+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuran-ı Kerim'/><title type='text'>Allah'u Tealanın Arşa İstivası</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araf 54- Şüphesiz sizin Rabbiniz ancak O Allah'tır ki; gökleri, yeri, güneşi, ayı ve yıldızları (akıllı varlıklar gibi) emr (ve irades)ine boyun eğdirilen (ve kendilerinden istenen hiçbir vazifeyi eksik etmeyen) varlıklar olarak (dünya günlerinden) altı gün (miktarına denk gelecek vakit)de yaratmıştır. Sonra (bir mekâna yerleşmekten münezzeh olarak Zât'ına yakışır şekilde) Arş'a istiva buyurmustur / (emri ve hükmü) Arş'a (yönetip) istiva etmişti /sonra Kendisi (en büyük cisim olan) Arş (dâhil, tüm yaratıklar)ı (hükmü altına alıp, hepsini ilmen kuşatıcı şekilde) istilâ etmiştir /, O, geceyi gündüze bürü(yüp ört)mektedir ki, o onu koşturulurcasına talep (ve takip) etmektedir. İyi bilin ki; yaratmak da, yönetmek de /(istediklerini) emretmek de / (geçerli) irade (ve kudret) de / sadece O'na aittir! Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın (hayrı ve) bereketi dâima pek çok olmuştur / Allah dâima (bütün noksan sıfatlardan son derece uzak ve) münezzeh olmuştur / (İlâhlıkta tek olarak) çok yüce ve pek büyük olmuştur /.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri bazı âyeti kerîmeler, "Müteşâbih âyetler" den oldukları için kendilerini yanlış yorumlayan birçok sapık fırka, Allâh-u Te'âlâ'nın gökte olduğunu ve Arş'ın üzerinde oturduğunu iddia etmektedirler Hâlbuki Allâh-u Te'âlâ bir mekânda olma ve oturma gibi noksan sıfatlardan son derecede münezzehtir. Bu âyetin îzâhı hakkında seleften ve haleften iki görüş naklolmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Selefe göre; "İstiva" kelimesi, hiç tevil edilmeyip: "Allâh-u Te'âlâ'nın şânına yakışan bir istiva" ile tefsir edilmiştir ki, biz de birinci mana olarak bunu tercih ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Halefe göreyse: "Allâh-u Te'âlâ'nın emir ve hükümlerinin Arş'a indirilişi" ya da "Allâh-u Te'âlâ'nın gücünün, en büyük cisim olan Arş dâhil tüm yaratıkları istilâsı" gibi uygun manalarla te’vil edilmiştir. Nitekim biz de, kesme işaretleriyle bu iki manayı belirttik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selefin mezhebi, mesuliyetten kurtulma bakımından eslem (daha selâmetli) ise de, halefin görüşü, fitnelere kapı açmamak bakımından ahkem (daha kuvvetli)dir. Âyet-i kerime veya hadîs-i şeriflerde Allâh-u Te'âlâ'ya nispet edilen "Fevkıyyet" ve "Ulviyyet" gibi vasıflardan herhangi biri, Ehl-i Sünnet ulemâsının selef ve halefinin hiç birine göre, mekân ve mesafe üstünlüğü gibi manalarla îzâh edilmeyip, sadece kudret ve kuvvet üstünlüğü ile te'vil edilmiştir, Bu gibi müteşâbih âyetlerin îzâhı için bakınız: Al-i İmrân Sûresi: 9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allâh-u Te'âlâ'nın, kullarının fevkinde oluşu" ve 'Allâh-u Te'âlâ'nın mekândan münezzeh oluşu'gibi itikâdî meselelerle ilgili akli ve nakli birçok delil, ayrıca; asırlarının imamları olan otuz üç mûfessirin eşsiz beyanları; Rûhu'l-Furkan Tefsirimizde. En'âm Sûresi: 3. ve 18. âyet-i kerimelerin izahlarında tafsilâtla zikredilmiştir ki, mütalaası kaçınılmazdır! (8/418-425,511-535)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kuran-ı Mecid - Mahmud Ustaosmanoğlu Hazretleri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.reddulmuhtar.com/giris/dini-bilgiler.html"&gt;http://www.reddulmuhtar.com/giris/dini-bilgiler.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6032832130896565664?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6032832130896565664/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6032832130896565664&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6032832130896565664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6032832130896565664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/09/allahu-tealann-arsa-istivas.html' title='Allah&apos;u Tealanın Arşa İstivası'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3702921033097552034</id><published>2010-09-15T18:46:00.001+03:00</published><updated>2010-09-15T18:47:30.257+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hak Mezheplerimiz'/><title type='text'>MEZHEBSİZLERE İKAZ</title><content type='html'>MEZHEBSİZLERE İKAZ /Mehmet Şevket Eygi.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezhepsiz Kardeşime Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhterem kardeşim... Dört fıkıh mezhebi ortadan kalkınca Müslümanların bir ve beraber olacağını, tefrikanın ve çekişmelerin kalkacağını iddia ediyorsun. Mezheb sahibi olmayı zararlı görüyorsun. Yanılıyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört fıkıh mezhebi esasta, usûlde, temelde birdir, aralarında ayrılık yoktur. Çeşitlilik esasa ait değildir, teferruata ait bazı meselelerdir ki, bir sakınca teşkil etmez. Aksine bir rahmet ve zenginlik teşkil eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört mezhep kalkar ve mezhepsizlik yayılırsa ne olur biliyor musun? Her kafadan ayrı bir ses çıkar. Elifi görse mertek sanan cahiller ictihad yapar, fetva verir, din hakkında konuşur, söz ayağa düşer. Hak fıkıh mezhebi dört iken; binlerce, on binlerce, yüz binlerce bozuk, yanlış, sapık mezhep çıkmış olur. Bu ise Ümmet içinde kaos ve anarşi doğurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin mezhep aleyhtarlığınızın samimî olduğunu kabul edelim. Lakin bütün mezhepsizler sizin gibi değildir. Bazı kimseler, Ehl-i Sünnet İslâmlığını yıkmak, onun yerine yanlış yorumlara dayanan birtakım marjinal bid'at fırkalarını hakim kılmak istiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de yazmıştım, iki büyük ve zengin Ortadoğu devleti Türkiye'yi kendi mezhep veya fırkalarına sokmak için gece gündüz çalışıyor, bu yolda büyük paralar harcıyor. Onlar doğrudan doğruya, açık ve samimî olarak Ehl-i Sünnet fıkhını, mezhebini, akaidini bırakın bizim mezhebimize girin demiyorlar, öncelikle Türkiye Müslümanlarını mezhepsizleştirmek istiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların oyunlarına gelmemeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taqiyyeyi bıraksınlar, cesur olsunlar, açık olsunlar, samimî olsunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeniz bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak nasıl açık seçik konuşup yazıyorsam onlar da böyle yapsınlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Ehl-i Sünneti kimler istemiyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Başka bir mezhebe, fıkha bağlı bir Ortadoğu devleti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ehl-i Sünnet dışı bir mezhebe bağlı başka bir devlet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Reformcular, dinde yenilik, değişiklik isteyenler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Müslüman yerli oryantalistler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Fazlurrahmancılar, Ankara ekolü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Sekülarizmle İslâm'ı bağdaştırmak, uyumlu hale getirmek isteyenler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Bir kısım militan Sabataycılar, Gizli Yahudiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Kemalistler, Ergenekoncular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların Ehl-i Sünnet aleyhinde çalışmaya hakları var da, benim Sünnî bir Müslüman olarak kendi mezhebim ve fıkhım için çalışmaya hakkım yok mudur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezhep ve mezhepsizlik konusundaki yazılarım bazılarını çok üzüyor, çok öfkelendiriyor. Hattâ küfür edenler, ağır hakaretler savuranlar bile görülüyor. Müslümanların kendi aralarındaki ihtilaflı konuları, anlaşmazlıkları ahlâk, edep, terbiye, efendilik, kardeşlik, insaf ve adalet sınırları içinde olumlu bir şekilde tartışmaları ve müzakere etmeleri gerekmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, bazı mezhepsizlerin göklere çıkardıkları Kurtuluş Rehberi ilan ettikleri Efganî'yi ele alalım. Aykırı fikirleri olan bir zat "Efganî'yi tenkit edenler onun taharet bezi olamazlar..." demiş. Bu söz bir ilim adamına, ziyalı (aydın) bir  Müslümana yakışır mı? Efganî gerçekten büyük, iyi, faziletli bir Müslüman ise bunu ciddî, ilmî bilgi ve belgelerle, tutarlı gerekçelerle isbat etmeye çalışsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ne diyorum: Efganî azılı bir farmasondur diyorum. Şiî olduğu halde kendisini Sünnî, İranlı olduğu halde Afgan olarak göstererek din kardeşlerini aldatmıştır, herkesin ictihad yapması yönündeki fikri ve görüşü bozuktur, maceraperest ve aktivisttir, İran şahını onun bir yakını katl etmiştir, ihtilalcidir, bir İngiliz ajanı ile yakın ilişkisi vardır, Bahaîlikle alakası vardır... Bunlara niçin cevap verilmiyor da, taharet bezi edebiyatı yapılıyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efganî'nin mason olduğunu söylemek iftira mıdır, hakaret midir? Bu gerçeği gizlememizi mi istiyorlar? Açıklanınca niçin sinirleniyor ve hakaret ediyorlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim yazılarım büyük Müslüman kütle içindir. Mezhepsizleri muhatap kabul etmem. Sevgili din kardeşlerimi uyarıyorum: Zamanımızın en büyük fitnesi mezhepsizliktir, fıkıh ve Sünnet düşmanlığıdır. Sahih hadîslerin ayıklanması büyük fitnedir. Bu ayıklanma işinde bir Cizvit papazının çalıştırılması büyük ihânet ve rezalettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reformculuk, evcil ve ılımlı bir İslâm türetme çabaları İslâm ve Ümmet için en büyük tehlikedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i Sünnet, bid'atleri, hurafeleri kabul etmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bid'atler ve hurafeler elbette ayıklanacaktır. Lakin sahih hadîsler ayıklanamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir Müslüman olarak dinde reformu, mezhepsizliği, hadîs ayıklanmasını, Kur'ân'ın heva ve re'y ile yanlış yorumlanmasını asla kabul etmem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcazetsiz, ehliyetsiz, reformcu ilahiyatçılara asla güvenmem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laik düzenin ilahiyat fakültelerinden, icazetli din hocası çıkmaz, genellikle oryantalist yetişir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm kültüründe ilahiyatçı kelimesi ve terimi yoktur. Ulema, fukaha, müfessirîn, muhaddisîn kelimeleri vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcazetsizlik büyük, vahim, öldürücü bir kopukluktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanet her geçen gün bunların kontroluna, tesiri altına giriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mason masonluk, reformcu reformculuk için nasıl çalışıyorsa ben de Ehl-i Sünnet için çalışacağım. İtirazı olan, gerekçelerini belirterek edeple, terbiyeli bir şekilde tartışsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeniz Ehl-i Sünneti savunmak için hiçbir yerden para almıyorum, herhangi bir maddî menfaatim yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i Sünnet ve Cemaatin doğru yol olduğunu ilmelyakîn ve hakkalyakîn bildiğim için bu yazıları kaleme alıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3702921033097552034?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3702921033097552034/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3702921033097552034&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3702921033097552034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3702921033097552034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/09/mezhebsizlere-ikaz.html' title='MEZHEBSİZLERE İKAZ'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1645794644511820053</id><published>2010-09-13T22:29:00.001+03:00</published><updated>2010-09-13T22:33:37.371+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Böyle Tesettür Olmaz!</title><content type='html'>TESETTÜRÜN GİDİŞATI..... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Şevket Eygi | Milli Gazete&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı İslâmcı kadınlar Feminist İslâmcılar, modern ve çağdaş Müslüman kadınlar!.. Sizi uyarmama izin veriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumunuz olsun ki, çoğunuzun tesettür kıyafeti Şeriat-ı Ahmediyyeye uygun değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başınıza renkli bir bez parçası dolamakla tesettüre girmiş olmazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size şer'i tesettürün bazı şartlarını hatırlatıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Yabancı erkeklerin dikkatini, şehevî bakışlarını çekmeyecek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Vücut hatlarını göstermeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Işıltılı, parlak, frapan, yaldızlı olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Göğüsleri, kalçaları belli etmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Örtünün altındaki saçlar deve hörgücü gibi olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Tesettürlü kadın makyaj yapmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Ev dışında parfüm kullanmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bazı tesettür firmalarının "Tesettür kıyafeti" diye pazara sürmüş oldukları kıyafetler şer'î tesettür değil, şeytanî tesettürdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır hanımlar hayır!.. Ben sivri dilli değilim. Âcizâne emr-i mâruf ve nehy-i münker yapıyorum o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum kimileri bana kızacak. Çok zaman Hak ile halkı aynı anda razı ve hoşnud etmek mümkün olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuurlu Müslüman hanımlar ve kızlar Kur'ân'a, Sünnete, fıkha, Şeriata uygun tesettüre girsinler. Onlar için hayırlı olan budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daracık, rengârenk, dikkatleri çeken giysilere ve başörtülerine bürünerek sokaklarda, caddelerde, meydanlarda arz-ı endam etmekle Müslümanlık sergilenmez, sahte İslâmcılık sergilenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para kazanmak için, zengin olmak için İslâmî tesettürün canına okuyan firmalara yazıklar olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey ulemâ, ey fukaha, ey hükema, ey Müslüman ashab-ı mesâlih!.. Nerdesiniz? Niçin halkı uyarmıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uyarıları yapmak benim işim değil, öncelikle ulemânın işidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef tesettürün de canına okudu bazıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanalım... Bu tesettürle kurtuluş olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşaallah hakikî ve şer'î tesettüre bürünen mü'mine kadınlar şehid sevabı alırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1645794644511820053?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1645794644511820053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1645794644511820053&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1645794644511820053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1645794644511820053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/09/boyle-tesettur-olmaz.html' title='Böyle Tesettür Olmaz!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7813603537066191115</id><published>2010-08-26T21:03:00.000+03:00</published><updated>2010-08-26T21:04:35.169+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resimler'/><title type='text'>Ramazân-ı Şerif</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img831.imageshack.us/img831/3407/ramadankareembyoth313.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 600px; height: 450px;" src="http://img831.imageshack.us/img831/3407/ramadankareembyoth313.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7813603537066191115?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7813603537066191115/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7813603537066191115&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7813603537066191115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7813603537066191115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/08/ramazan-serif.html' title='Ramazân-ı Şerif'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-355642968012849054</id><published>2010-08-08T13:27:00.002+03:00</published><updated>2010-08-08T13:50:13.146+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Ramazan-ı Şerif Vaazları // Cübbeli Ahmet Ünlü Hocaefendi</title><content type='html'>&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=12218301-2ca" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=12218301-2ca" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=12218409-e3e" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=12218409-e3e" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=12218456-253" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=12218456-253" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-355642968012849054?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/355642968012849054/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=355642968012849054&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/355642968012849054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/355642968012849054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/08/ramazan-serif-vaazlar-cubbeli-ahmet.html' title='Ramazan-ı Şerif Vaazları // Cübbeli Ahmet Ünlü Hocaefendi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-9033599397931623466</id><published>2010-07-31T21:00:00.001+03:00</published><updated>2010-07-31T21:13:03.834+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Bidat Ehlinin Hali Ne Olacak?</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;BİD'AT EHLİNİN FECİ HALİ&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;رواه ابن ماجه أيضا عن حذيفة مرفوعا " لا يقبل الله لصاحب بدعة صلاة ولا صدقة &lt;br /&gt;ولا حجا ولا عمرة ولا جهادا ولا صرفا ولا عدلا ، يخرج من الدين كما تخرج الشعرة من العجين&lt;/span&gt; ".Yukarda zikrettiğimiz hadisi şerifte Resulullah s.a.v şöyle buyurmuştur:“Allahu Teala, bid’at sahibinin namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, tasarrufunu, adaletini kabul etmez. Kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar.” (İbni Ma’ce, Huzayfe’den r.a merfu’ olarak rivayet etmiştir.)&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;وعن أنس بن مالك رضي الله عنه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم :  إن الله حجب التوبة عن كل صاحب ب&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;دعة حتى يدع بدعته&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;رواه الطبراني وإسناده حسن&lt;/span&gt; Enes ibni Malik r.a şöyle dedi: Resulullah s.a.v buyurdu:“Muhakkak Allahu Teala, her bir bid’at sahibinden, bid’atını terk etmedik-çe tevbeyi perdelemiştir.” (Taberani sahih isnadla) Şimdi iyi düşünmek lazım, kendi akli yorumlarıyla din adına ortaya çıkan reformcu vehhabi selefi harici teymiyyeci Afganici v.s. bozuk anklayışlı selefi şii harici kalıntıları, güya cihad tevhid ihlas diyerek Müslümanların içine sızmakta, kendilerini adalet ehli mücahidler olarak göstermektedirler.. Bunların itikadları sünnetten ayrı olduğundan amelleri de bir işe yaramaz…. İşte ehli sünnetin kıymetini anlayalım, bu yolu iyi öğrenelim, iyi savunalım…..&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;a href="http://www.alikarahoca.net"&gt;http://www.alikarahoca.net&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-9033599397931623466?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/9033599397931623466/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=9033599397931623466&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9033599397931623466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9033599397931623466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/07/bidat-ehlinin-hali-ne-olacak.html' title='Bidat Ehlinin Hali Ne Olacak?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5860104482510619481</id><published>2010-07-28T20:39:00.001+03:00</published><updated>2010-07-28T20:43:20.410+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadisi Şerif'/><title type='text'>fakir olmanızdan korkmuyorum !!</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TFBr-3NsAKI/AAAAAAAACag/tC5ZPOXsnig/s1600/dmlphoto+'10.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TFBr-3NsAKI/AAAAAAAACag/tC5ZPOXsnig/s400/dmlphoto+'10.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499013872736796834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Rasûlullah (sav) buyuruyor:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Allâh'a yemîn ederim ki sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyânın sizin de önünüze serilip onların dünyâ için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyânın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum." &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;(Buhârî, Rikak, 7)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5860104482510619481?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5860104482510619481/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5860104482510619481&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5860104482510619481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5860104482510619481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/07/fakir-olmanzdan-korkmuyorum.html' title='fakir olmanızdan korkmuyorum !!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TFBr-3NsAKI/AAAAAAAACag/tC5ZPOXsnig/s72-c/dmlphoto+&apos;10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7490645143849345914</id><published>2010-07-25T21:20:00.001+03:00</published><updated>2010-07-25T21:28:42.085+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Beraât Gecesi Sohbeti / Mustafa Özşimşekler Hocaefendi</title><content type='html'>&lt;object height="36" width="470"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyMDk2MTE4O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTIwOTYxMTgtNDM1IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjgwMDgyNDcxO30=&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="36" width="470" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyMDk2MTE4O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTIwOTYxMTgtNDM1IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjgwMDgyNDcxO30=&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7490645143849345914?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7490645143849345914/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7490645143849345914&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7490645143849345914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7490645143849345914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/07/beraat-gecesi-sohbeti-mustafa.html' title='Beraât Gecesi Sohbeti / Mustafa Özşimşekler Hocaefendi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8234890784656686275</id><published>2010-07-11T15:51:00.003+03:00</published><updated>2010-07-14T09:56:15.001+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Reddiyeler'/><title type='text'>KADER’E ÎMÂN ETMEMEK KÜFÜRDÜR. Mustafa İslamoğlu'na İlmî Cevaplar</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;KADER’E ÎMÂN ETMEMEK KÜFÜRDÜR&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;اَعُوذُ بِااللهِ مِنَ اَلشَّيْطَانِ اَلرَّجِيمِ بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم&lt;br /&gt;اَلْحَمْدُ الِلّهِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَأَلِه اَجْمَعِينَ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;       Hüseyin AVNİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra…&lt;br /&gt;Zamanımızda bir takım câhiller ve sapıklar türetilmiştir. Kadere îmân Kur’ân’da yoktur, hadîslerle de îmân sâbit olmaz, O halde Kader’e îmân mecbûriyeti yoktur, gibi açık küfür sözlerini sarf etmekten çekinmemektedirler. Böylece bir yanda kâfir inancı sergilemekte, diğer yanda da başkalarını dahi kâfirleştirmeye çalışmaktadırlar. Maksadımız, Kader isbâtından çok, meseledeki bakış açısı noktasında hasta olan bir zihniyetin tahlîl ve teşhîsidir. O bakımdan yapacağımız bilinen bir usûlle delîlleri ortaya koymak olmayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;---------------------------------------------&lt;br /&gt;Kur’ân’da Kader’e Îmânİle Alâkalı Âyet Yok mudur?&lt;br /&gt;---------------------------------------------&lt;br /&gt;    Kur’ân’da Kader’e Îmân ile alâkalı bir âyet değil, âyetler vardır.Aksini iddiâ edenler hem yalan söylemekte hem de Allah celle celâlühû’yu yalanlamaktadırlar.&lt;br /&gt;   Evet,“Kur’ân’da kader’e îmân ile alâkalı âyet yoktur” diyenler yalan söylemekte ve birçok âyeti inkâr etmektedirler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile bütün bir Ümmet’in karşısına geçerek bir takım âyetleri “farklı yorumlama” ismi altında tahrîf etmeleri ve yaptıklarına yorum kılıfı geçirmeye çalışmaları Onları sözü edilen âyetleri inkâr etmiş olmaktan aslâ kurtaramaz.&lt;br /&gt;   Nitekim Kur’ân’da, (Şüphesiz biz her şeyi bir kaderle yarattık)[1], (Allah’ın emri/işi, takdîr edilen bir kader olmuştur.),[2] (Bu azîz ve alîm(olan Allah)’in takdîridir.)[3] gibi birçok âyette Kader isbât edilmektedir.&lt;br /&gt;   Bu âyetlerde geçen “kader” veyâ “takdîr” nasıl manalandırılacaktır? Kimi câhil sapıklara âid “belli bir ölçü ile yaratmak” ve benzeri meâllerde olduğu gibi gelişi güzelce veya bir takım keyfî lüğat yakıştırmalarına dayanarak mı, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sorarak mı?... Gerçi âyetleri manalandırma ve îzâh etmeyi bir yanda kendilerine noter senediyle verilmiş bir hak olarak görürlerken, bunu Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e çok gören ve O’nu mes’eleye karıştırmamaya yeminli görünen nice şaklabanlar var… Bu mânâlandırmak bir Mü’mine göre ilk önce elbette Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sorarak olacaktır…&lt;br /&gt;   İmâm Süyûtî ed-Dürrü’l-Mensûr’unda şöyle naklediyor:&lt;br /&gt;   Ahmed İbnü Hanbel, Müslim, Abd İbnü Humeyd, Tirmizî, İbnü Mâce, İbnü’l-Münzir, İbnü Merdûye (ve Beyhakî) Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan şöyle dediğini rivâyet ettiler:&lt;br /&gt;   “Kureyş Müşrikleri Kader hakkında münâkaşa yapmak üzere Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiler. Bunun üzerine, ((Müşrikler) o günde sürüklenip ateşe atılacaklardır. (Onlara) Cehennem’in dokunmasını tadın (denilecektir.) Şübhesiz biz her şeyi bir kaderle yarattık) âyetleri indi.”[4]&lt;br /&gt;   Bu rivâyetin Abdullah İbnü Amr, Zürâre İbnü Evfâ, Ebû Ümâme ve başkalarından şâhidleri vardır.&lt;br /&gt;   Peki, Müşriklerin bu sözü edilen münâkaşaları kaderin nesi hakkındaydı?    &lt;br /&gt;   Müşrikler Allah’a inanan insanlardı… O’nun kâinâtın tek yaratıcısı olduğunu i’tirâf ediyorlardı… Böyle bir inançta olanların Allah’ın, yarattıklarını “belli bir ölçü ile yaratma”sı husûsunda i’tirazları hiç olur muydu? Elbette olmazdı…&lt;br /&gt;   Öyleyse, itirazları ne hakkındaydı? Elbette kaderin inkârı veya ucu inkâra varan ve götüren te’vîli hakkındaydı. Nitekim,&lt;br /&gt;   Bezzâr ve İbnü’l-Münzir ceyyid/iyi bir senedle Amr İbnü Şuayb yoluyla babasından, O da dedesinden şöyle dediğini rivâyet ettiler:&lt;br /&gt;   “(Şübhe yok ki, müşrik günahkarlar (dünyada) sapıklıkta ve (Âhiret’te de) alevli ateşler içindedirler. (Müşrikler) o günde sürüklenip ateşe atılacaklardır. (Onlara) Cehennem’in (azabının) dokunmasını tadın (denilecektir) Şübhesiz biz her şeyi bir kaderle yarattık.) âyetleri, ancak kader ehli/kader inkârcıları hakkında inmiştir.”[5]&lt;br /&gt;   İbnü Ebî Hâtim, Taberânî, İbnü Merdûye, İbnü Şâhîn, İbnü Mende, Bâverdî, Hatîb ve İbnü Asâkir, Zürâre radıyallahu anhu’dan şöyle dediğini rivâyet ettiler:&lt;br /&gt;   “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ((Onlara) Cehennem’in (azabını) dokunmasını tadın (denilecektir.) Şübhesiz biz her şeyi bir kaderle yarattık) âyetlerini okudu., ‘Bu âyetler, Âhir zamanda Ümmetimden Allah’ın kaderini inkâr edecek bir takım insanlar hakkında (indi)’ buyurdu.”[6]&lt;br /&gt;   Ve daha nice rivâyetler…&lt;br /&gt;   Âyetin iniş sebeblerinin birden fazla olmasına da hiçbir mâni’ yoktur… Âyet birden fazla sebeble inmiş olabilir.&lt;br /&gt;   Bu âyetlerde bir amel bulunmamaktadır. Bunlar Allah’ın verdiği haberler olduklarına göre Mü’min tarafından îmân/tasdîk edilmek mecbûriyeti olan hakîkatlerdendir. Bunu, ister Allah’ın Mukaddir/takdîr edici sıfatı çerçevesinde olarak Allah’a Îmân’a, ister Kur’ân’ın verdiği bir habere îman etmek dâiresinde düşünerek Kur’ân’a Îmân’a dâhil eder, isterse hakkındaki müstakil âyetlere ve manevî Tevâtür haddine varmış hadîslerin tasnîfine uyarak müstakil bir “Kader’e Îmân” esâsı kabûl edersiniz. Böylece de bu sınıflandırmada Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e uymakla en münâsib olanı yapmış olursunuz. Nitekim Selefimiz dahî böyle yapmışlardır.&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;Hadîslerle Veya Sünnet’le&lt;br /&gt;Îmân Esâsı Sâbit Olmaz mı?&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;   Gurabâ mecmuasında neşredilen Haber-i Vâhid ile alakalı makalede de anlatıldığı gibi, -Cumhûr’a göre- Mütevâtir olmayan Sünnet ile -kesinlik bildirmediği içün- Temel Îmânî bir esas sâbit olmaz. Yalnız Cumhûrun bu aslı/temel Usûl kaidesi câhillerin zannettiği gibi mutlak değildir, kayıdlıdır. Şöyle ki, Ümmet’in âlimleri bir Haber-i Vâhid’i söz birliği ile kabûl ederlerse, o zaman haber artık kesin olur; onunla da temel îmân esası sâbit olur. Yani, Ümmet bir Haber-i Vâhid’in sâbitliğinde İcmâ’/sözbirliği ederse, artık o haber tartışmasız kesinlik arz eder. Başka bir ifâdeyle, İcmâ’ ile pekişen Haber-i Vâhid artık Mütevâtir seviyesine çıkar. Hattâ bu hadîsler, -İcmâ’ ile kabûl edilmeselerdi bile- bir tarafta Manevî Mütevâtirlik kazanmanın yanında, diğer tarafta da lafzî Meşhûrluk seviyesine ulaşmışlardır.&lt;br /&gt;   Üstelik, bir çok hadîs âlimine göre ise -Mütevâtir olmasa da- Sahîh Sünnetle Îmânî bir esas sâbit olabilir.&lt;br /&gt;   Bütün bunlardan dolayı, Kader ile alâkalı hadîsleri yalanlamak da -Kur’ân hesâba katılmasa bile- başlı başına bir kâfirliktir.&lt;br /&gt;   Kaldı ki, buradaki kaderle alâkalı Sünnet rivâyetleri Kader’e Îmân’ı isbâtta müstakil değillerdir; aksine bu babtaki âyetleri tefsîr etmektedirler. O sebeble ortada hiçbir müşkil kalmamaktadır.&lt;br /&gt;   “Sünnetle îmân sabit olmaz”mış(!)… Kim demiş?... Böylesi bir saçmalığı küfür sistemlerinin gübre yığınları üzerinde yetiştirilen küflü ve zehirli kültür mantarlarından başka kim söylemiş?... Bu anlayış, hadd-i zâtında mevcûd olmamasına rağmen var zannettikleri akıllarına tapınan muâsır putperestler tarafından yontulup ibâdet edilmeye başlanılan bir puttur. Asrî/çağdaş hurâfecilerin uydurup tapındığı sahte dîn prensiplerindendir.&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;İslamoğlu’nunKader’i İnkâr Etmesi&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;   Mustafa İslamoğlu Kader hakkında kendine sor(dur)ulan bir suâle internette yine kendi sesiyle görüntülü olarak cevâbı verdi.[7] Biz O’nun cevâbını aşağıya parça parça olarak kelimesi kelimesine ele alacağız. Cevâb diye sarfettiği cümleler esâsen cevâba değmese de, kandırdığı kimseleri hesaba katarak onları cevâblandıracağız:&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî’nin İslam’a Giriş kitabını ben görmedim, böyle bir kitabının olduğunu da bilmiyorum. İslam’a Giriş kitabı Muhammed Hamidullah’a ait. Onun için acaba bir yanlış var mı, kardeşimiz daha iyi bilir, ama ben sadece bir soru işareti koymakla yetindim. Fakat Ebu’l A’lâ el-Mevdûdî’nin kadere imanı ayırmasını da bilmiyorum.&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Hiç mühim değil. Mü’minler ayırmıyorlar… Ayıramazlar… Allah korusun ayırırlarsa kâfir olurlar…&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Çünkü kadere imanı ayıran Ebu’l A’lâ el-Mevdûdî değil, koca koca muhaddisler o bize nakl edilen hadisteki kadere imanı ayırırlar. Hatta İman isimli kitabımda bize aktarılan iman hadisi, Cibril hadisindeki kadere imanın olmadığı versiyonlar var Buhari ve Müslim’de. Her versiyonda o geçmez.&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Bu “kadere îmân etmeyi diğer îmân esaslarından ayırmak” iddiâ ve isnâdı o muhaddislere yapılan süflî bir iftirâdır. Eğer bu iddiâ “Cibril hadisindeki kadere imanın olmadığı versiyonlar var Buhari ve Müslim’de, her versiyonda o geçmez” sebebine dayandırılıyorsa, anlatılması zor bir câhillik veya hâinlik sergilenmektedir. Çünki Onlar, sözü edilen kitâblarında Kadere îmânla alakalı olarak onlarca rivâyet getirmişlerdir. Meselâ Buhârî Sahîh’inde açtığı “Kitâbu’l-Kader” başlığı altında tam (27) hadis getirmiştir.[8] İmam Müslim de Sahih’inde Kitabu’l-Kader başlığı altında mükerrerler haric (34) rivayet getirmiştir.[9] Bütün bunlara rağmen “Buhârî ve Müslim Kader’e Îmânı Îmân esaslarından ayrı tuttu” demek ne ile anlatılabilir? Dinleyenleri ve okuyanları eşek yerine koymak ve bilgisizliklerinden faydalanmakla mı? Buhârî’nin ve Müslim’in Sahîh’lerini hiç okumamış olmakla mı? Buhârî’ye ve Müslim’e ne dediğini anlamayacak kadar bunak olmak çamurunu atmak çamurluğuyla mı?... Hadîs ilimlerinden hiç nasîbi olmamakla beraber o sahada konuşma densizliğiyle mi?... Beyin çukurunda usturaya sürecek kadar akıl bulunmamakla mı? Neyle?... Bu ihtimâllerin ilk üçü tiksindirecek seviyede müptezellikler… Son ikisi ise acınacak haller…&lt;br /&gt;   O halde Onların îmân esaslarının bazılarını bulunduran şu rivâyetleri getirmeleri başka rivâyetlerde bulunanları inkâr etmeleri manasına gelemez. Yoksa onlar, şimdiki sulu beyinliler gibi çelişkiler kumkuması ne dediğini bilmeyenlerin derekesine düşmüş olurlardı. Doğrusu Onlar îmân esaslarını Kur’ân’dan, açıklamalarını da Sünnet’ten ve Selef’in anlayıp yaşadığından alıyorlardı. Bu sebeble hadîs rivâyetlerindeki çelişki arz etmeyen eksiklik veya fazlalık bulunan lafızları “sağlam râvînin ziyâdesi makbûldur” kaidesi çerçevesinde kabûl ediyorlardı. Çünki, nakleden yahud nakledenlerden nakleden bir veya birkaç kelimeyi duymamış veya unutmuş olabilirdi. Başka yollarla ve Ümmet’in Selef’inin İcmâıyla, hatta Kur’ân’la pekişen ilâvelerin kabûlünde İslâm âlimlerinden hiçbir kimsenin zıd bir düşünce ve sözü bilinmemiş ve görülmemiştir. Tevâtür-i Ma’nevî denilen bir ilmî mesele vardır ki o, hoşaf değildir. Olsaydı bile onu herkesin yemesi bahis mevzuu değildi. Neydi o Ma’nevî Tevâtür? Bir maddenin değişik rivâyetlerde tevâtür mertebesinde gelmesiydi… Kader Meselesi de öyledir. Mücerred hadis rivâyetleri olarak başta Ma’nevî Mütevâtir, âlimlerin tartışmasız kabûlü ve bütün bir Ümmetin âlimi ve câhilinin kabulü ve tatbîki ile de sonunda kesin Mütevâtirdir. Bütün bu Mütevâtir Sünnet ve İcmâ’ Kur’ân’daki kader ve takdîr âyetlerinin tefsîri ve açıklamasıdır.&lt;br /&gt;   Hâsılı, bazı rivâyetlerde bir veya birkaç îmân esasının bulunmaması onların gerçekte mevcûd olmadığını göstermez. Değişik münâsebetlerle, îmân esaslarından bir kısmı açıklanmış olabilir. Kur’ân bunun açık şâhididir. Nitekim bir yazımızda şöyle demiştik:&lt;br /&gt;    Kur’ân’da,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  (Bir) Bâzen sırf Îmân’a veya Îmân ve Amel-i Sâlih’e dâir âyet veya âyetler gelmiştir. Hiçbir îmân esâsından bahsedilmemiştir. Kur’ân fihristinden neye îmân edildiği gösterilmeden, sadece “îmân edenler” hitabıyla (258) âyet bulacaksınız.&lt;br /&gt;(Îmân edip sâlih amel işleyenlere gelince, onlar için Me’vâ Cennetleri vardır.)[10]&lt;br /&gt;   Nelere îmân edildiği gösterilmemiş. Tabiî ki, îmân esaslarının tamâmına îmân edenler kasdedilmektedir. “Bu îmân, her hangi bir tasdîkdir” deyip, îmân esasları inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (İki) Bâzen sırf Allâh’a îmân’a dâir âyetler gelmiştir.&lt;br /&gt;  (Çünki O, azîm olan Allah’a îmân etmezdi.)[11](Kim Allah’a îmân ederse Allah onun kalbine hidâyet verir.),[12] (Kim Rabbine îmân ederse, artık ne eksiklik’den ne de ğadirlikden/haksızlığa uğramakdan korkmayacaktır)[13](Artık kim Tâğût’u inkâr eder ve Allah’a îmân ederse o sapasağlam bir kulpa sarılmıştır.)[14]&lt;br /&gt;   Bu âyetlerde diğer îmân esaslarından bahsedilmiyor. Âhiret ve diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Üç) Bazen sırf Allah’a, Peygamber’e veyâ Peygamberlere, îmân’a dâir âyet gelmiştir.&lt;br /&gt;   (Kim Allah’a ve Resûlüne îmân etmezse şübhesiz biz kâfirler için bir alevli ateş hazırladık.)[15](O halde Allah’a ve Resûllerine îmân ediniz.)[16]&lt;br /&gt;    Âhiret ve diğer îmân esasları inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Dört) Bazen sırf Kitâb’a veya kitâblar’a veya Allah’dan İndirilenler’e îmân’a dâir âyet gelmiştir.&lt;br /&gt;  (Allah’ın âyetlerine inanmayanları Allah hidâyet etmeyecektir.),[17] (Yalan iftirâyı ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar yaparlar.),[18] (Âyetlerimizi ancak kâfirler topluluğu inkâr eder.),[19] (Şübhesiz sana bir takım açık âyetler indirdik. Onları ancak fâsıklar (kâfirler) inkâr eder.)[20](Şübhesiz ki, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azâb vardır.),[21] (Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, hiç şübhe yok ki, Allah, azâbı çok şiddetli olandır.),[22] (Âyetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenerek onlardan uzak duranlar. Onlar cehennemliklerdir.),[23] (Âyetlerimiz hakkında ancak kâfir olanlar (inanmamak, inkâr etmek, bâtıl olduklarını ortaya koymaya çalışmak, cennete girebilmek için onlara da îmân edilmesinin şart olmadığını iddiâ etmek gibi yollarla) mücâdele ederler.),[24] (Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, onlar amel defterleri solundan verilecek olanlardır. Üzerlerinde kapatılmış bir ateş vardır)[25] ve daha niceleri…&lt;br /&gt;   Allâh, Âhiret ve diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Beş) Bazen sırf Âhiret Günü’ne, îmân’a dâir âyetler gelmiştir.[26]&lt;br /&gt;   Allah ve diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Altı) Bazen sırf Meleklerlealâkalı âyetler gelmiştir.[27]&lt;br /&gt;   Allah, Âhiret ve diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Yedi) Bazen sırf Kader’e Îmân’a esas olacak âyetler gelmiştir.[28]&lt;br /&gt;   Allah, Âhiret ve diğer îmân edilecek esaslar inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Sekiz) Bazen sırf Allah’a, Âhiret’e ve Melekler’e îmân’a dâir âyetler gelmiştir.[29]&lt;br /&gt;   Diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (Dokuz) Bazen sırf Allâh’a ve Âhiret Günü’ne îmân’a dâir âyetler gelmiştir.[30]&lt;br /&gt;   Diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;  (On) Bazen sırf Allah’a, Âhiret Günü’ne îmân’a ve Sâlih Amel’e dâir âyetler gelmiştir.[31]&lt;br /&gt;   Yine diğer îmân edilecek şeyler inkâr mı edilsin? Amel-i Sâlih îmân esası mıdır; ona fırsat bulamayan veya sadece tenbellijk îcâbı amel etmeyen cennete gidemeyecek midir?&lt;br /&gt;  (On Bir) Bazen, sırf Allah’a, Melekler’e, Kitâblar’a ve Peyğamberler’e îmân etmeye dâir âyet gelmiştir.[32]&lt;br /&gt;   Âhiret inkâr mı edilsin?&lt;br /&gt;   Burada bir nokta kalmaktadır: Cibrîl hadîsi tek bir hâdise ile alakalıdır. Rivâyetlerin fazla ve eksik olarak farklı oluşları sağlamlıklarını zedelemiyor mu?&lt;br /&gt;   Hayır, birbirine ters düşmeyecek noksanlıklar ve fazlalıklar bilhassa rivâyetin aslı başka delîllerle pekişirse “ıztırâb”/çelişki sayılmaz ve sağlamlığa mani olmaz.&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Bana sorarsanız, Allah Resulü’nden öyle geldiği kanaatinde asla değilim. Kadere Îman hicri ilk yüzyılda Müslümanların birbirlerinin boynuna kılıç düşürdükleri bir siyasi tartışmaydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Sana sormuyoruz. Kim sorarsa sorsun. Biz Mü’minler Kader’e îman’ın Allah’tan ve Resûl’ünden geldiğine îman ediyoruz. “Artık dileyen îman etsin dileyen de küfretsin…”&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Amentü’nün Kur’an’daki karşılığını biliyor musunuz? Kur’an’da iki ayet var: “Herkes Allah’a, meleklerine, kitâblarına ve Resûllerine îmân etti.”Orda kadere iman maddesi var mı, bir bakın bakayım? Yani Amentü’nün tamamı var ama kadere iman yok Kur’an’da. Niye acaba hiç düşündünüz mü? İman kitabını 17 sene evvel yazdım. Orda da bunu kayda geçirdim. Bu aslında ümmetin tarihindeki bir polemiğin rivayetin içine girmişidir. Anlatabiliyor muyum? Yoksa Amentü’nün karşılığı Kur’an’da iki ayette var. Fakat bu yok, bu madde yok.&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Yukarıda da geçtiği gibi nice âyetlerde îmân esasları tam olarak verilmemektedir. Nitekim bu âyette Kadere Îmân’ın yanında Ahiret Gününe Îmân da yoktur. Şimdi, “Allah, Âhiret’e îmân etmeyi ayrı tuttu” mu diyeceğiz? Yoksa “îmânın esasları dörttür, Âhiret’e îmân yoktur” mu denilmektedir? Bu nasıl bir akıl, bu nasıl bir îmân? Esâsen biz böylesi akıl, ilim, anlayış ve ciddiyetten uzak kimselerle ve aynı vasıftaki sözleriyle uğraşmakla ne kadar harab olduğumuzu kısmen de olsa biliyoruz. Ama ne çâre ki, buna birçok sebeb ve hikmetle mecbûr kalıyoruz…&lt;br /&gt;“Bu aslında Ümmet’in tarihindeki bir polemiğin rivayetin içine girmişidir; anlatabiliyor muyum?” diyorsunuz. Çok iyi anlatıyorsunuz ve yalan söylüyorsunuz. Kuruntu ve hayallerinizle hezeyânlar saçarak Allah’ı, Resûlünü ve âlimiyle-avâmıyla bütün bir Ümmet’i yalanlıyorsunuz. Demek ki, “Amentü’nün karşılığı Kur’an’da iki ayette var. Fakat bu yok, bu madde yok” ha!... Allah doğru söyledi: “…Âyetlerin tamâmını görseler de onlara îmân etmezler….”&lt;br /&gt;    İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Çünkü bu madde Emeviler devrinde Emevilerin zulümlerini kader üzerinden yürüttüler ve Hasan el-Basri kader risalesi diye bir mektup yazdı Abdulmelik bin Mervan’a; meşhurdur, piyasada vardır, onu alın da bir okuyun. Hasan el-Basri’nin kader risalesi. Hay dillerine sağlık Üstadım! “Allah’a iftira ediyorsunuz” diyor. Ne diyorlardı Emeviler? “Hüseyin’in kaderi ölmekti. Dolayısıyla bizim suçumuz yoktu, kaderine koştu; napalım.” Hz. Zeyneb’e Yezid’in dönüp de Hüseyin’in kesik mübarek başını gösterip söylediği lafı biliyor musunuz? “Onu Allah öldürdü.” Kadere iman diye buna diyorlar onlar; biliyor musunuz? Buna karşılık Hasan el-Basri o irfânî mizacına rağmen, o mûnis yapısına rağmen kükredi. Allah’a iftira ediyorsunuz, dedi.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Büyüklerin büyük sözleri cücelerin cüce beyinleriyle işte bu kadar anlaşılabilir. Hasen-i Basrî âlimane, hakîmâne ve fâdılâne bir şekilde hem doğruyu söyledi hem de doğru söyledi. O’nun i’tirâz ettiği bunların “kaderden olduğu” değil, kul olanların kendi kesb ve isyânlarını kadere yüklemeleri, âlimlerin ifâdesiyle kaderle ihticâc etmeleri idi. Kader kalkanı arkasına sığınılmazdı. Âdâlet ve hikmet çerçevesini hiçbir zaman taşmayacak olan Kader’in arka planında mazeret ileri sürüp mes’ûliyyetten kurtulmaya çabalamağa mâni olacak nice incelikler ve sırlar vardı… Oysa onlar doğruyu söylemişlerdi ama doğru söylememişlerdi. Kendi irâdeleriyle attıkları adımları hesâba katmamışlardı. Bir doğru ile kendi eğrilerini kılıflamaya çalışmışlar ve hakîkaten Allah’a iftirâ etmişlerdi. Tıpkı Nebimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e “şâhidlik ederiz ki sen Allah’ın Resûlüsün” diyen münâfıklar için Rabbimizin “halbuki Allah şâhidlik etmektedir ki onlar elbette yalancılardır/yalan söylemektedirler” buyurması gibi… Nebimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Allah’ın Resûlü”  olduğu doğruydu, münâfıklar doğruyu söylüyorlardı; ama doğru söylemiyorlardı, maksadları doğru değildi…&lt;br /&gt;  İslamoğlu:&lt;br /&gt;  Dolayısıyla tarihte siyasi bir takım sonuçlardan dolayı rivayetlerin içinde korumaya alınmış hususları biz akaidin bir maddesi gibi algılarsak yanlış olur. Hakikaten beni niye buraya çektiniz? Bela yetmiyordu başımdaki şimdi bir de bunu mu eklediniz? Şimdi yarın bakın siz piyasaya: “Amentü’ye de dokundu.”&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Doğru, Âmentü’ye çok süflî bir biçimde, sapıkça ve câhilâne dokundunuz.&lt;br /&gt;   Evet, târihte de günümüzde de inançlarını bir takım siyâsi kabûllerinin kurbânı yapan ve inanç sapmalarının ibretlik tablolarını sergileyen irâdesi zayıf zavallılar olmuştur. Lâkin, Kadere inanan Ehl-i Sünnet imâmları gerek Emevî, gerekse Abbâsî zâlimliği karşısında canlarını bile verebilecek kararlılıkla dimdik durmuş, bu duruşlarıyla destanlar yazmışlardı. Onlara ve Kader inancı sâhibi Ümmet’in tamamına böylesi bir karayı çalanlar bilsinler ki, yanlış oynuyorlar. Bu çamur, akıllılar ve hidâyette olanlar nezdinde zaten kara olan suratlarını tastamam karartmaktan başka bir işe yaramaz. Bilhassa iki mühim noktadan çok kötü açık veriyorlar: Bir kere Kader inancına sâhib olan İmâmlarımız İmâm A’zamlar, Mâlikler, Şâfiîler, Ahmed İbnü Hanbeller devirlerindeki zâlimlerden icâzetli ve destekli bir hareket içinde değillerdi. Onlarla araları hiç mi hiç iyi değildi. Meselâ günümüz zâlim düzenlerince icâzet verilen ve Selefimizin kalesini düşürmek mukaddes işiyle vazîfelendirilip beslenen akademisyenler ve t.v. sâhibleri gibi değillerdi. Onlar, hiçbir zaman ayyaş Abbâsî padişahına karşı Müşrik Hülâgü ile işbirliği yapıp bir rivâyette yüzbine yakın, başka bir rivâyette de milyona yakın Müslümanın kanının dökülmesine sebeb ve yardımcı olan Şiî vezir İbnü’l-Alkamî gibi olmadılar. Tıpkı günümüzdeki gibi… Onlar, cukkaları hesab ederek Amerika’nın Irak’a girip milyona varan Mü’min kanı dökmesine yüz binlerce Mü’min kadının da ırzına geçmesine yardımcı olanlara yalakalık yapan “Müslüman aydınlar” ve t.v. patronları gibi olmadılar. Onlar, Amerika’yla işbirliği yapan husûsan Iraklı Şiîler ve Türkiyeli satılmış zâlimler için tenkid şöyle dursun, tek bir kelime bile sarf etmeyen Goldziher âşığı ve talebesi “Modernist Müslüman aydınlar, t.v. sahibleri,” zâlim yaverleri ve onların zulümlerine çanak tutanları gibi asla değillerdi. Küfür sistemlerinin açık gübre yığınlarında üretilen şu zehirli kültür mantarlarına bakın hele!... Kimlere hangi çamuru atmaya kalkışıyorlar?!... Dünyalık hedefler uğruna satmadıkları kalmayanlar, Sahâbeden günümüze Ümmetin İmâmlarına nasıl da tiksindirici iftirâlar atıyorlar?... Zâlim Amerika’nın ve Yehûdî’nin cezâlandırdığı ve ipini çektiği bir siyâset adamını kıyasıya karalarken Amerika’nın bölgedeki en büyük av köpekliğine soyunanlara tenkıdvârî bir şeyler demek şöyle dursun, önlerinde zevkle kuyruk sallayanların şu dediklerine bakın!... “Tarihte siyasi bir takım sonuçlardan dolayı rivayetlerin içinde korumaya alınmış hususları biz akaidin bir maddesi gibi algılarsak yanlış olur”muş… Alakalı olduğu meselemize nisbetle şu artistik ve bir o kadar da müptezel olan gürültülere bakınız!... Bu, insanların gözünün içine baka baka tarihi ters yüz etmek değil de nedir?... Oysa asıl Kader meselesinde ciddî problemleri olan Mu’tezile o sözü edilen dönemlerde bahsi geçen zâlimlerle beraber olmuş, Mü’minlerin Kader inancına sâhib olan imamlarına kan kusturmuşlardı… Bu yapılana, “yavuz hırsızın ev sahibini yakalaması”demezler de ne derler?&lt;br /&gt;   Hâsılı, asıl şu andaki Kader inkârcıları, içinde yaşadıkları İslâm’a düşman Küfür düzeninin siyasi gübreliğinde yetişen veya onlardan beslenen kimselerdir. Onların Kader inkârı şeklindeki küfür inançlarını belirleyen küfür sistemleri ve ideolojileridir.&lt;br /&gt;    İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Amentü Kur’an’dır. Baştan sona iman ettik, hadise budur.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Bu sözle, Sünnet’i bir tarafa fırlatan ve Mü’min olduğunu iddiâ ederek Mü’minleri kandırmaya çalışan harbi kâfirlerin taktiği hedefleniyorsa dünya hayatı ve hiçbir şey için değmeyecek boşuna zavallıca bir iş yapılıyor. Kur’ân’a îmân etmek sadece lafla olmaz… Çünki O’na îmân eden Sünnet’i bir yana atamaz… “Kur’ân’a baştan sona iman ettik” diyen Ondaki Kader âyetlerini keyfince yorumlamakla buharlaştırıp dolaylı olarak inkâr edemez.&lt;br /&gt;   İslâmoğlu:&lt;br /&gt;   Kaldı ki aynı rivayeti nakleden Buhari ve Müslim aynı rivayeti içinde kadersiz de nakletmişlerdir. Bu rivayetlerin hangi sayfa, hangi cild, hangi numara olduğunu görmek isteyen İman kitabına baksın, orada var. Dolayısıyla lütfen bunları bir tartışma meselesi haline getirmeyelim.&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;  “Buhari ve Müslim, aynı rivayeti, içinde kader bulunmayan tarıklerle de nakletmişler” ise ne olmuş? Bu, hangi ilmî mesnedle Kaderin inkârını gerektiriyormuş?.. Kur’ân’da onlarca kıssa vardır ki, değişik yerlerde değişik şekillerde anlatılır. Bunlarda çelişki asla yoktur ama, bir takım fazlalık ve eksiklikler vardır. Bir takım husûslar, sözler ve işler bir takım âyetlerde yer almadı diye inkâr mı edilecek?... Kezâ yukarıda da anlattığımız gibi îmanla alakalı âyetlerde bulunan eksik ve fazla unsurlara ne diyeceğiz?... Sübhânellah bunlar hep bir tornadan çıkmış!... İdrâk fukaralığı hepsinde aynı… Bakış şaşılığı tıpatıp…&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Aslında bunlar bayatlamış şeyler.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Eski küflenmiş kâfirlerle çağdaş dinsizlerin ve İslâm düşmanlarının çiğneye çiğneye hakîkaten bayatlattığı bir sakız: İslâmî olan değerlere “bayatlamış şeyler” yaftasını asmaya kalkışmaları…&lt;br /&gt;    İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Ama diyeceksiniz ki hocam “kadere de iman etsek.” Hiçbir sıkıntısı yok, ama hangi kadere. Ne anlıyorsunuz kaderden?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Biz Kader’den, küfür sistemlerinin beslemeleri cüce beyinlilerinin anladığını değil, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ashâb’ı ve Ehl-i Sünnet İslâm âlimlerinin tamâmının anladığını anlıyoruz.&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Biliyor musunuz, müşrikler kadere iman ediyordu ve Kur’an bize naklediyor bunu. Ne diyorlardı: “Eğer Allah dileseydi biz şirk koşmazdık”[33] diyorlardı ve Kur’an da bize bunu aynen iki yerde naklediyor. Ne dersiniz? “Ne mübarek adamlar” mı dersiniz, “vay ahlaksızlar vay” mı dersiniz? Allah’a bundan büyük iftira olur mu? Şimdi kadere iman mı etmiş oldular bu adamlar?&lt;br /&gt;   Cevab:&lt;br /&gt;   Biliyor musunuz, Müşrikler Allah’a ve Meleklerine de inanıyorlardı, bu Kur’ân’ın bir çok yerinde bize naklediliyor, ne dersiniz? İnanıyorlardı, ama çarpık bir şekilde… O halde Allah’a ve meleklerine doğru bir şekilde -hâşâ ve kellâ- îmân etmeyecek miyiz? Müşriklerin bu sözleri, Kadere Îmân değildir; hakîkatte, gerektiği şekilde inanmadıkları kaderi kalkan yapmaktır. Yukarıdaki âyetin iniş sebeblerinde de naklettiğimiz gibi, onlar, -tıpkı günümüzdeki kader inkârcıları gibi- kader mevzûunda Nebimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in Kader anlayışına i’tiraz etmişler, şu sözü de -Allahu a’lem- O’nu ilzam, yani kendi kabûlü ve inancı ile susturmak için söylemişlerdi. Veya diyebiliriz ki, çarpık ve yamuk yumuk da olsa Müşrikler Kader inancında şu kader inkârcılarından doğruya daha yakındırlar.&lt;br /&gt;   Çünki Allah celle celâlühû,&lt;br /&gt;  “Şâyet Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı,“[34]&lt;br /&gt;  “Şâyet Rabbin dileseydi yer yüzündekilerin tamamı hep beraber îmân ederlerdi,”[35]&lt;br /&gt;  “Şâyet Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı”,[36]&lt;br /&gt;   “Allah dileseydi, elbette onları hidâyet üzere toplardı, o halde sakın câhillerden olma”,[37]&lt;br /&gt;   “Allah dileseydi, onu işlemezlerdi; o halde onları iftirâlarıyla baş başa bırak”,[38]&lt;br /&gt;   “Allah dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı”[39] ve daha nice âyetlerde bu manada başka nice sözleri buyuruyor, ona ne diyeceksiniz?..&lt;br /&gt;   Allah’ı da mı -hâşâ- “asılsız bir kader inancı” ile karalayacağız, yahud O’na “sen de Müşrikler gibi düşünüyorsun” mu diyeceğiz? Söz aynı…&lt;br /&gt;   Evet, Nebimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’i susturmaya çalışan ve çarpık bir kader anlayışına sâhib olan şu pis müşriklere “Ne mübarek adamlar” demeyiz ve “vay ahlaksızlar vay” deriz, hatta daha da fazlasını deriz; lâkin, onlar kadar bile olamayan kader inkârcılarına daha da yakışıklı sözler söyleriz.&lt;br /&gt;   Kaderle alakalı otuz civârında rivâyeti bulunan Buhârî’yi, kırk civârında rivâyeti olan Müslim’i, diğer bütün muhaddisleri, Müsned’i Kader’e Îmân’ı da bulunduran iki hadîsle başlayan ve bunlardan birincisi Kader’e îmân etmeyenden uzak olunmasını bildiren İmâm A’zam Ebû Hanîfe’yi, Muvatta’sında, Kader hakkında on rivâyet bulunan İmâm Mâlik’i, Müsnedi Mükerrerler hâric (45) Kader hadîsini içine alan İmâm Ahmed İbnü Hanbel’i ve diğer imâmlarımızı müşriklerle bir kefeye koyan, Onları en temel bir meselede, îmân noktasında müşrik kafalı i’lân eden bir vatandaşın Mü’minlerin gözündeki yer neresi olmalıdır?... Elbette ki en baş köşe(!)… Gayretleri böylesine sönmüş bir “Mü’min”ler topluluğu içinde bulunmak, Allah’a ve Resûlüne göre Mü’min olanları nasıl kahretmesin?... Böyle bir kafa sahibinin “ben mezheb İmâmlarına saygılıyım, onlar aleyhinde konuştuğumu kim duymuş?” demesi sahtekarlık ve yalancılık değil de nedir? Kur’ân’ın “köküne kiprit suyu döktüğü müşrik inancı”nı bulunduran şu imâmların güvenilir hangi yanı kalabilir?... Hele, işine gelen yerlerde onca hadisleri -hâşâ- uydurup Ümmet’e sunanlardan hadîs rivâyet etmek, hokkabazlıktan başka ne ile açıklanabilir?&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Aslında Kur’an bu inancın temeline yönelik kibrit suyu döküyor, biliyor musunuz? Çünkü bu sakat inanç, Allaha iftiradır, iradeyi yok ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Yok… “Kur’ân(ın) bu (Kader) inancın(ın) temeline yönelik kibrit suyu döküyor” olduğunu bilmiyoruz. Çünki yok böyle bir şey. Tam aksine bu “iftirâ” iddiâsının da, sık sık yapıldığı gibi Kur’ân’a yapılan bir iftira olduğunu biliyoruz. Kur’ân ile, Kur’ân’dan câhilce ve sapıkça çıkarılan yanlış manalar karıştırılmış… Evet, bu inanç, ilahlaştırılan sınırsız iradeyi yok ediyor ama, mükellefiyet ve mesûliyete gölge düşürmeyecek kadar bir irâdeyi bırakıyor.&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;Kader Nedir, Ne değildir?&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   O nedenle kadere iman nedir, önce kaderi bir anlamak lazım. (قدرنا تقديرا) Kur’an’da geçen bu tür ibareler Allah’ın bütün bir varlığı, bütün bir mahlukatı ölçüsüz yaratmadığına imandır. Eğer buysa sa kıncası yok, buysa sakıncası yok değil, zaten buna iman etmeden olmaz. Allah’ın hiçbir şeyi ölçüsüz yaratmadığına iman ettik. Onun için Amentü’yü öyle okumamız ve kaderi böyle anlamamız halinde hiç bir beis yok devam edelim. Evet devam edelim. Ama kadere imandan ne anladığımızı çok iyi bilelim.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Müşrikler de dahil, Allah’ın “bütün bir varlığı, bütün bir mahlukatı ölçüsüz yaratmadığı”na kim itirâz ediyor?. Müşriklere ve felsefecilere varıncaya kadar, Allah’ın var olduğunu kabûl edenlerin tamamı “Allah, yarattıklarını ölçüsüz yarattı” demezler. Aksine Allah’ın “bütün bir varlığı, bütün bir mahlukatı ölçüsüz yaratmadığı”na inanırlar. O halde, onlara bu hakikati ilzam yoluyla söylemenin bir manası yoktur. Çünki onların buna hiçbir itirazı yoktu. Bu doğru, Allah’ın varlığını kabûl etmeyenlere ise hiç denmez. Zîrâ onlar, başta Allah’ın varlığını kabul etmezlerkenyaptıklarını ölçülü veya ölçüsüz olmasını bahse bile mevzu etmezler. O halde, onlara denilecek ve gösterilecek olan, Allah’ın varlığının delilleridir, yaptıklarının “ölçülü olduğu” değil. Halbuki bu âyette onlara her bir şeyin bir kader’le yaratıldığı söylenmektedir.&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Allah’ın verdiği aklı kullanmadık, gittik günahı işledik. İşlediğimiz günah başımıza bela oldu. Onu temizlemek yerine o günah başka günaha sardırdı bizi ve yara bere içinde kaldı imanımız.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   İşte burası doğru. Bu dedikleriniz kendiniz için bir i’tirâf olduğundan kabûl edilebilir; hattâ müşâhedelere de dayanarak bunların sizde zirvede olduğu söylenebilir… Ancak bu çamuru, ondan uzak olan başkalarının da suratlarına sıvamaya hakkınız yoktur. Çünki bunlar başkaları için ithamdır ve kabulü içün yeterli delile muhtâcdır. Oysa böyle bir delil bilinmemektedir. İleri sürülen vehimler ise isbatta bir işe yaramaz…&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Oraya çıktık, “kaderimmiş, Allah yazmış ne yapalım günah işlemeyi.” Haşa, bu kader midir, bu kadere iman mıdır?, Bu Allah’a iftira değil midir?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Bu mazereti şeytan ve peşine takılan sapık Cebriye Mezhebi ileri sürmekle müdhiş bir sapıklık sergilemişti. Evet, şu sözün bile ilk kısmı “kaderimmiş, Allah yazmış” kadarı doğrudur. Lâkin o doğruya dayandırılmak istenen “mes’ûliyyetten kurtulmak” çabaları mahiyetindeki “ne yapalım” kısmı ise yanlış… O bakımdan, Allah’ın, kâfirlerden olduğunu haber verdiği şeytanın “kaderimmiş, Allah yazmış” sözü doğru olsa da, bu doğru bölünme kabûl etmeyen îmân esasları içinde bulunmadığından “Kadere îmân” değildir. “Ne yapalım (?)” demesi ise Allah’a iftirâdır. Çünki bu günahlar, Allah celle celâlühû yazdığı için işlenmemiştir; işleneceği için yazılmıştır. Kader, Allah’ın bir şeyi “ilmine dayalı olarak yazmasıdır”, felsefecilerin ve peşlerinden gidenlerin dediği gibi “Kaderin (veya Kaza’nın) ilim nev’inden olması, İlmin de ma’lûma/bilinene tâbi’ olması, Allah’ın sadece ezelde olacakları bilmesinden ibâret”[40] değildir. Buna ilâve olarak “ezelde yazması”dır.&lt;br /&gt;Nitekim, Kadızâde Ahmed Şemsüddîn şöyle demektedir:&lt;br /&gt;   “Ebû Hanîfe radıyallâhu anhü, ‘lâkin ketebehû bi’l-vasfı lâ bi’l-hükmi’[41]/’Lâkin Allah yazdıklarını hüküm ile değil, vasıf ile yazdı’ demiştir. Yani Hak sübhânehû ve teâlâ Levh-i Mahfûz’a vasıf yoluyla yazdı. Yani her şey hakkında ‘fülâh şey şöyle olacak, fülân kimseler, kendi tercîhleriyle kâfir olacaklar, falan kimseler kendi tercîhleriyle mü’min olacaklar ve diğer şeyler şöyle olacaklar diye her şeyin vasıfları ve halleri ve kulların irâdeleri ve kasıdları îcâda sebeb olur. Yoksa, fülân kimseler şöyle olsunlar, fülân şeyler böyle olsunlar diye hüküm emir ve nehiy yoluyla değildir.”[42]&lt;br /&gt;   Hâsılı, İmâm A’zam, meâlen “Allah celle celâlühû yazdıklarını yapın diye değil de, yapılacak diye yazdı” demekle anlatmaya çalıştığımız ince noktayı ortaya koymakta ve açıklamaktadır.&lt;br /&gt;   Allah celle celâlühû da şöyle buyurmaktadır:&lt;br /&gt;  -“…Bu yüzden Allah onu bir ilme dayalı olarak şaşırttı”,[43]&lt;br /&gt;  -”Allah’ın işi takdîr olunmuş bir kaderdir”,[44]&lt;br /&gt;  -”…Şübhesiz ki, kavminden (Allahın ilminde) îmân edenlerden başkası asla îmân etmeyecektir,”[45]&lt;br /&gt;  -“Ancak çok küfredici bir fâcir doğuracaklardır”,[46]&lt;br /&gt;  -”Bilin ki, Allah kişi ile kalbi(ndeki îmânı) arasında perde (mâni’) olur (da îmân edemez),[47]&lt;br /&gt;  -“De ki, bize ancak Allah’ın bizim için yazdıkları isâbet edecektir”,[48]&lt;br /&gt;  -“Allah bize hidâyet etmeseydi, biz hidâyete erecek değildik.”[49]&lt;br /&gt;   İmâm Buhârî, yukarıdaki âyetleri, Sahîh’indeki Kader Kitâbı’nın bâb/mevzû başlıkları yaptıktan sonra, onları şu başlıkların altında Kader’le alâkalı olarak rivâyet ettiği onlarca hadîsle desteklemiştir. Yani zikri geçen âyetleri -belki de tefsîre ihtiyâc bırakmayacak kadar açık bir şekilde Kader’e îmân’ı göstermelerine rağmen- bu hadîslerle de tefsîr ve îzâh etmiştir. Açıktır ki, Kader’e îmân etmenin aslında bu âyetler ve benzeri başka âyetlerle sâbit olduğunu, bu âyetleri Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in böyle anladığını ifâde etmek istedi. Âlimi ve câhiliyle koca bir Ümmet de aynı kanaatte olmasına rağmen, birileri olanca câhillik ve geri zekâlılığına rağmen kalkacak bu hadîslerin uydurma olduğunu şu âyetlerin de başka manalara geldiğini iddiâ edecek ve Mü’minler onun “ictihad sahibi” olduğuna inanacaklar, Ümmet’in imamlarının tamamının önüne geçirecekler ve Mü’min kalacaklar(!)... Vallahi yalan…&lt;br /&gt;   “Mezheb imamlarına, saygılı imiş ama, onları taklîd etmezmiş; Mezheb imâmları da böyle söylüyorlarmış.” Bu kadar -hâşa- hurafeci olan, hurâfecilikleri îmândan olmayan hattâ şeytanın ve müşriklerin inançları olan bir inanışı îmân esâsı hâline getirecek kadar ileriye varmış, âyetleri bu kadar tahrîf edecek seviyede yanlış anlayacak geri zekâlılara, hakîkaten hürmet ve saygı duyan, kesinlikle katıksız bir ahmak, yalandan böyle diyen de münâfıktır. Evet imâmlarımız, delilleri bilinmeden taklîd edilmelerini yasaklamışlardır, doğru… Ama bu yasağın muhâtabları kimlerdi?... Bu sözün herkese nisbetle söylendiğini iddiâ etmek ise kuyruklu bir yalandır. İmâm Nevevî ve başkaları bunların ictihâd ehliyetini bulunduranlar olduğunu söylemişlerdir. Vasatın çok altında dil/Arabça, sıfır seviyeye yakın Şer’î ilimler, sıfırın altında Mantık, kifâyetsiz akıllar ve dibe vurmuş idrâkler ile meflûc, kör ve sarhoş olmuş zavallı zamâne “müctehidler”i(!) elbette bu yasağın dışındadırlar. Bunlar birilerini taklîde bile ehil olmayan, hattâ elinden tutulup helâya götürülen körler misâli husûsî müşâhade altına alınması gereken kimselerdir. Avâm onlara nisbetle çok daha üstün mertebelerin sâhibleridirler… Çünki onlar, hiç değilse, her bakımdan kifâyetsiz olduklarının farkındadırlar…&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Onun için bakın şu etrafınıza bakın, afâkî bir şeyden sözetmiyorum gidin mahallenize, oturun beş kişiyle konuşun.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Evet, mahallede oturan Mü’mine ihtiyar nineler bile, kadere îmân eder ama, suçu Allah celle celâlühû’ya yükleyerek suçsuzluğunu iddiâ etmezler…&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Evet bir de kader mahkumu var değil mi?. Ama gerçekten kader mahkumu var, o ayrı bir mesele. Fa kat insan iradesinin dahiline, alanına giren hususlarda insanın kaderi seçmektir. Allah bu kaderi koymuştur ve Allah bunu söylemiştir: (و قل الحق من ربكم)   “De ki, Hak Rabbinizden açıkça ortaya gelmiştir.”&lt;br /&gt;(” فمن شاء فليؤمن ومن شاء فليكفر)“İsteyen îmân etsin, isteyen inkâr etsin.”&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Şükür ki, burada İnsân irâdesinin ve mükellefiyetinin dışındaki bir kaderin varlığı kabûl ediliyor gibi. Lâkin “insan iradesinin dahiline, alanına giren hususlarda insanın kaderi seçmektir” denilirken ne denilmek isteniyor? İnsânın mes’ûl tutulması için çok az da olsa bir parça irâdesinin bulunması ve kullanılması lâzım gelir. Ancak, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”[50] denilirken, bir takım suçlarımız ve hikmetler yüzünden bazen dilememizin Allah Teâlâ tarafından dilenmeyebileceği anlatılıyor. Yani Allah celle celâlühû, bir yanda yapacağımızı bildiği yanlışlıkları ve isyanları yazarken, öte yandan da bunlara veya başka sırlara istinâden -adâleti ve hikmeti çerçevesini taşmayacak bir şekilde- başka şeyleri de yazar.&lt;br /&gt;   İslamoğlu:&lt;br /&gt;   Tamam bitti, değil mi? Ne diyor Kur’an? Açıkça diyor, açıkça diyor: (فالهمها فجورها و تقويها) İnsanın yaratılışından bahseden bir paket, bir pasaj içindedir, biliyor musunuz? İnsanı Allah’ın yarattığını, tesfiye ettiğini, ta’dil ettiğini söylüyor, ondan sonra ne yaptı diyor bakınız: “İçine fücur tohumunu da koydu, takva tohumunu da koydu.” İster fücur tohumunu sular cehennem çıkarır, ister takva tohumunu sular cennet çıkarır. Daha ne desin Kur’an? Onun için bütün bu paketi birbiriyle anlamalıyız değerli dostlar. Şimdi sert mi oluyorum? (Katılımcılardan birisi: “Aksine hocam, aksine!”) Onu sen diyorsun, başkaları neler diyor bir bilsen.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;   Cevâb:&lt;br /&gt;   Allah celle celâlühû’nun insana takvasını da fücûrunu da ilham etmesi dahî, şübhesiz ki Allah’ın Kaderi’nin bir îcâbı ve parçasıdır. Kader’e îmân etmemek de fücûr tohumunu ekmek kaderidir ki Allah onu kulu hakkında bilgisine dayanarak yazmıştır.&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;Netîce&lt;br /&gt;-----------------------------------------------&lt;br /&gt;   Kâinâtın ezelî bir proje ve plânının olmadığını ve buna göre yaratılmadığını iddiâ etmek, sunturlu bir geri zekâlılıktır. Kullar, Âlemin çok küçük bir parçasıdırlar. Onların mükellefiyet ve mes’ûliyyetle alakalı ışleri de hayatlarının irâdeye dayalı olan yine küçük bir kısmını teşkîl etmektedir. Bu küçük parça içindeki küçük parçada -hak etmeseler bile- hidâyete mazhar olmaları, veya saptırılmayı hak edip de İlâhî irâde îcâbı saptırılmamaları yanıyla bir şey demeye gerek yok. Bu bir ihsândır, -her noktada olduğu gibi- bilhassa bu noktada dahi Allah’a hesâb sorulamaz. Kısmen ihtiyârî ve irâdî olan noktalardaki sapma ve saptırmaya gelince… Kader inkârcısı geri zekâlıların, kelin “karışık hâle gelen” saçları misâli, olmayan akıllarını karıştıran işte bu nokta… Bu işlerdeki saptırmanın büyük bir kısmı, doğruyu görmesini kolaylaştıracak yolların -değişik sebeb ve hikmetlerle- gösterilmemesi demek olan “hızlân” mahsûlü… Kalanı da nihâyet, ilâhî ilimde malûm ve gizli bir takım vukû’ bulacak cinâyetler, günahlar ve kusurlar yüzünden insana hak yolun kapatılıp bâtıl yolun da açılmasıyla olan saptırma… Bütün bunlar, kulun fiilleri içinde çok az ve bir bakıma siparişe göre olmasına rağmen, yaratılanların hepsinden bu takdîri nefyetmek, “kader yoktur” demek, insana hür ve sınırsız irâdeyi bağışlamak, yaratıcıyı müdâfaa edeyim derken, O’nu devre dışı bırakıp kulu bu güç ve yetkiyle donatmak yaratıcı yapmaktır. Bu da değişik bir şirktir. İnsanda, “mes’ûl değilim” diyemeyeceği ve Allah’ı -hâşâ- adâletsizlikle ithâm edemeyeceği kadar çok cüz’î bir irâde vardır. Bunun nisbeti ise, bütün bir hayatına göre binde bir midir, on binde bir midir, milyonda bir midir? Bilmiyoruz…&lt;br /&gt;   Hâsılı, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in, Ashâb’ının, Mü’minlerin ve İmamlarının anladığı manada bir “Kader’e îmân”, Mü’min olabilmek için alâ küllî hâl lâzım olan bir îmân esâsıdır. Onu inkâr etmek, yahud başka taraflara sündürmek Kur’ân’ı, Sünnet’i ve dolayısıyla Mukaddir olduğunu haber veren Allah’ı ve Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’i yalanlamaktır. Bu îmân, zamâne zındıklarının iddiâ ettiği gibi -hâşâ- asılsız bir şey değil, Kur’ân ve Sünnet delîlleri yanında Ümmet’in üzerinde İcmâ’ ettiği bir esasdır. Bu Kader îmânını bulundurmayan ise şeksiz ve şübhesiz kâfirdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;وَصَلَّى الله عَلٰى سيدنا محمد وَ عَلٰى اٰلِه وصحبه كلما ذكره الذاكرون وغفل عن ذكره الغافلون &lt;br /&gt;وَ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمٖين&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1] Kamer: 49&lt;br /&gt;[2] Ahzâb:38&lt;br /&gt;[3] Yâsîn:38&lt;br /&gt;[4] Ed-Dürrü’l-Mensûr (7/601), Ahmed, Müsned (9443), Müslim (2656), Tirmizî (2157), İbnü Mâce (83), (benzerini) İbnü Cerîr, Tefsîr (27/65, bir çok yolla), Beyhakî, El-Kadâ ve’l-Kader (177,180), [Halku Ef’âli’l-İbâd (104), Beğavî, Şerhu’s-Sünne (80), Beyhakî, El-Kadâ ve’l-Kader dipnotu:180]&lt;br /&gt;[5]  Ed-Dürrü’l-Mensûr (7/602)&lt;br /&gt;[6] Ed-Dürrü’l-Mensûr (7/602) Meselâ, “Kader ölçüdür, kadere iman Allahın hiçbir şeyi ölçüsüz yaratmamış olduğuna imandır” gibi sözleriyle…&lt;br /&gt;[7] Süâl: “Seyyid Ebu’l A’lâ el-Mevdûdî&lt;br /&gt;  imanın şartlarından olan kaderi İman&lt;br /&gt;  dan ayırıp Ehl-i Sünnet akidesine ters&lt;br /&gt;  düşmüş müdür? Zannedersem İslama&lt;br /&gt;  giriş kitabı.” Link: http://video.google.com/videoplay?docid=-6747512870901472320&amp;amp;ei=aDX_SaOnIcLQ-AbN_cSnAg&amp;amp;q=islamo%C4%9Flu+kader&lt;br /&gt;[8] Buhârî, Sahîh (6594-6620) Yani tam (27) aded hadis.&lt;br /&gt;[9] Müslim, Sahih (3/2036-2052)&lt;br /&gt;[10] Secde:19&lt;br /&gt;[11] Hâkkah:52&lt;br /&gt;[12] Teğâbun:11&lt;br /&gt;[13] Cin:13&lt;br /&gt;[14] Bakara:256&lt;br /&gt;[15] Fetih:13&lt;br /&gt;[16] Âl-iİmrân:179, A’râf:158, Hadîd:7&lt;br /&gt;[17] Nahl:104&lt;br /&gt;[18] Nahl:105&lt;br /&gt;[19] Ankebût:47&lt;br /&gt;[20] Bakara:99&lt;br /&gt;[21] Âl-i İmrân:4&lt;br /&gt;[22] Âl-i İmrân:19&lt;br /&gt;[23] A’râf:36&lt;br /&gt;[24] Ğâfir:4&lt;br /&gt;[25] Beled:19-20&lt;br /&gt;[26] Nahl:22,60, İsrâ:10,45&lt;br /&gt;[27] Kur’ânda sadece “Melâike” kalıbının geçtiği (68) âyet vardır ki, diğer kelimeler ayrıdır.&lt;br /&gt;[28]  Kamer:49,Ahzâb:38&lt;br /&gt;[29]  Bakara:177&lt;br /&gt;[30]  Bakara:232&lt;br /&gt;[31] Bakara:62, Mâide:69 vd.&lt;br /&gt;[32] Bakara:285&lt;br /&gt;[33] En’âm:148&lt;br /&gt;[34] En’âm:107&lt;br /&gt;[35] Yûnus:99&lt;br /&gt;[36] Mâide:48&lt;br /&gt;[37] En’âm:35&lt;br /&gt;[38] En’âm:112&lt;br /&gt;[39] Hûd:118&lt;br /&gt;[40] Kadı Beyâdî, İşârâtu’l-Merâm:265; Şerhu Mevâkıf’dan naklen Keşşâfu Is- tılâhâti’l-Fünûn:2/1235&lt;br /&gt;[41]Kadı Beyâdî, el-Fıkhu’l-Ekber’den naklen İşârâtu’l-Merâm:278&lt;br /&gt;[42] Ferâidü’l-Fevâid:293, (1220 baskısı)&lt;br /&gt;[43] Câsiye:23&lt;br /&gt;[44] Ahzâb:38&lt;br /&gt;[45] Hûd:36&lt;br /&gt;[46] Nûh:27&lt;br /&gt;[47] Enfâl:24&lt;br /&gt;[48] Tevbe:51&lt;br /&gt;[49] A’râf:43&lt;br /&gt;[50] İnsan:30&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.darusselam.com/index.php/akaid/"&gt;http://www.darusselam.com/index.php/akaid/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8234890784656686275?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8234890784656686275/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8234890784656686275&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8234890784656686275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8234890784656686275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/07/kadere-iman-etmemek-kufurdur-mustafa.html' title='KADER’E ÎMÂN ETMEMEK KÜFÜRDÜR. Mustafa İslamoğlu&apos;na İlmî Cevaplar'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1630975621666254341</id><published>2010-07-08T13:46:00.005+03:00</published><updated>2010-07-10T12:41:55.293+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Mîraç Gecesi ve İsra / Sesli Sohbet Mustafa Özşimşekler ve Cübbeli Ahmet Hocaefendi</title><content type='html'>&lt;object height="36" width="470"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExOTMwNDQ3O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE5MzA0NDctMmE4IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjc4NTg2MjM4O30=&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="opaque"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="opaque" height="36" width="470" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExOTMwNDQ3O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE5MzA0NDctMmE4IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjc4NTg2MjM4O30=&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="36" width="470"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExOTMwNTEyO3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE5MzA1MTItNDhjIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjc4NTg2Mjc0O30=&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="opaque"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="opaque" height="36" width="470" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExOTMwNTEyO3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE5MzA1MTItNDhjIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjc4NTg2Mjc0O30=&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 dakikadan sonrası sohbettir.&lt;br /&gt;&lt;object height="36" width="470"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExOTU0Mjk4O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE5NTQyOTgtYTYzIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjc4NzU0OTMxO30=&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="opaque"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="opaque" height="36" width="470" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExOTU0Mjk4O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE5NTQyOTgtYTYzIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxMDQ1NjMwO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjc4NzU0OTMxO30=&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1630975621666254341?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1630975621666254341/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1630975621666254341&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1630975621666254341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1630975621666254341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/07/mirac-gecesi-ve-isra-sesli-sohbet.html' title='Mîraç Gecesi ve İsra / Sesli Sohbet Mustafa Özşimşekler ve Cübbeli Ahmet Hocaefendi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3593084899195537217</id><published>2010-06-29T12:39:00.004+03:00</published><updated>2010-06-30T11:00:49.936+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Receb-i Şerif Sohbeti - Cübbeli Ahmet ve Mustafa Özşimşekler Hocaefendi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TCm3kT5oT0I/AAAAAAAACZo/HEOdFiachl0/s400/recep_dosya.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 142px; height: 142px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TCm3kT5oT0I/AAAAAAAACZo/HEOdFiachl0/s400/recep_dosya.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Receb ayının fâziletleri, Receb-i Şerifin başı, ortası ve sonu hakkında mâlumat..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;بسم الله الرحمن الرحيم&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cübbeli Hocaefendi&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11852602-ad9" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11852602-ad9" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Hocaefendi&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11844768-358" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11844768-358" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3593084899195537217?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3593084899195537217/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3593084899195537217&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3593084899195537217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3593084899195537217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/06/receb-i-serif-sohbeti-mustafa.html' title='Receb-i Şerif Sohbeti - Cübbeli Ahmet ve Mustafa Özşimşekler Hocaefendi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TCm3kT5oT0I/AAAAAAAACZo/HEOdFiachl0/s72-c/recep_dosya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8595967942952192680</id><published>2010-06-25T16:40:00.002+03:00</published><updated>2010-06-25T16:41:00.809+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Resimli Âyetler'/><title type='text'>Haşr Sûresi 10. âyet-i kerîme</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TCSxzQv0T0I/AAAAAAAACZg/8OnFilnpnXs/s1600/haşr+10.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TCSxzQv0T0I/AAAAAAAACZg/8OnFilnpnXs/s400/haşr+10.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486705740271079234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8595967942952192680?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8595967942952192680/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8595967942952192680&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8595967942952192680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8595967942952192680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/06/hasr-suresi-10-ayet-i-kerime.html' title='Haşr Sûresi 10. âyet-i kerîme'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/TCSxzQv0T0I/AAAAAAAACZg/8OnFilnpnXs/s72-c/haşr+10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-4488249150650436243</id><published>2010-06-21T21:07:00.004+03:00</published><updated>2010-06-21T21:22:31.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Abdi İpekçi'de Cübbeli Ahmet Hoca</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mustafa Özşimşekler ile Cübbeli Ahmet Hocaefendiler'in Abdi İpekçi Spor Salonu'nda 13 Haziran 2010 tarihinde yapmış olduğu "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi" konulu sohbetini dinlemek için &lt;a href="http://www.cubbeliahmethoca.tv/sohbet/dismekan/415-13-haziran-2010-abdi-pekci-spor-salonu.html"&gt;TIKLAYIN!&lt;/a&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-4488249150650436243?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/4488249150650436243/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=4488249150650436243&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4488249150650436243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4488249150650436243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/06/abdi-ipekcide-cubbeli-ahmet-hoca.html' title='Abdi İpekçi&apos;de Cübbeli Ahmet Hoca'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1053076149222682507</id><published>2010-05-30T12:44:00.000+03:00</published><updated>2010-05-30T19:58:38.584+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Tavuklarda Kuru Yolma / Sulu Yolma / Makina Kesimi Helâl mi?</title><content type='html'>Fatih Kalender&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;İnsanlığa rehber olarak gönderdiği yüce kitabında; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olanlardan yeyin. Şeytanın izlerini takip etmeyin. Gerçek, o sizin apaçık bir düşmanınızdır.[1]”&lt;/span&gt; Buyuran Allah’a hamd eder, “Allah yolunda sefer yapmış üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak; Ya Rap, ya Rap! Diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl kabul edilsin[2]” buyuran Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem)’ e Salât ve selam ederiz.&lt;br /&gt;Yeryüzü nimetlerinin, insanoğlunun yararlanması için yaratıldığı ve insanın helal, temiz rızıklardan dilediği gibi yararlanıp şükretmesinin gerekliliğini yüce kitabımız genel olarak ifade etmiştir. Aynı şekilde bu nimetlerden yararlanmada, mubah ve serbest oluşun asli kural oluşu da dinimizce ifade edilmiştir. Haram olduğu kanıtlanmadıkça eşyada asıl olan temizliktir-mubahlılıktır.[3] Ancak bu durum, o şeyin haramlılığı hakkında bir delilin olmamasıyladır. Zira helallilik ve haramlılık bir yerde karşılaştığı zaman haramlılık helallilik üzerine tercih edileceği fıkıh kitaplarımızda mezkûrdur.[4] Nitekim Buhari’nin rivayet etmiş olduğu Adiy ibn-i Hatim hadisi şerifi bu kaideyi açıkça göstermektedir.&lt;br /&gt;Adiyy İbn-i Hatim (Allah ondan razı olsun)’dan rivayete göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurdu: Köpeğin senin için tuttuğu avı ye! Çünkü köpeğin avı yakalayıp tutması şer’i kesimdir. Eğer köpeğin avı yakalayıp öldürmüş ise kendi köpeğinin veya köpeklerinin yanında başka bir köpek de bulunsa ve bu cihetle yabancı köpeğin kendi köpeğin ile birlikte avı yakalayıp öldürmüş olmasından endişelenirsen bu halde bu avı yeme! Çünkü sen ava salıverirken çektiğin Besmele kendi köpeğine aittir, başka köpek için değildir.[5]&lt;br /&gt;Bu hadisi şeriften de anlaşıldığı gibi bir etin helal oluşunda şüphe varsa, o etin helal olduğu kanıtlanana kadar onu yemek helal olmaz. Buna göre gerek kadın ve gerek erkek bütün Müslüman bireyleri et tüketiminde güvenirlilik ve helallik konusunda araştırma yapmakta sorumlu tutulmuşlardır. Bir kimse araştırma yapmaya imkânı olduğu halde araştırma yapmadan haram olan eti yemişse, bilmeden bir günah işlemiş olur. Ancak yediği haramın tesiri kendisinde kalacaktır. Nitekim Müslim’in rivayet etmiş olduğu “onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl kabul edilsin[6]” hadisi şerif bunu açıkça ortaya koymaktadır. Asrımızın hastalığı olan ibadetlerden zevk alamamamız, dualarımızın kabul olunmaması bu tesirin en bariz neticesidir.&lt;br /&gt;Müslüman için en önemli hususlardan biri, helal gıda olduğundan ve bizden de talep edildiğinden bu makalemizde, çokça tartışılan bazılarının mutlak olarak haram dediği bazılarında asrımızın zaruri yatından kabul ederek helal dediği makineyle tavuk kesimi ve sulu-kuru yolma meselelerini ele alıp, gücümüz nispetince incelemeye gayret edeceğiz. Muvaffakiyet Allah’tan dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselemizi üç bölümde inceleyeceğiz.&lt;br /&gt;Birinci olarak günümüzde makineyle kesim nasıl yapılmaktadır.&lt;br /&gt;İkinci olarak İslam fıkhına göre kesim nasıl yapılmalı.&lt;br /&gt;Üçüncü ve netice olarak ta makine kesiminin İslam fıkhına uyup uymadığı yerler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİRİNCİ BÖLÜM&lt;br /&gt;MAKİNE İLE TAVUK KESİMİ&lt;br /&gt;Dünyanın birçok ülkesinde pek çok kesim hanede hayvanların makineyle kesildiği bir gerçektir. Bunun sebebi de kitle imalatı için ihtiyaç duyulan hızlandırma ve maliyeti düşürmedir. Böyle bir tesis ortalama saatte 9900 tavuk kesimi yapmaktadır. Bu rakam tesisin büyüklük ve ufaklılığına göre de değişe bilir.&lt;br /&gt;Gittiğim tesislerde ki incelemelerime ve bu konuyu araştıran araştırmacıların gözlemlerine göre bunun şekli şu şekildedir: Kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi dedikleri baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar.  Kesim makinesine bir metre kala elektro şok havuzu dedikleri kendisine elektrik verilmiş su havuzlarına sokulurlar. Bunun sebebi hayvanın kesim esnasında daha az acı çekmesi dense de, bu meslekle ilgilenen kişilere sorduğumuzda asıl sebebin bu olmadığını anlamaktayız. Tavuk bıçağı boğazına yediği anda çok güçlü bir şekilde kanatlarını çırpmaya başlar. Olması muhtemel olan birincisi, kanadı yerinden çıkabilir. İkincisi kanadı kırılır. Üçüncü olarak da hızlı dönüşler yaparak ayaklarını kırabilir. Kanadı veya ayağı kırılan tavuk tüy yolma makinesine girdiğinde oradaki çok yüksek devirle dönen kamçılarla tüyleri yolunurken kanat veya ayakları paramparça olur. O kanatlar ve ayaklar kullanılmaz hale geldiğinden malın zayiat oranı artar. Şayet kanat veya ayak kırılmamış yerinden çıkmışsa iç kanama olur. Buda tavuk üzerinde morluklar ve kızarıklıklar olmasına sebebiyet verir ki malın kalitesi düşer.&lt;br /&gt;Şoktan sonra tavuklar döner veya düz bıçakla kesilecek mahalle ulaşarak boğazları kesilir.  Bu evreden sonra boğazları kesilen tavuklar, sulu yolma sisteminde haşlama kazanları dedikleri sıcak sulara sokulurlar. Ve orada bir müddet bekledikten sonra tüy yolma makinelerine girerek tüyleri yolunur. Oradan da temizleme, parçalama ve paketleme evrelerine doğru hareket ederler.&lt;br /&gt;Tavuk ve benzeri hayvanların tüylerinin daha kolay yolmak için kullanılan tekniklerden biri de yukarıda izah edilen ıslatma usulüdür. Buna sulu yolum, ıslatmadan olana da kuru yolum denilmektedir. Sulu yolumun, kuru yolum üzerine tercih edilmesi, sıcak suda tüyleri yumuşayan tavukların yolumu daha kolay ve hızlı olmasıdır. Bu meslek erbablarının ifadelerine göre 3500 tavuk sulu yolma sistemiyle yolunması 1:30 (bir bucuk) saat sürerken aynı sayıda tavuk kuru yolma sistemiyle yolunması 5:30 (beş bucuk) saat sürmektedir.&lt;br /&gt;Makalemizin bu bölümüne kadar olan kısmında fıkhi değerlendirmesini yapmaksızın günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim, kuru ve sulu yolma sitemlerini beyan etmeye gayret ettik. Makalemizin diğer bölümlerinde bu kesim sistemlerinin fıkhi durumlarını araştırmaya ve siz değerli okuyucularımızla paylaşmaya gayret edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİNCİ BÖLÜM&lt;br /&gt;İSLAM FIKHINA GÖRE KESİM NASIL YAPILMALI&lt;br /&gt;Makineyle kesimin İslam şeriatında doğru olup, olmadığını anlayabilmemiz öncelikle İslam fıkhına göre hayvan kesiminin şartlarının neler olduğunu bilmemize bağlıdır.&lt;br /&gt;Meşru’ surette boğazlanma, hayvanın “hulkumunu” yani nefes borusunu ve “meri” denilen yemek ve içmek borusunu ve bunların arasında bulunan “vedec” denilen iki damarın kesilmesiyle yapılır.[7] Bu dört şeyden üçünün kesilmesi İmam Azam’a göre yeterliyken, İmam Ebu Yusuf’a göre nefes borusuyla yemek borusu ve iki damardan birinin kesilmesi gerekir. İmam Muhammed’e göre ise bu dört şeyden her birerlerinin ekserisinin kesilmesi şarttır.[8]&lt;br /&gt;Şafi[9] ve Hanbelilere göre ise yemek borusuyla nefes borusunun tam kesilmesiyle şer’i boğazlama tahakkuk eder. İki damarın kesilmesi şart değildir. Ahmet İbn Hanbelden yemek ve nefes borusuyla beraber “vedec” denilen iki damarında kesilmesinin şart olduğu rivayetini İbn Kudame Muğnisinde nakletmiştir. [10]  &lt;br /&gt;Malikilere göre ise; boğazla beraber iki damarın kesilmesi gerekir. İki damar kesilmesiyle beraber boğazın yarısının kesilmesi esah olan görüşe göre yeterli olmadığı el-Mevsuat’ül-fıkhiyye de beyan olunmuştur.[11]&lt;br /&gt;İslam Şeriatı açısından meşru’ boğazlama ameliyesinin nasıl olması gerektiğini icmalen yukarıda mezheplerin görüşleriyle beyan ettik. Tafsilatlı bir şekilde meseleyi değerlendirecek olursak, İslam fıkhına göre hayvan kesiminin belli başlı şartları vardır. Bu şartlar üç kısımda incelenir.&lt;br /&gt;a)      KESİLEN HAYVANDA ARANAN ŞARTLAR.&lt;br /&gt;b)     HAYVANI KESEN KİŞİDE ARANAN ŞARTLAR.&lt;br /&gt;c)      KESME ALETİNDE ARANAN ŞARTLAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)      KESİLEN HAYVANDA ARANAN ŞARTLAR.&lt;br /&gt;Kesimin sıhhati için kesilen hayvana dönen üç şart vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesilecek olan hayvan kesim esnasında canlı olmalıdır.&lt;br /&gt;Hayvanın kendiliğinden ölmüş olması halinde eti haram olacağından kesim esnasında hayvanın canlı olması şarttır. Ancak bu canlılık konusunda mezhepler açısından farklı ölçüler vardır. Ebu Hanife’nin talebeleri olan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’de dahil fakihlerin bir kısmı “hayat’ul-müstakirre” yi şart koşarken, diğer bir kısmı bunu şart koşmaz. Şöyle ki; fakihlerin çoğunluğu kesim esnasında hayvanın hareket etmesi ve kanının akması gerektiğini söyler. Ahmed b. Hanbel’e göre kanının akması yeterlidir.&lt;br /&gt;Ebu Hanifeye göreyse hayvanın yaşadığının bilinmesi yeterlidir. Yani kesimden önce hayvanın canlılığı biliniyorsa kesimden sonra hareket etmesi veya kanının akması şart değildir. Ancak hayvanın baygınlık veya hastalık gibi bir sebepten dolayı kesimden önce hayatında yani canlı olduğunda şüphe varsa bakılır. Bu hayvan kesimden sonra hareket etse veya kan aksa helal olur. Hareketten maksat ağzını, gözünü yumması, ayaklarını kendine doğru çekmesi gibi kesimden önce hayatta olduğuna dair alamet olan harekettir. Ağzını, gözünü açması, ayaklarını uzatması buna alamet değildir. Kanın çıkmasından maksat da; diri olan bir hayvandan kesimden sonra nasıl bir kan çıkıyorsa (buda ehlince malumdur) o şekilde kan çıkmasıdır. Hanefilerde fetva da bu şekildedir.[12]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesilen hayvanın canı sırf kesimle çıkmalı.&lt;br /&gt;Yani hayvanın ölümünün, bu kesim işlemi sonucu olması gerekir. Bu şart haddi zatında yukarıdaki şartım tamamlayıcısıdır.&lt;br /&gt;“Helal yapıcıyla haram yapıcı bir yerde toplanması durumunda haram yapıcı, helal yapıcı üzerine tercih olunur”[13] kaidesi genel olarak mezheplerin kabul ettiği bir kaide olduğundan bu şart hakkında mezhepler açısından pek farklılık bulunmamaktadır.[14]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesilecek olan hayvan harem hayvanı (harem bölgesinde yaşayan av hayvanı) olamamalı.&lt;br /&gt;Harem bölgesinde yaşayan av hayvanının öldürülmesi veya öldürecek olan kişiye delalet veya işaret edilmesi Allah hakkı olarak caiz olmadığı malumdur. Öldüren kimsenin ihramlı olup olmaması bu hükmü değiştirmediği gibi o hayvanın haremde doğması ve ya dışarıdan oraya girmesi bunu değiştirmez. Böyle bir hayvanın öldürülmesi o hayvanı “laşe” yenilmez yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malikilere göre bir şart daha vardır.&lt;br /&gt;“Zebh” yapılacak olan hayvan “nahr” hayvanlarından olmamalı.&lt;br /&gt;Bir hayvanın göğsü üstünden bıçak vurup boğaz damarlarını kesmeye “nahr” denir. Deveyi “zebh” boğazından kesmek Malikilere göre caiz değilse de Hanefilere göre caizdir, ancak mekruhtur. Koyun sığır hayvanlarını “nahr” yapmak mekruh olduğu gibi.[15]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)     HAYVANI KESEN KİŞİDE ARANAN ŞARTLAR&lt;br /&gt;Kesimin sıhhati için kesen kişi aşağıda sayacağımız niteliklere haiz olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.      Kesen kişini akıllı olması.&lt;br /&gt;Kesen kimsenin, kadın veya erkek olması fark etmediği gibi baliğ olması da gerekmez. Şer’ şerif doğrultusunda kesim yapmayı kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması genelde yeterli görülmüştür. Bu görüş Hanefi[16], Maliki[17] ve Hanbelilerin cumhurunun görüşüdür[18]. Şafilerden bu görüşte olanlar olsa da mezhepte zahir olan görüş, delinin, mümeyyiz olmayan çocuğun kestiği kerahetle beraber helaldir.[19]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      Kesen kişinin Müslüman ve ya Ehl-i Kitap olması.&lt;br /&gt;Putperest, Mecusi, Mürtet gibi Ehl-i kitap ve Müslüman olmayan kişilerin kestiğinin helal olmadığı İslam âlimlerince ittifakladır. Mürtet olan kimse velev ki ehl-i kitaplıktan irtidat etsin (dönsün) bu meselede putperest gibi değerlendirilir, yani kestiği yenmez. Şayet mürtet olan kimse buluğ çağına ermemiş “mürahik” olan bir çocuksa İmam Azam ve İmam Muhammed’e göre bunun “irtidadı” dinden dönmesine itibar edilmediğinden kestiği yenir. Ancak İmam Ebu Yusuf’a göre bunun “irtidadı” dinden dönmesine itibar edildiğinden kestiği yenmez[20]. &lt;br /&gt;Yahudi ve Hıristiyanlar gibi esasında Allah’a inanıp peygamberlerine tabi olup hak dine mensup iken zaman içinde bu hak yoldan uzaklaşan ve son hak Peygamber Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’e de inanmayan kimseler ehl-i kitap olarak adlandırılmışlardır. Bunlar müşrik ve putperestlerden farklı tutularak kızlarıyla evlenme, kestiklerini yeme Müslümanlara belli şartlar doğrultusunda helal kılınmıştır. Bununla birlikte konuyla ilgili olarak kaynaklarımızda tartışmalar mevcuttur.&lt;br /&gt;Şafi mezhebine göre Yahudi veya Hıristiyan olan bir kimsenin ehl-i kitap sayılması, o dini “nesh” eden kaldıran dinin gelmesinden sonra o dine ilk babalarının girmesinin bilinmemesine bağlıdır.[21] Yani, Yahudi bir kimsenin ilk babaları Hz. İsa (aleyhi ve selam)’ın gönderilmesinden sonra bu dine yani Yahudiliğe girmişse bu kişi ehl-i kitap sayılmaz. Aynı şekilde Hıristiyan bir kimsenin ilk babaları son peygamber olan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve selem) ‘in gönderilmesinden sonra Hıristiyan olduğu biliniyorsa, bu kişi de ehl-i kitap sayılmaz.&lt;br /&gt;Hanefi Mezhebine göre ise kesim esnasında kişinin bulunmuş olduğu dine itibar edilir. İlk babalarının durumu gözetilmez.[22] Malikilerde bu konuda, Hanefilere muvafakat etmektedirler.[23]&lt;br /&gt;Hanefilerce Ehl-i kitabın kestiğinin helal olması, kesenin kesim esnasında sadece Allah’ın ismiyle kestiğini işitilmesiyle ve şahit olunmasıyladır. Şayet kesenin kesimi görülmemiş ve işitilmemişse, Müslüman kesicilerde olduğu gibi Allah’ın ismiyle kesmiştir hüsnü zannı yapılarak kesilen et yenir. Ancak kesenin Allah’ın gayrisi üzerine kestiğinin veya hiç tesmiye getirmediğinin bilinmesi o hayvanı haram kılar.[24]  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konunun birçok detayları mevcut olduğu gibi, bu detaylarda mezheplerin farklı birçok görüşleri de mevcuttur. Makalemizi çok uzatmamak ve konumuzla alakalı olmadığından dolayı bu kadarlıkla iktifa ettik.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;3.      Kesen kişi şayet av hayvanı kesiyorsa ihramlı olmamalı.&lt;br /&gt;İhramlı olan bir kimsenin av hayvanını avlaması ve ya kesmesi caiz değildir. Avlaması ve ya kesmesi durumunda o hayvan yenmez. Ancak tavuk, koyun, sığı, deve gibi “müste’nes” dediğimiz av hayvanı olmayan hayvanları ihramlı bir kimsenin kesmesinde bir mahsur olmadığı gibi bu hayvanların harem bölgesinde de kesilmesinde bir mahsur yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      Kesen kişinin hatırlaması ve kudreti olması durumunda, kestiği hayvan üzerine besmele çekmesi.&lt;br /&gt;Hayvanın kesilme esnasında besmelenin gerekli olup olmaması makineli kesimde çok büyük bir önem arzattiğinden bu konuyu biraz uzunca ele alacağız.&lt;br /&gt;Hayvan kesilirken Allah’ın adının anılmasının şart olup olmaması veya hangi ölçüde şart olduğu Âlimler arasında tartışılmıştır. Konuyla ilgili olarak Yüce Kitabımızdaki bazı ayeti kerimeler şunlardır:&lt;br /&gt;“Eğer Allah’ın ayetlerine inanıyorsanız üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin”[25]&lt;br /&gt;“Üzerine Allah’ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Allah çaresiz (kalıpta) yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır…[26]”&lt;br /&gt;“Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin”[27]&lt;br /&gt;Bu ve benzeri ayeti kerimelerden kast edilen hususun Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama ve Müslüman’ın, hayvanı Allah adına kesmesi ilkesi mi yoksa hayvan kesilirken Allah adının telaffuz edilmesi mi olduğu tartışılmıştır. Ancak cumhura göre yani Âlimlerin çoğuna göre hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı durumda besmele çekmek şarttır. Besmeleyi söylemeye takati olduğu halde kasten terk edilmesi halinde ise o hayvanın eti yenmez. Kesen kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitap olması bu sonuçları cumhura göre değiştirmez. [28] Ancak Malikiler, Ehl-i kitap için besmeleyi şart koşmamışlardır.[29]&lt;br /&gt;Dilsiz gibi besmele çekmeye takati olmayan kişi için cumhura göre besmele şart değilken, Hanbelilere göre, göğe doğru işaret ederek ima etmesi şarttır. Veya besmeleye delalet edecek bir işaret yapması da yeterlidir.[30]&lt;br /&gt;Besmelenin gerekli olduğunu bilmeyen kimsenin, kesim esnasında kasten besmeleyi terk etmenin hükmü hakkında, sahabeyi kiram arasında da fukaha arasında da ihtilaf olduğunu El-Mevsuat’ül-fıkhiyye el-kuveyti nakletmektedir.&lt;br /&gt;Asrımızın büyük fakihlerinden olan ve ilmihali hemen hemen her evde bulunan merhum Ömer Nasuhi Bilmen, besmeleyle ilgili şunları nakletmektedir:&lt;br /&gt;Hayvanları boğazlarken “tesmiye” de bulunmak, yani (Bis-millâh) demek lâzımdır. Bu hususta Hak Tealâ’nın mübarek isimlerin-den herhangi birini zikretmek de yeterli olur. Meselâ ALLAH’ü Ekber, ALLAH’ü A'zam veya ALLAH denilmesi yeterli olur. Fakat ALLAH Tealâ’nın ismini dua maksadıyla zikretmek yeterli olmaz.  اَللَّهُمَّ اغْفِرْلِىALLAH’ümmeğfirli. (Ey ALLAH’ım beni mağfiret eyle.) denilmesi gibi. (Bismillâhi, Allâhü Ekber) denilmesi müstahaptır. Besmele kasten terk edilirse, hayvanın eti yenilmez, haram olur. Fakat bir unutma neticesi olarak terk edilirse, boğazlanan hayvanın yenilmesinde mani olmaz. Çünkü “nisyan” unutma, affolunmuştur.&lt;br /&gt;(İmam Şafiî'ye göre yalnız boğazlama yeterlidir. Besmele okunması, bir sünnet-i müekkededir, besmele bulunmasa, yani “Bismillâh” denilmese de hayvanın eti haram olmaz. Bu görüş, Ebu Hüreyre ile İbni Abbas (R.anhüma) dan rivayet edilmiştir. Şu kadar var ki bu görüş, diğer müçtehitlerin ittifakına muhaliftir, bununla beraber Şafiîlerce de besmeleyi terk mekruhtur.)[31]&lt;br /&gt;Besmelenin sünnet olduğunu, kasten terk edilmesi durumunda kesilen hayvana bir zararı olmadığını savunanlar, yukarıdaki ayeti kerimelere bir takım teviller getirmekle beraber Buhari’nin rivayet etmiş olduğu Hz. Ayşe hadisini delil olarak da getirmektedirler.&lt;br /&gt;Hz. Ayşe (Allah ondan razı olsun)’ dan rivayete göre insanlardan bir gurup Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ e gelerek şöyle dediler: “Bazı insanlar bize et getiriyor ve biz bunların kesiminde Allah adının anılıp anılmadığını bilmiyoruz”. Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) cevaben şöyle buyurdu:  O etlerin üzerine Allah’ın adını anın ve ondan sonra onu yeğin. Hz. Ayşe (Allah ondan razı olsun) şöyle buyurdu: Bu insanlar yakın zamanda İslam’a girmiş kimselerdi.[32]&lt;br /&gt;Besmelenin gerekliliğini savunan cumhurda şu şekilde cevap vermektedirler:&lt;br /&gt;Bu hadisi şerif, bu iddiayı doğrulamaz, çünkü burada bir Müslüman’ın önüne çıkan etin sadece Allah'ın adı anılarak kesildiği farz edilerek, helâl kabul ediliyor. Diğer bir Müslüman kimse hakkında hüsn-ü zan ediliyor. Çünkü Hz. Ayşe (Allah ondan razı olsun) beyan ediyor ki (bu şekilde düşünmenin sebebi), onlar yakın zamanda Müslümanlığı kabul etmiş kimselerdi. Bu sebeple onların kestiği hayvanların etleri şüpheli olabilir. Ancak Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) in ifadesinden anlaşılan; bir insan her ne kadar İslam’a yeni girmiş olsa da geçerli ve helâl kesimin gereklerini yerine getirmiş bir Müslüman olarak itibar edilmelidir. Eğer bir kimse Allah'ın adının anılmadığının farkında olursa, o zaman et haram olur.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, bu hadisi şerif, gözü ile hayvanın kesimini görmemiş birisinin eti satanın sözüne itimat etmesine işaret etmektedir. Eğer şüpheye sebep yoksa o kimse eti satın alabilir ve onu yiyebilir. Eğer kesin olarak Allah adının anılmadığı biliniyorsa, hadis bu duruma cevap vermemiştir. Cumhurun bu konuda söylediği daha birçok ifadeler vardır ancak mesele “fıkh’ul-mukaren”e mezhepler arası tartışmalı fıkha gireceğinden bunları nakletmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besmeleyi gerekli kılanlara göre kesim esnasında besmele için dört şart vardır:&lt;br /&gt;1-Hayvanı kesen kimsenin bizatihi kendisinin besmeleyi çekmesi gerekir. Besmeleyi hayvanı kesenin dışındaki biri çekse de kesen kimse unutucu olmadığı halde besmeleyi terk etse o kesilen hayvan helal olmaz.&lt;br /&gt;2-Besmele, kesim için çekilmeli. Kesimden başka bir işe başlamak için besmele çekerek veya Allaha hamdetmek için “Elhamdulillah” diyerek hayvanı kesen kişinin kestiği yenmez. Zira bizatihi kesim için besmele veya hamdele çekilmemiştir.&lt;br /&gt;3- Allah Tealâ’nın ismini dua maksadı gibi başka bir şey kast edilmeden söylenmeli. &lt;br /&gt;4-Besmeleyi keseceği hayvan için tayin etmeli. Yani besmele çektiği hayvanı bırakıp ta başka bir hayvanı kesmemeli.[33]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besmelenin vakti:&lt;br /&gt;Hanefi ve Maliki fukahasına göre, kesim için besmelenin vakti kesim anıdır. Besmeleyi çekip aradan belli bir müddet geçtikten sonra hayvan boğazlanırsa bu caiz olmaz. Ancak kendisinden kaçınılması mümkün olmayacak bir şekilde gecikme zarar vermez. Hanbeli mezhebinde sahih olan görüşe göre, besmele kesen kişinin elini hareket ettirme anında olmalıdır.[34]&lt;br /&gt;Hanefi kitaplarından İbn Abidin haşiyesinde şöyle bir ibare vardır:&lt;br /&gt;Eğer bir kimse, iki koyunu yatırsa, Allah'ın adını andıktan sonra aynı anda kesim işlemini yapsa, bu iki koyun da helâl olur. Ancak arka arkaya keserse, ilk kesilen koyun helâl olur. Diğeri helâl olmaz. Kesimin tekrar etmesi, tesmiyenin de tekrarını gerektiren bir sebep oluşturur.[35]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      Kesen kişinin Allah’ın gayrisi üzerine kesmemesi.&lt;br /&gt;Bu şart İslam Alimlerinin ittifakıyladır. Ancak Maliki mezhebinde Ehl-i kitap için bazı istisnalar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı mezhepler bu şartlar üzerine üç şart daha ilave etmişlerdir.&lt;br /&gt;6.      Kesen kişi kestiği hayvanın boğazının ön tarafından kesmesi.&lt;br /&gt;Bu şart Malikilerin tek kaldığı bir şarttır. Buna göre hayvanın ensesinden yapılan kesim caiz değildir. Diğer mezheplere göre ise kesim bir anda yapılıp hayvanın “hulkumu” yani nefes borusu ve “meri” denilen yemek ve içmek borusu ve bunların arasında bulunan “vedec” denilen iki damar kesilmişse bu işlem her ne kadar mekruh olsa da hayvanın etini haram kılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      Kesen kişi kesim işini bitirmeden elini kaldırmaması.&lt;br /&gt;Bu şartta tıpkı altıncı şartta olduğu gibi Malikilerin tek kaldığı bir şarttır. Ancak bu meselede bazı tafsilatlar vardır. Konumuzla (makineyle kesimle) alakalı olmadığından bunlara değinmedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.      Kesen kişi kesim esnasında “tezkiye” kesmeye niyet etmesi.&lt;br /&gt;Maliki, Şafii ve Hanbelilere göre kesen kişinin kesim esnasında tezkiyeyi (şer’i kesmeyi) kast etmelidir. Buna göre mücerret hayvanı öldürme kastıyla kesilen hayvan yenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c)      KESİM ALETİNDE ARANAN ŞARTLAR&lt;br /&gt;Hayvanın kesiminde asıl olan hayvana eziyet etmeden acı çektirmeden kanını akıtmaktır. Buna göre hayvanları boğazlama hususunda damarlarını ke­sip kanlarını akıtacak herhangi bir âlet yeterlidir. Meselâ bıçak yeterli olduğu gibi, keskin kamış kabuğu, cam parçası da yeterlidir. Şu kadar var ki, bu âlet, hayvana zahmet vermeyecek bir halde keskin olmalıdır.[36]&lt;br /&gt;Vücutta bulunan tırnakla ve ya dişle kesimin yapılması veya bunların vücuttan ayrıldıktan sonra kesim için kullanılmasında mezhepler açısından farklı değerlendirmeler mevcuttur. Konumuzla alakalı olamaması hasebiyle bunları nakletmedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ BÖLÜM&lt;br /&gt;MAKİNE KESİMİNİN İSLAM FIKHINA UYUP UYMADIĞI YERLER&lt;br /&gt;İslam fıkhına göre kesimin nasıl yapılacağını ikinci bölümde inceledik. Bu bilgiler ışığında, günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim ameliyesini bu üçüncü bölümde inceleyeceğiz.&lt;br /&gt;Birinci bölümde de beyan olduğu gibi kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi dedikleri baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Hayvana eziyet vermemek kaydıyla[37] bunda dinen herhangi bir mahsur yoktur. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Kesim makinesine bir metre kala elektro şok havuzu dedikleri kendisine elektrik verilmiş su havuzlarına sokulurlar.&lt;br /&gt;Bu merhale, dinen önem arzeden bir merhaledir. Kendilerine şok için elektrik verilen tavukların bu merhalede ölme ihtimalleri vardır. Zira bu merhalede, elektro şok havuzunun su seviyesi pilicin tamamen boynunu içine alma ihtimali vardır. Nitekim bunu bizatihi müşahede ettik. Yani kesime giden tavuk yaklaşık 15-20 saniye hem elektrik şokuna maruz kalır, hem de havayla irtibatı kesilir. Yani nefessiz kalır. Bu safhada tavukların hepsi ölmese bile içlerinde, bünyesinin zayıf olmasından dolayı ölenler olabilir. Makine kesiminde bu ölenler bilinemeyeceğinden diğerleriyle karışma ihtimali vardır. Üstatımız Halil Günenç hoca efendinin, Pakistan Ulamasından olan Takiyy’üd-din Usmani’den, bizlere yapmış olduğu bir nakilde; bu zatın yani Takiyy’üd-din Usmani’nin bizatihi böyle bir tesisi gördüğünü ve çoğunlukla tavukların öldüğünü hoca efendiyle yapmış olduğu bir mulakatta beyan etmiş.&lt;br /&gt;Ancak bizim gezdiğimiz tesislerde tavuklara sersemleştirmek için 38-40 volt elektrik verildiğini ve takriben 15 saniye suda kaldıklarını müşahede ettik. Şoktan çıkan tavukların kesime girmeden en zayıflarından 8-10 tane alıp kenara aldığımızda takriben 1 dakika sonra canlandıklarını gözlemledik. &lt;br /&gt;Bu safhada titizlik gösterilerek voltajın seviyesi ayarlansa, bu problem aşılabilir. Nitekim bizatihi gezdiğimiz tesislerde bunun uygulana bileceğini gördük.&lt;br /&gt;Burada şunu da belirtmeliyiz ki makine ile değil de elle kesim yapan kesimhanelerde de işlem bu kısma kadar aynıdır.   &lt;br /&gt;Elektro şoktan çıkan piliçler kesim şeridine gelerek kafaları kesilir. Bu safhada da dini açıdan birçok problem gözükmektedir. Makalemizin ikinci bölümünde zikrettiğimiz üzere, İslam’a göre caiz olan kesim için aranan şartların kesiciye dönen kısmında şunlar vardı: Hayvanı kesen kimsenin akıl ve temyiz gücüne sahip, Müslüman ve ya Ehl-i kitap olması, hayvanı Allah adına kesmesi…&lt;br /&gt;Yani genel olarak kesim işini yapan kimsenin Allah adına kesmeyi kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması gerekir. Hâlbuki burada kesme işlemini yapan makinedir, insan değil. Berki burada şöyle bir yorum yapılabilir, makinenin çalışması için ilk butona basan, İslam’a göre kesim işlemini yapmaya haiz bir insandır. Ve bu kişi butona basarken besmele çekmesi yeterli olur. Ve makinenin kesmesi bu insana nispet olunur… ve kesimde helal olur…&lt;br /&gt;Kanaatimizce bu ve bu gibi yorumlar doğru değildir. Zira makinenin düğmesine basıldığı andan itibaren bitiş anına kadar makine sürekli kesim yapar. İlk kesilen (her ne kadar şahsen benimsemesem de) berki düğmeye basan kişiye nispet edilebilir. Ve onun besmelesi ilk piliç için yeterli olur. Ancak peşinden gelen piliçlerin kesimi temyiz sahibi olmayan makine tarafından yapılacaktır. Ve başta çekilen besmele diğerlerine kifayet etmeyecektir. Nitekim makalemizin ikinci bölümünde de naklettiğimiz gibi; kesilen her bir hayvan için ayrı ayrı besmele çekilmesi gerekir.[38]  Kesim esnasında makinenin yanında duran kimsenin besmele çekmesine de itibar edilmez. Zira besmeleyi, hayvanı kesen kişinin çekmesinin gerekliliği de ikinci kısımda beyan edilmişti.[39]&lt;br /&gt;Başı sabit bir şekilde durmayan sürekli hareket halinde olan bir canlının kafası, tam dinen istenildiği yerden kesilebilmesi de burada bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira makinenin dönen bir el değirmeni veya bir öğütücü makine gibi bir eksen etrafında dönmesini devam ettiren bir bıçağı var ve bu bıçak çok hızlı olduğu halde çok keskindir. Baş aşağı olan tavuğun boynunu anında damarlarıyla birlikte keser. Bu makinenin bıçağı çok keskin olduğundan, hayvanın canı tam çıkmadan kafasını gövdesinden tamamen ayırabilir ki bu her ne kadar haram olmasa da İslam fıkhında mekruh olur.[40]&lt;br /&gt;Bıçak önünden geçen hayvan, her ne kadar şok havuzundan çıkmış olsa bile, her hangi bir nedenden dolayı hareket etmesi mümkündür. Bu durumda hayvanın boğazı fıkhen istenilen yerden kesilebileceği gibi, kafası gibi fıkhen istenilmeyen yerden de kesilebilir. Bu kesim işleminin yeri tam olarak bilinmedikçe şüphe olacaktır. Veya kesilen hayvanların bir kısmında bu şüphe olacaktır. Ve o hayvanların diğer kesilen hayvanlarla karışmasıyla helallilik ve haramlılık toplanacaktır ki, bu durumda haramlılık tercih olunur. Nitekim helallilik ve haramlılık bir yerde karşılaştığı zaman haramlılık, helallilik üzerine tercih edileceği fıkıh kitaplarımızda mezkûr[41] olduğunu makalemizin başında beyan etmiştik. Bu sebeple bütün tavukların damarlarının doğru bir usulde kesilmiş olmasından emin olunması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Entegre sisteminde problem olarak karşımıza çıkan diğer bir hususta tüy yolma sistemidir. Başı kesilmiş olan tavuk, tüyleri rahat ve çabuk yolunsun diye kullanılan tekniklerden biri de ıslatma usulü olduğunu birinci bölümde beyan etmiştik. Buna sulu yolum, ıslatmadan olana da kuru yolum denilmektedir. Her iki yolma usulünde de kesilen tavuğun üzerinde dışkı ve kan bulaşığı vardır. Bunların temiz suyla yıkanması ve temizlenmesi gerekmektedir. Sulu yolma sisteminde kesilen tavuk, bağırsak ve midesindeki pisliklerle beraber sıcak suya daldırılıp burada bekletilmektedir. Bu suyun kaynar su olması durumunda, ette gözenekler, delikler oluşur. Bu gözenekler, pis olan suyun içerlere girip ete karışması ve bağırsak ve midede bulunan pisliklerin de içeride etle karışmasına olanak verir. Bu durum da et, yenilmez bir hale gelir.  Ancak tavuğun daldırıldığı su kaynar su olmasa orada birkaç dakika beklemesi yukarıdaki olanağa imkân vermez. Yani pislenmiş su ete karışmaz, yüzeyde kalır, temiz suyla yıkanınca da yüzeyde kalan pislik gider ve et temizlenmiş olur.&lt;br /&gt;Sonuç olarak deriz ki makine kesiminde dini olarak birçok problemler vardır. Bu problemlerin bir kısmı her ne kadar bir takım tedbirlerle önlenilebilse de büyük bir bölümünün önlenmesi kanaatimizce mümkün değildir. &lt;br /&gt;Makine kesimi asrımızın getirdiği yeni bir olgu olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı İslam Hukuku’nun klasik kaynaklarına inildiğinde bu konuyla alakalı açık ibareler bulunamadığı da ehlince malumdur. Bunun hükmünün Kur’an’dan, Sünnetten ve İslam fıkhı hakkında ki eski çalışmalardan elde edilen ana hat ve kaidelerden çıkartılabilecektir. Buna binaen bu konuda farklı görüşler olabilir. Bizler diğer görüşlere saygılı olmakla beraber kendi kanaatimizce bu sistemin doğru olmadığını bir takım gerekçelerle bu makalemizde sizlere sunduk.&lt;br /&gt;Makine kesimi, bu zamanın zaruri yatındandır denilmesine de katılmamaktayız. Zira günlük 300.000 kesim yapan firmanın kesim tesislerini ziyaretimde, bunların tamamının elle kesimle kesim yapıldıklarını bizatihi müşahede ettik. Şöyle ki; ikişer tane kasap yirmişer veya otuzar dakika arayla kesim yapmaktadırlar. Takriben bir kasap dakikada 80 tane kesim yapmaktadır. İki kasap 160 tane kesim yaptığına göre bir saatte 9600 kesim yapılmaktadır.       &lt;br /&gt;Bir Müslüman için helal gıdanın ne kadar önemli olduğu hatırlanmalıdır. Zira bunun diğer ibadetler üzerine tesiri olduğu da bilinmektedir. Ehlince malum olduğu gibi insan mideden beslenmektedir. Ve insanın diğer uzuvları da bu mideye gelen gıdalarla gıdasını almaktadır. Şayet midedeki gıda haram olacak olursa hiç şüphesiz oradan beslenen göz haramla besleneceğinden elbette harama bakmaktan haz alacak ve helale bakmaktan zevk almayacaktır. Aynı şekilde haramla beslenen el, ayak, kulak haram işlerle meşgul olmak isteyecek, helalle meşguliyet kendisine çok ağır gelecektir. Zira beslenmesi haramla olmuştur. Ve sonuç olarak el, ayak, göz, kulak ve diğer uzuvlar haramdan zevk alacağından ibadet zevkinden mahrum olunulacaktır. Ve ibadet zevkinden mahrum olan kişi elbette ibadeti, ibadet aşkıyla değil, yapıyorsa yapılması gereken bir görev gibi ruhsuz olarak yapacaktır. Bunun tezahürü olarak ta, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem) ‘in buyurduğu gibi: Kişi Ya Rap, ya Rap! Diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl kabul edilsin[42]” duaları kabul olmayacaktır. Nitekim asrımızın en büyük hastalığı da bu değilmi? Bunca dualar yapmamıza rağmen Müslümanların başı sıkıntıdan kurtulamıyor ve toplum her geçen gün bozulmaya doğru gidiyor. Ve bunun faturasını şahsımda dâhil olarak birilerine kesmekteyiz. Hâlbuki kaçırdığımız bir mesele var. Toplum fertlerden oluşur. Fertlerin bozulması toplumun bozulmasıdır. Fertlerin düzelmesi toplumun düzelmesidir. Ve bizlerde bu fertlerden bir ferdiz. Ben tek başıma ne yapabilirim, bu iş yayılmış diyerek şahsi gayret içinde olmamamız elbette şeytana ve şeytan zihniyetli kişilerin ekmeğine yağ sürmektir. Allah’ü Teala hazretleri bizleri hakkı hak bilip tabi olmaya, batılı batıl bilip kaçınmaya muvaffak eylesin. Ehl’i Sünnet çizgisinden zerre kadar sapmaktan bizleri muhafaza eylesin. Bu helal gıda için uğraşan kardeşlerimize rabbim ihlas verip sayılarını arttırsın ve amellerini de tesirli kılsın ve Rabbim bu konuda olması gereken hassasiyeti göstermeye de bizleri muvaffak eylesin. Amin. Selam ve Muhabbetlerimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;[1] Bakara 168&lt;br /&gt;[2] Müslim 1686&lt;br /&gt;[3] El-Mebsut,es-Sarahsi&lt;br /&gt;[4] El-Bahru’r-Raik&lt;br /&gt;[5] Buhari169, 5054, 5062, 5063&lt;br /&gt;[6] Müslim 1686&lt;br /&gt;[7] Büyük İslam İlmihali Ö.N.B&lt;br /&gt;[8] Bedai’us-sanai’&lt;br /&gt;[9] Ravzat’üt-talibin, Muhtasar’ul-Muzeni&lt;br /&gt;[10] El-Muğni&lt;br /&gt;[11] El-Mevsuat’ül-fıkhiyye el-Kuveyti&lt;br /&gt;[12] El-Bahru’r-Raik, El-Fetâvâ’l-Hindiyye&lt;br /&gt;[13] El-Eşbah’ven-nazair&lt;br /&gt;[14] El-Mevsuat’ül-fıkhiyye el-Kuveyti&lt;br /&gt;[15] Büyük İslam İlmihali Ö.N.B&lt;br /&gt;[16] El-Muhîtu’l-Burhanî, El-Fetâvâ’l-Hindiyye&lt;br /&gt;[17] El-Mudevven, Et-Tacu ve’l-iklil&lt;br /&gt;[18] El-Mevsuat’ül-fıkhiyye el-Kuveyti,&lt;br /&gt;[19] Ravdat’üt-talibin, El-Mecmu’&lt;br /&gt;[20] Bedai’us-sanai’&lt;br /&gt;[21] Haşiyet’ül-Büceyrimi alel-hatib&lt;br /&gt;[22] El-Fetâvâ’l-Hindiyye&lt;br /&gt;[23] Haşiyet’ut-dusuki ala şerh’il-kebir, Et-Tac ve’l-iklil&lt;br /&gt;[24] El-Fetâvâ’l-Hindiyye&lt;br /&gt;[25] El-En’am 118&lt;br /&gt;[26] El-En’am 119&lt;br /&gt;[27] El-En’am 121&lt;br /&gt;[28] El-Mevsuat’ül-fıkhiyye el-kuveyti&lt;br /&gt;[29] Minah’ul-celil şerhu muhtasar’il-halil&lt;br /&gt;[30] El-İnsaf&lt;br /&gt;[31] Büyük İslam İlmihali Ö.N.B&lt;br /&gt;[32] Buhari 5083&lt;br /&gt;[33] Bedai’us-sanai’&lt;br /&gt;[34] El-Mevsuat’ül-fıkhiyye el-kuveyti&lt;br /&gt;[35] Durr’ul-muhtar , Redd’ül-muhtar&lt;br /&gt;[36] Büyük İslam İlmihali Ö.N.B&lt;br /&gt;[37] Bu işlem hayvana eziyet verse bile onun etini haram kılmaz.&lt;br /&gt;[38] Bak ikinci bölüm, kesen kişide aranan şartların 4.sü&lt;br /&gt;[39] Bak ikinci bölüm, kesen kişide aranan şartların 4.sü&lt;br /&gt;[40] Bak ikinci bölüm&lt;br /&gt;[41] El-Bahru’r-Raik&lt;br /&gt;[42] Müslim 1686&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1053076149222682507?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1053076149222682507/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1053076149222682507&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1053076149222682507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1053076149222682507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/tavuklarda-kuru-yolma-sulu-yolma-makina.html' title='Tavuklarda Kuru Yolma / Sulu Yolma / Makina Kesimi Helâl mi?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6853104215121379086</id><published>2010-05-30T12:43:00.000+03:00</published><updated>2010-05-30T12:44:00.980+03:00</updated><title type='text'>Mustafa Özşimşekler Hocaefendinin sohbet programı</title><content type='html'>EsSelâmu Aleykum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Özşimşekler Hocaefendinin konferans programından haberim oldu, sizlerle paylaşayım istedim. &lt;br /&gt;"Bugün Pazar, Millet Azar" İnsanların türlü oyun ve eğlencelere daldığı şu pazar gününde ilim meclislerine katılanlardan Rabbimiz razı olur ümidindeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırla kalınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferans Proğramı 1:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Mayıs Pazar İkindi Namazından sonra &lt;br /&gt;Yer: Nur Cami altı Konferans Salonu. Gaziosmanpaşa/Yıldıztabya&lt;br /&gt; Not: Hanımlara yer vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Konferans Programı 2:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Mayıs Pazar Akşam Namazını müteakip &lt;br /&gt;Yer: Aksa Camiî Konferans Salonu Adres: 50. Yıl Mahallesi 1. Cadde 2148 Sk. Sultangazi/İst &lt;br /&gt;Not: Hanımlara yer vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6853104215121379086?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6853104215121379086/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6853104215121379086&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6853104215121379086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6853104215121379086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/mustafa-ozsimsekler-hocaefendinin.html' title='Mustafa Özşimşekler Hocaefendinin sohbet programı'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1144122769729627227</id><published>2010-05-30T12:11:00.001+03:00</published><updated>2010-05-30T12:12:29.219+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Dünyevileşme Belâsı</title><content type='html'>&lt;em&gt;Üveys AKI&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Beyan – Nisan 2010&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;Dünyevîleşme, &lt;/strong&gt;müminlerin dinine tealluk eden en ciddi tehlikelerden biridir. Dünyevîleşme hastalığına, diğer bütün mânevi hastalıkların anası sayılabilecek bir çeşit mânevî kanser de denilebilir. Bu hastalığa tutulmak, bir imtihân olan şu dünyâ hayâtının geçiciliğini unutturur, ibâdetlerdeki huşûyu, kalp huzurunu giderek azaltır ve böylece kalp dünyâ lezzetleriyle paslanmaya başlar. Netice olarak kişi o hale gelir ki, Allah (celle celâlehu) yolunda canıyla ve malıyla cihâd etmek, dünyevi menfaatleri terkedip âhireti tercih etmek ona ateşe girmek kadar ağır gelir, hattâ daha ileri safhalarda ucunda maddi çıkar kaybı söz konusu olacaksa, ibâdetleri tamamen terk etmekte de bir beis görmeyebilir. Zira ona göre artık zarûret hâsıl olmuştur !&lt;br /&gt;Müslümanların dünyâya bakışı ve onu değerlendirmedeki yegâne ölçüsü İslam dînidir. Dünyâ sevgisi kalbe yerleşince bu ölçü değişir ve insan her hâdiseye dünyâ gözüyle bakmaya başlar. Uhrevî kayıpların artık önemi son derece azalmış olacağından, yalnız Allah’a (celle celâlehu) ibâdet etmek için yaşayan ve yaşamak için yiyen insanlar, âdeta yanlız yemek için yaşar hale gelirler.&lt;br /&gt;Dünyevîleşmek, i'lâyi kelimetullah dâvâsının, üzerine bina edildiği tüm rabbâni değerleri yok eden bir illettir. Bu noktadan hareketle islam adına örgütlenmiş bir oluşumun islâmî bir hareket olup olmadığını ayırmak da zor değildir. Çünki dünyevî rahatını bozmadan islam adına mücâdele etme gâyesi güdenler, dünyâ lüksüne sâhip olmayı ve kapitalist düzene ayak uydurmayı günümüz  müslümanları için tek çıkar yol kabul edenler, asla Kur’an ve Sünnete uygun bir mücâdele şekli ortaya koymuş olamazlar. Böyle bir strateji olsa olsa, nefsin isteklerini elde etmede islâmı kılıf olarak kullanmakla izah edilebilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki, mal ve para insanlık tarihi boyunca câhiliye tarafından hep gücün yegâne kaynağı kabul edilmiş ve uğrunda büyük mücâdeleler verilmiştir. Yâni toplumlara hâkim olmak ve düşmana karşı galip gelmek için sermayenin çağın silahı olduğu ve onu elinde bulundurmanın şart olduğu düşüncesi günümüz modern dünyâsına ait bir kavram değildir, bu düşünce eski ümmetlerde de vardı ve vâr olmaya devam edecektir. Çünki materyalist mantık bunu gerektirmektedir. Ancak hakiki îmânı yakalamış olanlar bilir ki güç, kuvvet ve muzafferiyet ancak Allah’a aittir. Peygamber Efendimiz’den (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine dünyâ malı verilmesi için dua isteyen Sa’lebeye Peygamber Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) verdiği cevap şöyle olmuştur;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Ey Sa’lebe Allah’ın Resulü gibi olmak istemiyor musun ? Allah’a yemin olsun ki eğer dağların benim için altın ve gümüş olmasını isteseydim elbette olurdu”[1]&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu hadisi okuyunca günümüz müslümanlarının aklına ilk gelen “Bu gün dağlar bizim için altın olsa idi, İslam düşmanlarına karşı daha güçlü olur ve onlara karşı cihâd edebilme imkanlarına kavuşurduk” şeklinde olacaktır. &lt;br /&gt;Peki Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem)  zamanını ve onun mücâdelesini çağımızdan ve günümüzün gerektirdiği mücâdele şeklinden ayıran nedir!&lt;br /&gt;Hiç. &lt;br /&gt;Çünki aynı mantık o zaman içinde geçerlidir, o halde günümüz Müslümanları bu işi dahamı iyi biliyor Peygamber Efendimiz’den !(Sallallahu aleyhi ve sellem) (Haşa) &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bakın şu hadisi şerif, Müslümanların bilmek zorunda olduğu bir dengeyi beyan eder bizlere; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Kim dünyâsını severse ahretine zara verir, kimde ahretini severse dünyâsına zarar verir, o halde siz bâki olanı fâni olana tercih edin” [2]&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O halde;&lt;br /&gt;Hayâtımızı mal yığmaya ve câhiliyenin makam ve rütbelerini elde etmeye adayacak, ardı gelmeyen tavizlerle dünyâmıza zarar verecek her türlü tehlikeden uzak duracak ve buna da İslâmi mücâdele ismi vereceğiz öyle mi ? Hayır, bu apaçık bir sahtekarlık olur. &lt;br /&gt;İslamda cihâd, dünyâda köşeyi dönme yarışı değildir. Câhiliye rütbeleri, diplomaları ve icazetleri peşinde bir hayat sürmek ve bunlar ile övünerek ne oldum delisi olmak ise Müslümanlığın gereği ve üstünlüğün ölçüsü hiç değildir !&lt;br /&gt;Ne yazık ki dünyevîleşme belâsına maruz kalmış Müslümanlar lüks koltuklarda oturabilecekleri, keyiflerini ve kafa konforlarını bozmayan, dünyâsına zarar vermeyen ve bir yandan da dünyâ serveti yığabilecekleri bir İslâmi mücâdele ! sürdürmektedirler. Bu âhir zaman, nasıl bir çağdır ve zamanın modern Müslümanları ne kadar akıllı insanlardır ki, cihâd hiç bu kadar kolay, bol kazançlı ve dünyâda rahat ettiren bir yöntemle icrâ edilememiştir İslam tarihi boyunca !&lt;br /&gt; Dünyevîleşmek; dünyâ sevgisinin, kalbi ve hayâtı istilâ etmesidir. Müslümanın rızkı elbette geniş olabilir, ancak dünyâ malını cebinden çıkarıp kalbine koymamalı, hayatının amacı hâline getirmemelidir. Öyle ki Allah (celle celâlehu)  için canını ve malını fedâ etmesi gerektiğinde  göz kırpmadan bunları fedâ edebilmelidir. Bu ise ancak dünyâya kıymet vermeyenlerin, âhiret yerine dünyâ hayâtını tercih etmeyenlerin yapabileceği büyük bir ameldir. &lt;br /&gt; “Ey îmân edenler, size ne oluyor ki “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa âhiretten vazgeçip dünyâ hayatına mı razı oldunuz? Oysa âhirete göre dünyâ hayatının yararı, çok az bir şeydir.” [3]&lt;br /&gt;Evet, bu âyetin muhatapları olan bizlere ne oluyor ki günümüzde İslam dâvâsı uğrunda tüm gayretimizle çalışmamız icap ederken yere çakılıp kalıyoruz. Yoksa bizler mal sevgisine, geçici dünyâ lezzetlerine, câhiliye rütbelerine, riyaset sevgisine ve dünyâ içindeki birçok boş ve faydasız şeylere mi meftûn olmuşuz. Müslümanların bir kısmı küfrün saldırılarından dinini ve ırzını korumak için ölüm kalım savaşı verirken, birileri zulüm altında inlerken, dinini ve dünyâsını beşerin hevâsına göre şekillendirmeye zorlanırken ve islami ilimler unutuluyorken, bizler rahat döşeklerimizde bir elimizde nescafe diğer elimizde amerikan malı sigaramızla televizyonun karşısında bacak bacak üstüne atmış sahte hayatların seyrine çakılıp kalmışız.  &lt;br /&gt;İnsanlarımız artık ömrünün yarısını diploma, diğer yarısını da mal yığmak için yaşamaya şartlandırılmış. Teknoloji çağınnın gereği olarak Allah’ın (celle celâlehu) dini uğrunda mücâdele etmeyi bırakın, islâmı kendi nefsinde yaşamaya, ibâdetlerini yapmaya bile zamanlarının olmadığına inandırılmış bir toplum haline getirilmişiz.&lt;br /&gt;Bazılarımız dünyâ sefahatını en alçak şekliyle yaşayan düşmanlarımızı hoş görmüşüz, onlara özenip onlar gibi yaşar olmuşuz, ama buna rağmen onlar bizleri bir türlü hoş görmemiş olacak ki, kendimizi beğendirmek için dinimizde onların hoşuna gitmeyen ne varsa inkâr eder olmuşuz. Bu nedenle günümüz Müslüman aydınları İslâmın ahkâmını anlatırken veya yazılarında yazarken “acabâ birileri ne derler” endişesi taşıyor ve ihtiyatlı davranıyorlar artık !&lt;br /&gt;İşin en acı kısmı ise, izzet ve şereflerimizin bu denli ayaklar altına alınmış olmasının sebebinin, yalnızca beş para etmez dünyâ hayatından, her ne pahasına olursa olsun dünyâda rahat yaşama arzusundan başka bir şey olmamasıdır.  &lt;br /&gt;Bir anlayabilsek “dünyâ hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibârettir”[4] ayeti kerimesinin hakîkatini, o zaman dünyaya kulluk etmekten kendimizi kurtaracak ve en azından âhiret menfaatlerimizi hesâb ederek birçok işler başarabileceğiz belkide. &lt;br /&gt;Gereğinden fazla değer verdiğimiz şu dünyâdan kalbimizi koparıp Allah (celle celâlehu) yolunda mallarımız ve canlarımızla cihâd edebildiğimiz zaman, Allah’a (celle celâlehu) canlarımızı ve mallarımızı satmış olacak ve bu alışverişin karşılığını gördüğümüzde çok sevineceğiz muhakkak. Ayrıca dünyâda da Allah’ın (celle celâlehu) yardımına mazhar olarak galip olanlar bizler olabileceğiz. &lt;br /&gt;Allah’ım, dünyâ sevgisinden, tembellikten, bildiğimizle amel etmemekten, bilmediğimiz halde amel etmekten, öğrenmeyip cahil kalmaktan ve yeryüzüne çakılıp kalmaktan sana sığınıyoruz. Sen bizi kendi şerrimizden muhâfaza eyle. Amin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1](Mu’cemul Kebir)&lt;br /&gt;[2] (Ahmed İbni Hanbel, Hâkim Ebu Musa’dan)&lt;br /&gt;[3] (Tevbe Suresi 38)&lt;br /&gt;[4] (Hadid Suresi 20)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1144122769729627227?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1144122769729627227/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1144122769729627227&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1144122769729627227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1144122769729627227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/dunyevilesme-belas.html' title='Dünyevileşme Belâsı'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-192666244802464993</id><published>2010-05-28T20:42:00.001+03:00</published><updated>2010-05-28T20:47:47.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Akşemseddin Hazretlerinden Nasihatler</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;(KaddesAllahu Sirrahu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ey oğul! Her işe besmele ile başla.&lt;br /&gt;• Daima abdestli ve temiz ol.&lt;br /&gt;• Namazlarında tembellik etme. Kaza ve kaderin Haktan olduğunu bil. Sana ulaşan nimete şükret, belaya sabret; sakın Allahü Teala’ya isyan eyleme.&lt;br /&gt;• Kimseden incinerek sitem etme ve kimse de senden incinmesin. Kimsenin kalbini viran eyleme(yıkma).&lt;br /&gt;• Kardeşine ulaşan nimete asla haset etme.&lt;br /&gt;• Kimseyi kötüleme, yalan ve iftiradan sakın . Kardeşinin kusurlarını görme.&lt;br /&gt;• Ananı ve babanı duadan ihmal etme. Senden büyük kimsenin önünde yürüme.&lt;br /&gt;• Yalnız sefere çıkma.&lt;br /&gt;• Çok uyumak hastalığa sebeptir.&lt;br /&gt;• Geceler uyanık ol (namaz vezikirle meşgul ol), seher vakitlerinde Kuran-ı Kerim oku. Gece,gündüz   Allahü Teala’ya dua ve ilticada bulun.&lt;br /&gt;• Allahü Teala’ya daima hamd et, azabından kork. Hep Salih kimselerle otur.&lt;br /&gt;• Dünya sultanlarının iltifatıyla sevinme . Dünyanın geçici sevinci seni oyalamasın.&lt;br /&gt;• İhsan ve ikramın bol olsun, sadakayı ihmal etme.&lt;br /&gt;• Sırlarını ifşa eyleme.&lt;br /&gt;• Kendini başkalarına medh eyleme.&lt;br /&gt;• Bu günden yarının tasasını çekme.&lt;br /&gt;• Na-mahreme sakın bakma, gaflet verir.&lt;br /&gt;• Sofradan düşeni yemek , zenginliğe sebeptir.&lt;br /&gt;• Daima edepli ol; ikram ettiğine de mütevazi ol.&lt;br /&gt;• Dişini tırnağınla kurcalama.&lt;br /&gt;• Evinde örümcek ağı olmasın.&lt;br /&gt;• Elbiseni üzerinde iken dikme.&lt;br /&gt;• Allahü Tealaya isyandan sakın ki hafızan ve zekan artsın.&lt;br /&gt;• Sahipsiz mala elini uzatma.&lt;br /&gt;• Ölümü aklından hiç çıkarma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazilet Takvimi&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-192666244802464993?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/192666244802464993/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=192666244802464993&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/192666244802464993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/192666244802464993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/aksemseddin-hazretlerinden-nasihatler.html' title='Akşemseddin Hazretlerinden Nasihatler'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2416470646360683510</id><published>2010-05-21T11:33:00.001+03:00</published><updated>2010-05-21T15:32:42.551+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Kahkaha</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1070/4598198366_e329497d9d.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 460px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1070/4598198366_e329497d9d.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çok gülme,&lt;br /&gt;hele kahkahayla gülmemeye çok dikkat et.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc66cc;"&gt;Gülmek kalbi öldürür...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(Şâh-ı Nakşibend k.s)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2416470646360683510?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2416470646360683510/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2416470646360683510&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2416470646360683510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2416470646360683510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/kahkaha.html' title='Kahkaha'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm2.static.flickr.com/1070/4598198366_e329497d9d_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6465262668793061454</id><published>2010-05-10T18:00:00.003+03:00</published><updated>2010-05-10T18:04:24.684+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Sabrın Kısa Târifi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img1.blogcu.com/images/l/a/d/ladysah/saturday_evening_ii_by_eirescu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 600px; height: 400px;" src="http://img1.blogcu.com/images/l/a/d/ladysah/saturday_evening_ii_by_eirescu.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sabır, &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmektir. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Cüneyd-i Bagdâdî Hz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6465262668793061454?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6465262668793061454/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6465262668793061454&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6465262668793061454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6465262668793061454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/sabrn-ksa-tarifi.html' title='Sabrın Kısa Târifi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-4760352298140897052</id><published>2010-05-08T11:45:00.001+03:00</published><updated>2010-05-08T11:46:03.166+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Zinaya yaklaşmak (Flört) Mustafa Özşimşekler Hocaefendi Sohbet</title><content type='html'>&lt;object style="background-image:url(http://i1.ytimg.com/vi/89Ad7NVdZCw/hqdefault.jpg)" width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/89Ad7NVdZCw&amp;amp;hl=ru_RU&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/89Ad7NVdZCw&amp;amp;hl=ru_RU&amp;amp;fs=1" width="425" height="344" allowscriptaccess="never" allowfullscreen="true" wmode="transparent" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-4760352298140897052?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/4760352298140897052/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=4760352298140897052&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4760352298140897052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4760352298140897052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/05/zinaya-yaklasmak-flort-mustafa_08.html' title='Zinaya yaklaşmak (Flört) Mustafa Özşimşekler Hocaefendi Sohbet'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7995168564977377995</id><published>2010-04-29T17:05:00.001+03:00</published><updated>2010-04-29T17:34:43.836+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sahabe-i Kiram'/><title type='text'>Halid bin Zeyd / Eyüp Sultan Hazretleri</title><content type='html'>HAZRETİ HALİD BİN ZEYD  (EYÜP SULTAN HAZRETLERİ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;O ki, İstanbul'un medâr-ı iftiharı, Nebîler Nebîsinin mihmendârı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ki; Sahâbîler sarayının meşhur sultanlarından ve Peygamberler Peygamberinin bağrı yanık sevdalılarından biri...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine'de dünyaya gelen Hazret-i Halid Bin Zeyd, Allah Resûlü'nden duyduğu bir söz üzerine İstanbul surlarına kadar gelmiş ve beka âlemine orada göçmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (S.A.V) kâinatın merkezine îmân bayrağını dikmiş, insanları Rabbin birliğine davete başlamıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 sene Mekke müşrikleriyle pençeleşen Allah'ın Resûlü, nihayet Yüce Hakk'ın emriyle Medine yollarına düştü. Kâinatın Efendisi Medine'ye girdikleri zaman gördüler ki; şehir cıvıl cıvıl kaynamakta ve insanlar saadetle taşmakta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel Medine'nin etrafı Evz ve Hazrec kabileleriyle çevriliydi. Her kabilenin reisi kendini yola atıyor, peygamber devesinin yularını tutup yalvarıyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Allah'ın Resûlü! Ey kokusu güzel Peygamber! Bize buyurunuz! Size yabancı olmayan, saygıdeğer, düşmanlarınızı tepelemeye gücü yeten ailemize misafir olunuz! Bize şeref bahşediniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkün Seyyidi olan Cenab-ı Peygamber kendilerini karşılayan bu vefakâr insanlara hitap ediyorlardı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Deveyi kendi hâline bırakınız. Çünkü o memurdur, emir olunduğu yere gider; ona yol veriniz!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nebîler Nebîsini taşıyan Kusvâ isimli deve yürüyor halkı da peşinden sürüklüyordu. Bütün gözler hayretle açılmış, herkes heyecandan boğulur gibi olmuştu. Nihayet deve; döndü dolaştı ve ensârın büyüklerinden Ebû Eyyûb Hazretleri'nin hanesi önünde çöküverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık göklerin ötesindeki mânâyı getiren Allah'ın Resûlü orada kalacaklardı. Hazreti Halid (r.a) yaralı bir ceylan gibi koştu. Gözlerinin yaşı iplik iplik akıyordu. Sevinç ve saadet içinde sesini yükseltti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anam babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resûlü! Buyurunuz, hanemize şeref veriniz!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Halid, ensarın en ileri gelenlerindendi. Akabe biatında bulunmuş ve oracıkta Allah'ın Resûlü'nün mübarek elini tutarak ona biat etmiş ve İslâmiyet'e can atmıştı. Sadece kendi müslüman olmakla kalmamış, bütün kabilesini de İslâm dairesinin içine almıştı. İşte Cenab-ı Peygamber, şimdi kendi hanesindeydi. Âlemde böyle bir devlet kime nasip olurdu ki?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığın sebebi olan Hazret-i Peygamber ona dedi ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ey Eba Eyyûb! Sendeki emaneti bize ver:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Eyyûb hayeretle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O emanet nedir, ey Allah'ın Resûlü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bize ait bir mektup!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de onda bir mektup vardı. Babadan evlâda intikal ede ede gelmiş, nihayet Ebû Eyyûb'un eline geçmişti. Bu mektup; Tüban Ebû Keris Es'ad isminde biri tarafından yediyüz sene evvel yazılmıştı. Kâinatın Efendisinin şan ve şerefini belirtiyor ve Ona îmân ediyor, şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben, Hazret-i Ahmed'in Allah tarafından gönderileceğine kesin olarak kanâat getirdim! Ömrüm, onun ömrüne yetişseydi, muhakkak Ona yardımcı olurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günden sonra kâinatın Efendisi, yedi ay boyunca Hazret-i Halid'in evinde kaldılar. Ebû Eyyûb ve zevcesi; Hazret-i Peygamber'in bütün hizmetlerini aşk ve şevk içinde yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlü eşsiz incilerle dolu yüce sahâbî, Nebîler Nebîsinin bütün gazalarına iştirak etmişti. Allah Resûlü'nün öteler âlemine geçişlerinden sonra da İslâm ordularında yer aldı ve durmadan kılıç salladı. Allah'ın Resûl'üne karşı o kadar candan bir muhabbet taşıyordu ki, bu aşkın kanatlarını saymaya sayılar kâfi gelmez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kâinatın Efendisinin şanlar şerefler dolu hayatı son bulmuş, cennetteki ebedî saraylarına gitmişlerdi. Onun gidişi Ebû Eyyûb'un yüreğine sanki mızrak gibi saplanmıştı. Gözleri bulut gibi yaş döküyor, gönlü alev alev yanıyordu. Fakat Peygamberler Peygamberi bu dünyadan ayrıldı diye Ebû Eyyûb'un görevi bitmiyor, asıl mukaddes vazife bundan sonra başlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayetsiz olan mülkün seyyidi ve Kevser havuzunun sahibi Yüce Peygamberden; "İstanbul fetholunacaktır! Onu fetheden emir ne güzel bir emir, onun askeri ne güzel bir askerdir!.." müjdesini duymamış mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hâlde duracak zaman değildi. Son nefesine kadar bu ilâhi müjdenin gerçekleşmesi için gayret göstermeliydi. Ebû Eyyûb (r.a), gözlerini yeni ufuklara dikmişti. Peygamber Aleyhisselâm'dan sonra İslâm devletinin başına geçen halifeler devrinde de cihad ordularında yerini almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazreti Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin gönlü, çırpınan bir alev gibiydi. Fetih güneşinin ışıklarını görmek istiyordu. Toprakların her zerresini bir ikbâl yıldızına çevirecek olan fetih, elbette gerçekleşecekti. Çünkü kâinatın hilkat sebebi Yüce Peygamberimiz buyurmuştu ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah, Rum Konstantiniyye'sini (yani İstanbul'u) mü'minlere tesbih ve tekbirlerle açmadıkça, kıyâmet kopmaz!.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık güzel İstanbul'un surlarına toslamanın zamanı gelmişti. Hicretin 52. senesi, İslâm ordusu harekete geçti. Denizleri kaynata kaynata yoluna devam eden İslâm ordusu, tâ İstanbul surlarına kadar gelip dayandı. Surların çevresinde müthiş bir cenk başlamıştı. Savaşın devam ettiği günlerde Hazret-i Halid'i amansız bir hastalık yakalamıştı. Artık ölüm yatağındaydı. Ordunun başkumandanı Yezid, derhal onun huzuruna koştu ve dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir arzun var mı Ey Eyyûb'ün babası?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Halid (r.a), kuruyan dudaklarını dili ile ıslatıp tane tane cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben ölür ölmez; beni alıp tâ ilerilere, surların dibine varıncaya dek götürünüz ve oracıkta toprağa veriniz... Kabrimin üzerinde atlarınızla yürüyüp dümdüz yapınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya Halid! Bunu ne maksatla yapmamızı istiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Maksadım odur ki; İstanbul'u fethe gelen İslâm orduları gayrete gelsin ve benim kabrimin, surların dibinde olduğunu bilsin. Bu onlara şevk ve cesaret verecektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber sancaktarı Hazret-i Halid (r.a), daha fazla konuşamadı... Îmân dudakları bir yay gibi gerildi, kelime-i tevhidi heceleyen sesi birden kesildi. Şanlı sahâbî, artık bekâ âlemine açılan kapıdan adımını atmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman ırmağı durmadan akmıştı. Takvimler 1453'ü gösteriyordu. Hazret-i Halid (r.a) İstanbul surlarının dibinde yatalı 784 sene olmuştu. Türk-İslâm ordusunun başında bulunan genç hükümdar Fatih Sultan Mehmed, mürşidi Akşemseddin Hazretleri'nin işaretiyle, 28 Mayıs gecesi yaptıkları genel bir hücum sonunda Bizans'ın elinden İstanbul'u almıştı. Peygamberler Peygamberinin ilâhi müjdesi gerçekleşmiş, Fatih yıllardır özlemini çektiği zaferi elde etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç padişahın işi henüz bitmemişti. Sultan; sahâbînin surlar dibinde yattığını biliyordu. Fakat mübarek kabir neresiydi? Türk, İstanbul'u yapmaya oradan başlamalıydı... El uzatıp başvuracağı biri vardı. Hemen yüzü aydınlandı. Ak Şeyh'in çadırına koştu. Gönlü inciler dolu büyük velî, Fatih'in iki elmas kılıç gibi ışıldayan gözlerine hayran hayran baktı ve gülümsedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Devletlim, yine neyiniz var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan, ışık dolu gözlerini yere eğdi ve dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevgili Pirim! Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin kabrini bulmanı istiyorum!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güç bir şey istiyorsunuz Sultanım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allah'ın izniyle sizin çözemediğiniz bir düğüm olamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İnşaallah size karşı mahçup olmam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İnşaallah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce mürşidin gözlerinde ışıklar yanıp sönüyordu. Fezâlar kadar derin gözlerini bir noktaya dikmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dervişlerine emir buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seccademi şu noktaya seriniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emir aynen yerine getirildi. Ak Şeyh, derin bir vecd içinde namaza durdu. İki rekât namaz kılıp selâm verdi. Tekrar secdeye kapandı. Göz ırmağı yine akmaya başlamıştı. Hem hıçkırıyor hem de Yüce Allah'a yalvarıyordu. Bir süre sonra o has incinin başı yerden doğruldu. O derin gözleri, ağlamaktan kırmızı yakutlara dönmüştü. Fatih Sultan derhâl koştu, mürşidinin ellerine sarıldı. Ak Şeyh'in îmân dudakları kıpırdadı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hünkârım! İlâhi hikmete bakınız ki; seccademizi Hazret-i Halid (r.a)'ın kabri üzerine sermişiz. Hemen bu noktayı kazsınlar!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talebelerden üç kişi ileriye fırladılar. İşaret edilen yere kazmayı vurdular. Kazma savuranlardan biri de Fatih Sultan'dı. Az zaman sonra toprağın bağrı deşildi. Kazmaların dişleri somadaki mermerden yapılma bir taşa değince madenî bir ses duyuldu. Alıp baktılar. Mermer üzerinde kûfi yazı ile:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hâzâ kabri Ebû Eyyûb-el Ensarî!" yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih ve dervişlerinin tekbir sesleri birden ufukları tuttu. Hazır bulunanlar derhâl secdeye kapandılar. İşte böylece yüce sahâbînin kabri bulunmuş ve İstanbul'un fethi tamam olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihan padişahının İstanbul'da temelini attığı ilk binalar, Eyüp Sultan türbesi ve camisi oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Artık Eyüp Sultan'sız bir İstanbul düşünülemez...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Alıntıdır)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7995168564977377995?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7995168564977377995/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7995168564977377995&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7995168564977377995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7995168564977377995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/04/halid-bin-zeyd-eyup-sultan-hazretleri.html' title='Halid bin Zeyd / Eyüp Sultan Hazretleri'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7427811077342668350</id><published>2010-04-27T15:22:00.000+03:00</published><updated>2010-04-27T15:24:28.160+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber Dünyası'/><title type='text'>LÜTFEN İZLEYİN NE DENİR BUNLARA !!</title><content type='html'> &lt;div&gt;&lt;object width="512" height="322"&gt;&lt;param name="movie" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="AllowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#000000"&gt;&lt;param name="flashVars" value="id=19293607&amp;amp;vid=7377556&amp;amp;lang=en-us&amp;amp;intl=us&amp;amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/14383/106275564.jpeg&amp;amp;embed=1"&gt;&lt;embed src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="322" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" bgcolor="#000000" flashvars="id=19293607&amp;amp;vid=7377556&amp;amp;lang=en-us&amp;amp;intl=us&amp;amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/14383/106275564.jpeg&amp;amp;embed=1"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://video.yahoo.com/watch/7377556/19293607"&gt;Kafir Gazeteler&lt;/a&gt; @ &lt;a href="http://video.yahoo.com"&gt;Yahoo! Video&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7427811077342668350?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7427811077342668350/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7427811077342668350&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7427811077342668350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7427811077342668350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/04/lutfen-izleyin-ne-denir-bunlara.html' title='LÜTFEN İZLEYİN NE DENİR BUNLARA !!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7344947796589595231</id><published>2010-03-24T21:56:00.003+02:00</published><updated>2010-03-24T22:01:18.731+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuran-ı Kerim'/><title type='text'>Kıyâmet Sûresi meâlli (Kabe İmamlarından Ahmed el-Acmi)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;40 âyettir. Kıyâmet gerçeğinden bahsettiği için bu isim verilmiştir.&lt;br /&gt;Bu âyetin sonunda “Belâ (elbette!)” denilmesi sünnettir. (Ebu Davud, İmam Ahmed)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/x5hxks"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/x5hxks" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x5hxks_ahmet-el-acmi-kyyamet-suresi_music"&gt;Ahmet El-Acmi --- Kıyamet Suresi&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;a href="http://www.dailymotion.com/barrlass"&gt;&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/ca-en/channel/music"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ZlX5lpIM9Rc&amp;hl=en_GB&amp;fs=1&amp;color1=0xe1600f&amp;color2=0xfebd01"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ZlX5lpIM9Rc&amp;hl=en_GB&amp;fs=1&amp;color1=0xe1600f&amp;color2=0xfebd01" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ZlX5lpIM9Rc&amp;hl=en_GB&amp;fs=1&amp;color1=0xe1600f&amp;color2=0xfebd01"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ZlX5lpIM9Rc&amp;hl=en_GB&amp;fs=1&amp;color1=0xe1600f&amp;color2=0xfebd01" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7344947796589595231?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7344947796589595231/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7344947796589595231&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7344947796589595231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7344947796589595231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/kyamet-suresi-mealli-kabe-imamlarndan.html' title='Kıyâmet Sûresi meâlli (Kabe İmamlarından Ahmed el-Acmi)'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8000908863775070365</id><published>2010-03-23T19:49:00.001+02:00</published><updated>2010-03-23T19:51:13.001+02:00</updated><title type='text'>Ermeni Vahşeti İzle / The Armenian Genocide</title><content type='html'>&lt;object width="480" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xchchk"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xchchk" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xchchk_ermeny-vahyety_lifestyle"&gt;ERMENÄ° VAHÅ�ETÄ°&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Uploaded by&lt;a href="http://www.dailymotion.com/ca-en/channel/lifestyle"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8000908863775070365?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8000908863775070365/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8000908863775070365&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8000908863775070365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8000908863775070365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/ermeni-vahseti-izle-armenian-genocide.html' title='Ermeni Vahşeti İzle / The Armenian Genocide'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6649082934155749907</id><published>2010-03-22T12:48:00.002+02:00</published><updated>2010-03-22T12:56:32.779+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Başörtüsü'/><title type='text'>İslâm’da giyim-kuşamın ölçüsü ve Tesettür</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;IRZ – NÂMUS – HAYÂ VE TESETTÜR &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimat’tan bu yana Batılı olmaya ve modern görünmeye çalıştık. Böylece ilerleyeceğimizi ve medenî olacağımızı zannettik. Hâlbuki umulanın tam aksiyle karşılaştık. Irz, namus, hayâ gibi hasletlerimizle beraber insanlığımızı da kaybettik. Çünkü asıl medeniyet kaynağı olan İslâmî hayattan uzaklaştık. Basının ve medyanın bildirdiklerine göre, kadınlara sataşma ve saldırılar artmaktadır. Niketkim 1992 yılında İstanbul’da gelir ve tahsili orta ve yüksek seviyede olan 500 kadınla, son senelerin moda tabiriyle, “cinsel taciz!” üzerine yapılan bir anketin neticeleri, insanı dahşete düşürecek seviyededir! Kadınların;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;— Size elle veya sözle sarkıntılık yapıldı mı?&lt;/strong&gt; sorusuna, &lt;strong&gt;yüzde 76’sı “Evet”&lt;/strong&gt; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;— Lâf atıldı mı?&lt;/strong&gt; sorusuna da, &lt;strong&gt;yüzde 98’i “Evet”&lt;/strong&gt; diye cevap vermiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiler de hiç içaçıcı değildir. Hatta “Çağdaş Hayatı Destekleme Derneği” bile bu vaziyetten bîzardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih devrine gitmeye gerek yok 50-100 sene evvel bile böyle vakalar, şimdikine nazaran yok denecek kadar azdı. Bir sarkıntılık ve tecâvüz olsa, kıyâmet kopardı. Peki, nasıl oldu da biz bu hâle geldik?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kısa cevabı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesettüre riayet etmez olduk. Kadın ve kızlarımız, evden dışarı çıkarken şık görünmeye, cazip olmaya çalıştılar. Bunun için de açık-saçık, daracık kıyafetler giyindiler. Yetmiyormuş gibi, bir de “baştan çıkartıcı” parfümler süründüler. Bu halleriyle işlerlerinde ve çeşitli müesseselerde erkeklerle beraber çalıştılar. Sokaklarda gezdiler, erkeklerle karışık tıkış-tıkış kalabalık umumî vasıtalara bindiler… Elbette bu hâl erkeklerin dikkat nazarlarını çekecek, duygulanmaya ve tahrike sebep olacaktı… ve oldu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… Bizi dîni millî terbiyemizden uzaklaştıran ana sebep, Batılılaşma ihtirâsıydı. Bütün yayın organları dinîmizin haram kıldığı kılık-kıyafeti âdeta teşvik etti. Hatta bazıları çıplaklığa özendirdi. Hayâ ve sıkılma hissi kalmadı. Vatandaşımız evde, yolda, iş yerlerinde şehvanî hislerin zehirli oklarına hedef oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki dinimiz, kadınların örtünmelerine, namahrem erkeklere haram yerlerini göstermemelerine, erkeklerin de harama bakmamalarına çok büyük ehemmiyet verir. Zira böyle bir günah, sadece fizikî ve dünyevî bir zarara sebep olmakla kalmıyor; kalbi, ruhu kısacası manevî bünyeyi de yaralıyor, hatta tahrîb ediyor. Bu bakımdan İslâmiyet, kadının zaruret ve ihtiyaç olmadıkça evinde oturmasını, dışarı çıkma mecburiyetinde kalırsa örtünmesini emreder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“(Habibim!) Mü’min erkeklere de ki, gözlerini (kendilerine helâl olmayan şeylerden) kapayıp sakınsınlar.” (1)&lt;/span&gt; Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kadın avrettir, (örtünmesi/korunması gerekli mahremlerdendir). Dışarı çıktığı vakit şeytan onu tâkip eder. Kadının Allah’a en yakın hâli, evinde bulunduğu zamandır.”&lt;/span&gt; (2) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahzab suresi 59. âyet-i kerimede de şöyle buyuruluyor: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey Peygamber! Kendi hanımlarına, kızlarına ve Müslüman kadınlara söyle ki: ‘(Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu onların (iffetli) tanınmaları, eziyet edilmemeleri için daha uygundur…”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmiyet, cihanşümul bir dindir. Resûlüllah Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu bakımdan İslâm’ın emir ve yasaklarından, kim olursa olsun, ne kadar uzak bir hayat yaşarsa, o kadar zarar görür huzursuz olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsî ta’cizin de teknoloji ile gelişme ve ilerlemeyle filan bir alâkası yoktur. Sadece açık-saçıklık, harama-helâle riâyet etmemekle, kısacası Cenâb-ı Hakk’a isyan nisbeti ile alâkalıdır. Elbette bu hâl medeniyet değil, denaettir, gelişme değil düşüştür, hatta insanlığın yüz karasıdır. Bu ve benzeri ahlâksızlıklardan kurtulabilmenin çaresi de; insanımızda, hususiyle gençlerimizde ırz, namus ve hayâ duygularının geliştirmesidir. Bunun için de imanlarını kuvvetlendirmemiz gerekir. Çünkü “hayâ imandandır.” Hayâdan yoksun olan bir insandan her şey beklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve kızlarımıza açık-saçık giymenin zararları, erkeklerle karışık sürdürülen hayatın tehlikeleri hatırlatılmalı; erkeklere de harama bakmanın, sadece cinsî tâ’ciz ve tecâvüz gibi tahrîbâtları tevlid etmediği, bilhassa iman mahalli olan kalbi yaraladığı, imanı zayıflattığı; dolayısıyla âhirete ait ebedî bir zarara sebebiyet verdiği anlatılmalıdır. Günahkârlar için cehennem azabının şiddet ve dehşeti, küçük yaştan itibaren zihinlere iyice yerleştirilmelidir ki, insanımız bundan sakınıp korunmanın yollarını arasın. Dünya ve âhiret saadetini yakalayabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“KÂSİYÂTÜN– ÂRİYÂTÜN…”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıkta zikrettiğimiz kelimeler bir hadîs-i şerifte geçmekte ve zamanımızdaki çığırından çıkmış kadın giyim-kuşamının ölçüsüzlüğünü ifade etmektedir. Sözü fazla uzatmadan, hadîste geçen bu kavramların izâhına ve günümüze ışık tutan cihetlerine bir göz atalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kâsiyâtün!..” &lt;/span&gt;Kadınlar giyinmişler. Evet, giyinip kuşanmışlar. Ancak yine de &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“âriyâtün!” &lt;/span&gt;uryandırlar. Yani çıplaktırlar, tesettürlü sayılmazlar. Çünkü kadının giyinip örtünmesinden maksat, bedenindeki cazibesini gizlemesi, bakanları tahrik etmemesidir. Hâlbuki bugün, moda adı altında sunulan bu giyimler; öylesine dar, ince ve kısa ki, bedendeki cazibeyi gizleme şöyle dursun, aksine daha da tahrik edici hale getiriyor… Hatta olmayan “özellik” ve güzelliği bile var gibi gösteriyor. İşte bu yüzdendir ki, böyle tahrikçi bir giyim-kuşam içinde olan kadın, görünüşte &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“kâsiyâtün” &lt;/span&gt;(giyinmiş) de olsa, gerçekte &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“âriyâtün”&lt;/span&gt; yani çıplaktır. Zira çıplakken yapacağı tesiri bu giyimle yapıyor, benzeri fitneyi, bu sözde giyimle de uyandırabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, zamanımızda kadınların bir kısmında öylesine bir örf, âdet anarşisi yayılmış vaziyette ki, bunlar kendilerini bağlayacak belli bir ölçü ve kaide tanımazlar, bir bakıma sınırsız bir hürriyet arzusundadırlar. Bu bakımdan kendileri, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“mâilâtün”&lt;/span&gt;dürler, yani meylederler. Sonra da, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“mümilâtün”&lt;/span&gt;dürler, kendilerine meylettirirler. Giyim-kuşamları, tutum ve tavırları ile kendilerine bakanları meylettirir, cazibelerine takarlar. Hâlbuki Müslüman bir hanım “özellik” ve güzelliği; kimseyi kendine meylettirmemesi, kendisinin de kimseye meyletmemesi, sadece ve yegâne meyledeceği kimsenin nikâhlısı olmasıdır. Nikâhlısının dışındakilere ne kendisi meyleder, ne de kendisine meyledilmesinden memnuniyet duyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hulâsa, imanlı bir kadın, inandığı kimselere benzemek ister. Resûlüllah’ın (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem kızı aziz evlâdı Fâtıma (r.anhâ) vâlidemize kulak verir… Onun tarif ve tavsiyelerine uyar. O ise;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Hanımların hayırlısı hangisidir? sualine şöyle ceavap veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Hanımların hayırlısı, kendisi yabancı erkeğe bakmayan, yabancı erkeği de kendisine baktırmayandır!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TESETTÜRDE GAYE NEDİR?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemiz anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Allah Teâlâ muhacir kadınlara rahmet eylesin. ‘Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar’(3) âyet-i kerîmesi indiği zaman, örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (örtülmesi gereken diğer yerlerini de) örttüler.” &lt;/span&gt;(4) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm’ın başlangıcında kadınlar, kılık-kıyafetçe cahiliye devrinin örf ve âdetlerine uyuyorlardı. Bu emir üzerine saçlarını-başlarını, kulaklarını-boyunlarını, gerdanlarını-göğüslerini açık tutmayıp derhal örtmeye başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müfessirlerin nakline göre, Cahiliye kadınları da başörtüsü kullanıyorlardı. Fakat İslâm’ın emrettiği tarzda ve ölçüde değildi… Ya saçlarını tam örtmeyecek şekilde başlarına takarlar veya enselerine bağlarlardı. Yukaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı. Zînetleri ve zînet mahalleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda “modernlik-çağdaşlık” sayılan açık-saçıklık, böyle eski bir Cahiliye âdeti imiş… İslâmiyet, böyle açıklığı yasaklayıp, başörtülerinin yakalar üzerine indirilmesini emrederek tesettürü farz kılmıştır. Görüldüğü üzere bu emirde; tesettürün yalnız farziyeti değil, kendine mahsus usûl ve hudûdu da gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahiliye döneminde ictimaî hayatta, kadın-erkek ihtilâtı esastı. Yani karışık bir halde yaşıyorlardı. Bu hayat tarzı, İslâm’da cinsler arasındaki ayırımı ve kadın kıyafetini tanzim eden Nûr sûresinin 30-31’inci âyetleri gelinceye kadar devam etti. Bu ayetlerin inzalinden sonra ise, cahili âdetlerinin yerine, derhal İlâhi ahlâk esasları kaim ve hâkim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesettürle alâkalı bu iki âyet-i kerîmenin tam olarak meâlleri şöyledir: “(Habîbim), mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için çok temiz (bir hareket)dir. Şüphesiz ki Allah, (kullarının ne) yapacaklarından hakkıyla haberdardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımları (yüz ve eller) müstesna olmak üzere, zînetlerini (ve zînetlerinin bulunduğu mevzileri ki; baş, kulak, boyun, göğüs, bazu, kol ve ayaklarını) açmasınlar. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü’min kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zînetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler! Hep birden Allah’a tevbe edin ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâsılı, bozuk bir cemiyette kurtuluş ümidi olmaz. Cemiyetin bozukluğu da hem erkeklerin hem de kadınların müşterek kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı, başta erkekler olmak üzere bütün mü’minler, imana zarar veren, cahiliye izleri taşıyan kusur ve hatalardan tevbe ile Allâh’a dönüp O’nun yardımına sığınmalıdır… Emir ve yasaklarına da dikkat ve hassasiyet göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesettürün hikmet ve gayesini ise, Rabbimiz (c.c.) şöyle beyan buyuruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle: (Bir ihtiyaç için evlerinden dışarı çıktıkları zaman) cilbablarını (dış örtülerini, manto-pardesü gibi ) üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve incitilmemeleri için en elverişli olanıdır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok rahmet edicidir.”&lt;/span&gt; (5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görülüyor ki bu âyet-i kerimede de emir, sadece Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in hanımlarına ve kızlarına değildir. Nûr sûresinde olduğu gibi, diğer bütün mü’min kadınlar da bu emrin muhâtabıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahiliye devrinde Araplar’da tesettür âdet değildi. Kadına hürmet yoktu. Kadınlar arasında da, erkeklerin dikkatlerini çekmek için, göz alıcı biçimde açılıp saçılarak meydanlara çıkan, orta malı olanlar tabiî ki vardı. Bundan dolayı da kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslâmiyet ise kadının şânını-şerefini, iffet ve ismetini vakar ve haysiyetini yükseltiyordu… Ve Müslüman kadınların, hiçbir şekilde eziyete uğramamaları için Cenâb-ı Hak, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;‘… Cilbâb(6) larını (dış örtülerini) üzerlerine alsınlar’&lt;/span&gt; buyuruyor. Bu âyet-i kerimeler inzal olduğunda, örtünme emrine, istisnâsız bütün Müslüman kadınlar derhal uyup tatbik etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu tesettür, onların tanınmalarına, âdi ve ahlâksız kadınlardan vakar ve iffetleriyle seçilerek hürmet edilmelerine; dolayısıyle incitilmemelerine münasip ve elverişli olan biçimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek, sataşılmaktan hoşlanacak olan içi bozukların bu hâline tesettür mâni olacak değildir. Fakat imanlı, ahlâklı ve temiz kadınların; pis ve çirkin bakışlardan, yuvalarında-mahfazalarında gizli inciler gibi korunmalarına en uygun olan tarz da budur. (7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;MÜSLÜMAN ERKEK VE KADININ GİYİM-KUŞAMI NASIL OLMALI?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İmam Ahmed ve Ebû Dâvud’un Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet ettikleri bir hadîs-i şerifte Resûlüllah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lânet olsun.’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Metâlibü’l-Mü’minîn isimli eserde de, ‘Kadın erkeğe benzememelidir, erkek de kadına… Şayet benzerlerse, her iki grup ta mel’undur’ denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Fakîr(8)e göre (İmâm-ı Rabbâni hazretleri kendi zât-ı âlilerini kastediyor) doğru olan; erkeklerin kadınlara benzemesi yasaklanınca, hüküm, (bulunulan yerdeki) kadınların (giyim-kuşamdaki örf ve) âdetlerini bilmeye kalır. Bu durumda bakarız; bir yerde kadınlar, (meselâ) yakası göğüse doğru açılan gömlek giyiyorlarsa, orada münâsip olan, -kadınlara benzememek için- erkeklerin omuzdan açılan gömlek giymeleri gerekir. Ama bir yerde, kadınlar omuza doğru açılan gömlek giyiyorlarsa, orada da erkekler göğüse doğru açılan gömlek giyerler…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kur’ân-ı Kerim’de, ‘Her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir’ buyurulmuştur. (9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin özü; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dini, giyim-kuşam, kılık-kıyâfet mevzuunda hususi bir şekil getirmemiştir. Her beldenin, her mahallin insanlarının, kendilerine mahsus örf, âdet ve gelenekleri vardır. Bu iti¬barla giyim-kuşamda ölçü, dinî sınırlar çerçevesinde, kadın ve erkeğin birbirlerine benzememeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALINTI : HALiS ECE Hoca efendiye saygilar ve sevgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;DİPNOTLAR&lt;br /&gt;(1) Nûr sûresi, 30.&lt;br /&gt;(2) Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, 1, 227.&lt;br /&gt;(3) Nûr sûresi, 31.&lt;br /&gt;(4) Ebû Dâvud, Sünen, Libas, 4102.&lt;br /&gt;(5) Ahzab sûresi, 59.&lt;br /&gt;(6) Cilbâb; kadınların, elbiselerinin üzerine giydikleri, vücutlarını baştan aşağı, tepeden tırnağa örten her çeşit dış elbisenin adıdır.&lt;br /&gt;(7) Kaynaklar: Muhtelif tefsir ve hadîs serhleri.&lt;br /&gt;(8) Fakîr, kelime olarak yoksulluk demek. Tasavvufta ise, mâneviyat erbâbının Hak’ta fâni olması ve her hâlükârda kendini ona muhtaç bilmesidir. “Ey insanlar, sizler fakirsiniz; Allâh’a muhtaçsınız” (Fâtır s., 35/15) İki türlü fakr vardır: 1) Sûrî fakirlik: Kişinin malı mülkü olmaması. 2) Mânevî fakirlik: Kişinin kendisini mutlak surette Allâh’a muhtaç bilmesi, varlıklı olma ile yoksul olma hallerini müsavi görmesi, olunca şımarmayıp olmayınca da üzülmemesidir.&lt;br /&gt;(9) Bakara sûresi, 148; el-Mektûbat, İmâm-ı Rabbâni, 1, 313.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6649082934155749907?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6649082934155749907/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6649082934155749907&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6649082934155749907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6649082934155749907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/islamda-giyim-kusamn-olcusu-ve-tesettur.html' title='İslâm’da giyim-kuşamın ölçüsü ve Tesettür'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6955758443373277706</id><published>2010-03-21T13:44:00.000+02:00</published><updated>2010-03-21T13:47:46.141+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuran-ı Kerim'/><title type='text'>Kuran-ı Kerim okumanın edepleri nelerdir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Hatmeden kimsenin, Duha suresinden aşağıdaki her bir surenin sonunda tekbir getirmesi sünnettir. Zira Ubey b. Kâ’b’ın, Peygamber Efendimizin  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;yanında Kuran’ı hatmederken bu sureleri okuduğu ve Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine tekbir getirmesini emrettiği rivayet edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;      Bu surelerin sonunda sadece tekbir getirilmesi müstehab olup, kelime-i tevhid &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;(Lâ ilâhe illallâh) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;veya tahmid &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;(Elhamdulillah)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; getirilmesi &lt;u&gt;müstehab değildir.&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kuran-ı Kerim okumanın edepleri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kuran-ı Kerim’i okumanın edeplerini şöyle sıralayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     1- Okuyanın abdest üzere okumasıdır. Abdestsiz Kuran okumak, mushafı tutmamak şartıyla caizdir; ancak Kuran’ın abdest ile okunması, tilavetin edeplerindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     2- Okumaya “Eûzû besmele” ile başlanması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     3- Okurken kıbleye dönmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     4- Ayakta veya otururken edepli ve ağır başlı olunması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     5- Başını önüne tevazu ile eğmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     6- Bağdaş kurmaması, yastık ve duvar gibi şeylere yaslanmaması, kibirli bir vaziyette oturmaması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     7- Kuran’ı yavaş okuyup, acele etmemesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     8- Kuran okurken ağlaması; eğer ağlayamıyorsa, ağlar gibi olması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     9- Okurken manasını düşünmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     10- Kıraati bozmayacak şekilde sesiyle Kuran’ı süslemesi, Zira efendimiz (sav): “Kuran’ı seslerinizle süsleyin” buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hallerin en güzeli, Kuran’ı namaz kılarken kıyamda okumaktır. İşte bu, amellerin en üstünlerindendir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Alıntıdır)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6955758443373277706?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6955758443373277706/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6955758443373277706&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6955758443373277706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6955758443373277706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/kuran-kerim-okumann-edepleri-nelerdir.html' title='Kuran-ı Kerim okumanın edepleri nelerdir?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-511349647459135591</id><published>2010-03-20T10:34:00.003+02:00</published><updated>2010-03-22T12:29:14.255+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Mustafa Özşimşekler Hocaefendi - Ahireti Unutmak sesli sohbetler</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Dünya Hayatı (13_02_2008)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10823614-88d"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10823614-88d" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ahireti Unutmak (06_02_2008)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10824096-1f0"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10824096-1f0" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.islamiyet.gen.tr/multimedya/?cat=Music&amp;amp;act=play&amp;amp;id=1203"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Daha fazla sohbet indirmek için TIKLAYIN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-511349647459135591?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/511349647459135591/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=511349647459135591&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/511349647459135591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/511349647459135591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/mustafa-ozsimsekler-ahireti-unutmak.html' title='Mustafa Özşimşekler Hocaefendi - Ahireti Unutmak sesli sohbetler'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3989299577238478291</id><published>2010-03-12T17:15:00.000+02:00</published><updated>2010-03-12T17:16:04.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Başörtüsü'/><title type='text'>Kapalı Hanımın Eşi</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Çok iyi iki arkadaştan biri diğerine sormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Abi, benim hanım açık, seninki örtülü. Bak ne güzel hanımın var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Niye saklıyorsun, açılsın izin versene. Açılmasını istesene?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanımı kapalı olan adam cevap vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kardeş, sen askerdeki posta gidişatını biliyorsun değil mi? Er mektupları açılır herkeste okur. Ama subay mektupları okunmaz. İşte benim hanım subay mektubu...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntıdır!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3989299577238478291?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3989299577238478291/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3989299577238478291&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3989299577238478291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3989299577238478291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/kapal-hanmn-esi.html' title='Kapalı Hanımın Eşi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6538251210550569166</id><published>2010-03-10T07:35:00.003+02:00</published><updated>2010-03-28T15:42:36.648+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sohbet arşivi'/><title type='text'>Mustafa Özşimşekler Hoca Efendi Sohbet – İlla Kötekmi Gerek Video</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.allahdostu.org/2010/02/12/mustafa-ozsimsekler-hoca-efendi-sohbet-illa-kotekmi-gerek-video/"&gt;WWW.ALLAHDOSTU.ORG » Blog Archive » Mustafa Özşimşekler Hoca Efendi Sohbet – İlla Kötekmi Gerek Video&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2zT-8S0zAKU&amp;hl=en_GB&amp;fs=1&amp;color1=0xe1600f&amp;color2=0xfebd01"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/2zT-8S0zAKU&amp;hl=en_GB&amp;fs=1&amp;color1=0xe1600f&amp;color2=0xfebd01" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.islamiyet.gen.tr/multimedya/?cat=Music&amp;amp;act=play&amp;amp;id=1203"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Daha fazla sohbet indirmek için TIKLAYIN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6538251210550569166?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.allahdostu.org/2010/02/12/mustafa-ozsimsekler-hoca-efendi-sohbet-illa-kotekmi-gerek-video/' title='Mustafa Özşimşekler Hoca Efendi Sohbet – İlla Kötekmi Gerek Video'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6538251210550569166/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6538251210550569166&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6538251210550569166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6538251210550569166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/03/wwwallahdostuorg-blog-archive-mustafa.html' title='Mustafa Özşimşekler Hoca Efendi Sohbet – İlla Kötekmi Gerek Video'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8002716920895873113</id><published>2010-03-02T02:06:00.000+02:00</published><updated>2010-03-02T16:42:37.964+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sahabe-i Kiram'/><title type='text'>Hâyâ denince...</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hazreti Aişe (r.a) anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ın Resulü benim odamda oturmakta iken, Hazreti Ebu Bekir (ra) içeriye girmek için izin istedi. Efendimiz (a.s.) halini değiştirmeden girmesine izin verdi. Kendisi ile görüştü. Sonra Hz. Ömer (ra) izin istedi. Ona da, aynı hal üzerine, girmesi için izin verdi ve konuştu. Sonra Hz. Osman (ra) girmek için izin istedi, bu sefer Efendimiz (a.s.) kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti. Bundan sonra Hz. Osman’nın girmesi için izin verildi ve kendisi ile konuştu. Sonra Hz. Aişe (ra), Allah’ın Resulüne:&lt;br /&gt;“Ya Resulallah, Ebu Bekir geldi, fazla bir davranışta bulunmadın. Hz. Ömer girdi, ona da aynı şekilde davrandın. Fakat Hz. Osman girince, kalkıp oturdun ve elbiseni düzeltip vaziyetini düzelttin” dedi.&lt;br /&gt;Bunun üzerine Efendimiz (a.s.) şöyle buyurdular:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey Aişe, meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden haya etmeyeyim mi?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8002716920895873113?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8002716920895873113/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8002716920895873113&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8002716920895873113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8002716920895873113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/haya-denince.html' title='Hâyâ denince...'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6072137379154582875</id><published>2010-02-28T12:21:00.002+02:00</published><updated>2010-02-28T12:26:39.825+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhammed Mustafa sav'/><title type='text'>Salavat Getirmenin Faziletleri Saymakla Bitmez!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img03.blogcu.com/images/n/e/v/nevayin/d_1254326688.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 525px; height: 350px;" src="http://img03.blogcu.com/images/n/e/v/nevayin/d_1254326688.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Allah ve melekleri Nebi üzerine salavat getirirler. Ey İman edenler! Onun üzerine salatü selam getirin." &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(Ahzap,56)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Peygamber Efendimiz(s.a.v)de Kim bana bir defa salâvat getirirse, Allahu Teala da ona on defa Salât eder(rahmet ve mağfiret eder) buyurmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SALÂT-U SELÂM;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Allah'ın emrine sarılmaktır.&lt;br /&gt;2.Allah'dan olan salat, af ve rahmeti demektir; meleklerden olursa, salat istiğfardır; iman edenlerden salat, duadır.&lt;br /&gt;3.Salat-u selam getiren kişi, meleklere muvafakat etmiş olur.&lt;br /&gt;4.Bir defa salatü selam getirene, Allahu Teala on defa rahmet eder.&lt;br /&gt;5.On derece yükseltir; on sevap verilir.&lt;br /&gt;6.On tane günahı silinir.&lt;br /&gt;7.Dua eden kimse duasına salatü selamla başlarsa, duasının kabul edileceği umulur.&lt;br /&gt;8.Peygamberimizin (Sallalllahu Aleyhi ve Sellem) şefaatine nail olur.&lt;br /&gt;9.Kulun sıkıntılarının giderilmesine sebep olur.&lt;br /&gt;10.Kıyamet günü kişinin peygamberimize yakın olmasına sebep olur.&lt;br /&gt;11.Yoksul ve fakir kimseler için sadaka yerine geçer.&lt;br /&gt;12.İhtiyaçların giderilmesine sebeptir.&lt;br /&gt;13.Salatü selam getirenin üzerine Allahın affı ve Meleklerin istiğfarı tahakkuk eder.&lt;br /&gt;14.Salatü selam getiren kimseyi Salatü selam ruhunu temizler.&lt;br /&gt;15.Ölmeden önce Cennetle müjdelenmesine sebep olur.&lt;br /&gt;16.Kıyamet gününün sıkıntılarından kurtulmaya sebeptir.&lt;br /&gt;17. Salatü selam getirene Peygamber efendimiz bizzat(Sallalllahu Aleyhi ve Sellem) karşılık verir.&lt;br /&gt;18.Kulun unuttuğu şeyi hatırlamasına vesile olur.&lt;br /&gt;19.Meclisleri temizler; Kıyamet günü o meclisin pişmanlık meclisi olmasına kefaret olur.&lt;br /&gt;20.Peygamber efendimizin (Sallalllahu Aleyhi ve Sellem) ismi geçtiğinde Salatü selam getiren, asıl cimrilikten kurtulmuş olur.&lt;br /&gt;21.Peygamber efendimizin(Sallalllahu Aleyhi ve Sellem) ismi geçtiğinde Salatü selam getirmeyene burnu sürtülsün bedduasından kurtuluş vardır.&lt;br /&gt;22.Besmele ve hamdele ile başlanılan sözler ancak salatü selam ile tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;23.Sırat üzerinde kişiye nur olur.&lt;br /&gt;24.Kişi cefadan onunla kurtulur.&lt;br /&gt;25.Allahın sema ve arz ehline Salatü selam getirenleri övmesi tahakkuk eder.&lt;br /&gt;26.Cennette hurilerin çoğalmasına sebep olur.&lt;br /&gt;27.Salatü selam nurdur. Onun sebebiyle düşmanlara galip gelinir. Kalpler münafıklıktan temizlenir.&lt;br /&gt;28.Kişiyi insanlara sevdirir ve efendimizin rüyada görülmesine sebep olur.&lt;br /&gt;29.Salatü selam getirene, Allahda seni affetti diye nida eden özel görevli melekler vardır.&lt;br /&gt;30.Kişinin hayatında, ailesinde ve amelinde berekettir.&lt;br /&gt;31.Peygamberimizin (Sallalllahu Aleyhi ve Sellem) muhabbetinin devamına sebeptir.&lt;br /&gt;32.Kişinin hidayetinin ve kalbinin diriliğinin sebebidir.&lt;br /&gt;33.İsmi Resülullaha arzedilir.&lt;br /&gt;34.Allahu Tealanın bize vermiş olduğu nimetlere şükrün sebebidir.&lt;br /&gt;35.Allah'a şükürle birlikte, Allah'ı zikirdir.&lt;br /&gt;36.Kıyamet gününün susuzluğuna engeldir.&lt;br /&gt;37.Sırata ayağı sağlam basıp, sıratı geçmeye sebeptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ALINTI)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6072137379154582875?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6072137379154582875/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6072137379154582875&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6072137379154582875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6072137379154582875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/salavat-getirmenin-faziletleri-saymakla.html' title='Salavat Getirmenin Faziletleri Saymakla Bitmez!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5697912381451613306</id><published>2010-02-26T11:02:00.002+02:00</published><updated>2010-02-28T12:30:47.760+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>Mevlid Gecesi Konuşması</title><content type='html'>Cübbeli Ahmet hoca - Mevlid kandil sohbeti (25-02-2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MP3 boyutu: 165MB&lt;br /&gt;Süre: 3 saat, 0dk, 37 saniye (salavat – Mevlid dahil)&lt;br /&gt;Kalite: iyi (not: sohbetde 1dk kesiklik oldu , Stream’den dolayi olabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10596318-bc7" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10596318-bc7" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.divshare.com/download/10596318-bc7"&gt;TIKLA indir : Cübbeli Ahmet hoca - Mevlid kandil sohbeti&lt;/a&gt; (25-02-2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: ht&lt;a href="http://forum.itibarhaber.com/showthread.php?t=15926"&gt;tp://forum.itibarhaber.com/showthread.php?t=15926&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5697912381451613306?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5697912381451613306/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5697912381451613306&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5697912381451613306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5697912381451613306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/mevlid-gecesi-konusmas.html' title='Mevlid Gecesi Konuşması'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3006174415281838301</id><published>2010-02-24T13:09:00.004+02:00</published><updated>2010-09-05T11:16:34.007+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Reddiyeler'/><title type='text'>Ehl-i Sünnet Düşmanı - Mustafa İslamoğlu</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sayın ziyaretçi! Mustafa İslamoğlu hakkında yeteri kadar bilgiye sahip değilsen bu yazıyı okumadan önce&lt;a href="http://mustafaislamoglunareddiye.wordpress.com/"&gt; buraya tıkla!&lt;/a&gt; Kendisinin ağzından çıkan ehli sünnet karşıtı sözleri görüver de sonra bu yazıyı oku istersen.&lt;br /&gt;Tevfik Allah'tandır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ehl-i Sünnet Düşmanı - Mustafa İslamoğlu &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Ali AKIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarca yıldır, gizli ve aşikâr Ehli Sünnet Ve’l cemaat anlayışını hem içten hem dıştan kemirip durdular. Kendilerine bir şey sorulduğunda isecevap verecek gücü bulamadıkları için, sinsice ve gizlicemilletin zihnini alttan alttaifsad ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Bidat taifesinde son günlerde bir hareketlilik var, paçaları tutuşmuş durumda, onlarca yıldır Müslümanların içine akıttıkları irinin hesabı sorulacağı endişesi ile büyük adam pozlarında ‘birlik beraberlik nutukları’ atarak meseleyi örtmeye ve gizlemeye çalışıyorlar. Gizledikleri ve örtmeye çalıştıkları nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiî ki en başta samimiyetsizlikleri, kendi söylediklerine bile bağlılık gösteremeyecek kadar iki yüzlülükleri, bir müslümanın ‘höt’ demesi ile başını ceketinin içine gömüp ezilip, büzülüp mütevazı aydın pozlarında günü kurtarma derdindeler. Oysa onlarca yıldır, gizli ve aşikâr Ehli Sünnet Ve’l cemaat anlayışını hem içten hem dıştan kemirip durdular. Kendilerine bir şey sorulduğunda ise cevap verecek gücü bulamadıkları için, sinsice ve gizlice milletin zihnini alttan altta ifsad ettiler. Kimi zaman Akabe vakfı denildi, kimi zaman bilmem ne gecesi denildi, kimi zaman bilmem ne derneği kutlamaları denildi, kimi zaman tefsir dersleri dendi ve her defasında zihinleri ifsad etmekten, dini içten içe kemirmekten başka bir şey yapmadılar. Sahabe düşmanı İran’- dan aldıkları paralarla Hilal TV’yi kurup milletin zihnine Humeyni adlı sapığın, Ali Şeraiti adlı Batılılaşmış Şiî’nin, Esed adlı nasipsizin, Efgani adlı nidüğü belirsizin görüşlerini aktardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni bir olay değil 1300 yıldır süregelen bir durum. Mustafa İslamoğlu gibi kemirgenlerin dediği sözler ilk kez söyleniyor da değil, Mustafa o gün söylenenleri yeniden söylemekten başka bir şey yapmıyor. Düne kadar Yaşar Nuri Öztürk gibi katıksız Ehli Sünnet Ve’l Cemaat düşmanı biri ile el ele gül güle programlar yapan Mustafa İslamoğlu, 28 Şubat sonrası oluşan boşluktan ve 28 Şubat’ta gösterdiği korkaklığın getirdiği mükâfatlardan yararlanmış ve kendisine açılan imkânları maddi olarak değerlendirdiği gibi, çevresinde oluşan propagandaları da lehine semerelendirmiştir. Fetullah Gülen Cemaati ile de yakın ilişkiler içerisinde olan İslamoğlu benzeşmenin getirdiği laik-batıcı iltifatları kendi marifeti bilmiş ve artan gücünü ilminden zannetmiştir. Milletimiz denize düşen yılana sarılır misali ‘Kim diyorsa peşine takıldığı’ndan bu şiî kırması, fikir yosmasını dinlemek zorunda kalmıştır. Bu ise Ehli Sünnet Ve’l Cemaat anlayışından sapmalar meydana getirmiş ve birçok kişide zihin karışıklığına sebebiyet vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa İslamoğlu üzerine düşen vazifeyi, kendisine bahşedilen makam ve maddiyat karşılığında mükemmel olarak yapmakta ve her fırsatta Ehli Sünnet Ve’l Cemaat Anlayışı’nı içten içe kemirmektedir. Ancak görünen o ki Cübbeli Hoca Efendi’nin, bu şiî kırması mezhepsizin pisliklerini delilleri ile ortaya koyması sonucu ciddi bir panik yaşamaktalar. Hatta kanalda çalışan ve neredeyse her hafta program yapan birkaç kişi bu açıklamalardan sonra kanalla ilişkisini kesmiş durumda, Mustafa İslamoğlu ise dışarı çıkacak cesareti bulamamakta, endişeli ve heyecanlı davranışlar sergilemekte, bu durum ise yakınlarının gözünden kaçmadığı içinde Akabe’de ve Hilal TV’de kontrol devre dışı kalmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olacağı belliydi zaten;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A be adam! Madem korkudan sıçan deliğine girecektin, ne diye Müslümanlara, sahabeye, âlimlere YAHUDİLEŞME TEMAYÜLÜ diye dil uzatıyorsun. Ne diye Şia misyonerliği yapıyorsun (Dağarcık, İmamlar ve Sultanlar), ne diye Efgani’yi eleştirenler “onun tuvalet bezi bile olamaz” diyorsun ve böyle bir masonu “Tek kişilik bir ordu, tek kişilik bir ümmettir, göklerin kendine dar geldiği kartaldır.”(Anadolu) diye tanımlıyorsun, ne diye recmi(Yahudileşme Temayülü) ve yecuc mecucu inkâr ediyorsun, ne diye tefsir ve tevil adı altında Kur’an’ı tahrif ediyorsun( Meal Kitabı), ne diye kendi anlayışsızlığına Ehli Sünnet Ve’l Cemaati delil gösteriyor ve bunu yaparken de okuyucu nasılsa kaynağa bakmaz deyip Ehli Sünnet âlimlerinin söylemediği şeyleri söylemiş gibi, ol mubareklere iftira atıp, zan altında bırakıyorsun. Bilmiyor muydun biri birgün çıkıp; ‘bunca zamandır sövdüğün yeter’ diyecek. Şimdi geçmiş pispis sırıtarak tevazu görüntüleri altında zavallılaşıyorsun. Söylediklerine sahip çıksana, sana söylenenlere cevap versene. Bırak birlik beraberlik nutuklarını, Dini içten kemiren sen, bölmekten başka ne yaptın ki birleştiresin? Düne kadar Müslümanlar laik-Kemalist güruh tarafından sıkıştırıldığında, taciz edildiğinde, darp edildiğinde işkencelere mahkûm edildiğinde sen neredeydin, hangi hain tezgâhlar peşinde, Müslümanların fedakârlıklarını istismar ediyor ve onların birikimi ve duyguları üzerinden hava atıyordun? Cehaletin zirvesindeki sen, Hz. Osman (r.a)’ya, Hz. Muaviye (r.a) ya dil uzatır(İmamlar Sultanlar), Hz Aişe’yi(r.a) zan altında bırakıcı (Kur’an ayetleri mevzuu, Yahudileşme Temayülü) ve hadis âlimlerini, siyer âlimlerini küçültücü ifadelere(Üç Muhammed) yer verirken, onlar canları ve kanları pahası İslâm için mücadele ediyordu. Sen ne yapıyordun! İran’a seferler düzenliyor, Akabe’den hacı kafilesi gibi İran ziyaretleri planlamıyor muydun? İran’dan gelen Şia’nın sapık âlimlerine konferans, sohbet gibi ortamlar oluşturup, Ehli Sünnet Bağlısı gençlerin Şia’ya karşı muhabbetini artırıcı misyonerlik faaliyeti yürütmüyor muydun. Hilal TV’de yayınlanması için, her tarafından ifrat ve tefrit akan ve yine her yanından Ehli Sünnet Ve’l Cemaata kin akan bir film olan İmam Ali (r.a) filmi için kimler hangi destekte bulundu. O filmde küçük düşürülen, zihinlere zalim, dedikoducu, iktidar hırsı ile tutuşmuş sahabiler diye lanse edilen sahabeler hakkında sen ne düşünüyorsun. Malum olanı düşündüğün belli ki ekranlara çıkarıp on binlerce müslümanın zihnini ifsat edebiliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet düşmanlığı nedir, sence? Ya da daha net soralım din düşmanlığı nedir? Hep reddedenle, bir parçasını reddedip karşı çıkan arasında ne fark vardır. Bir parçasını reddeden, diğer parçaları kabul etse savunsa ne olur? Hem düşman değilim deyip, hem de düşmanlar gibi Ehli Sünnet’e saldırmak düşmanlıktan daha rezil bir durumdur ki, içler acısı olan budur. Hain tıynetli yapı neden bu kadar ilgi görür, iki yüzlü korkak tavır neden mütevazılık maskesi ile saklanır da hakikat perdelenir; cehaletin ve hıyanetin psikolojisidir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işten sıyrılmanın en kolay yoludur bu; “Ben masumum, siz ne derseniz kabulüm, zaten ben de tam sizin gibi düşünüyorum, ben de Müslümanların birlik ve beraberliğinden yanayım, edebe riayet, küfürle itham” falan. İşte bu sözler Mustafa İslamoğlu’nun tıynetini bir daha açık ediyor. Demezler mi adama; ulan sen o zaman niye Muhaddisleri yalancılıkla, Sahabeden bazılarını saltanat düşkünü olmakla itham ediyorsun! Sen niye İslâm âlimlerinden bir kısmını Yahudileşme temayülü göstermekle itham ediyorsun, sen niye bölücülük yapıyor ve mutezile, şia ve vehhabilik terkibi mezhepsizlik mezhebine yol açıyorsun. Ehli Sünnet Ekolünün binlerce âlimini batıcılardan beter bir hainane davranışla itham ediyor, İslâm kültür ve maneviyat dünyasında ilmiyle, ahlâkıyla, disipliniyle, mücadelesiyle yer etmiş şahsiyetleri Yahudileşme temayülü ile suçluyorsun(Kadı Iyaz, Kastalani ve bir çok tasavvuf büyüklerini).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehlisünnet dışı olmakla kalmayıp inandığını iddia ettiğin dini bile şaibeli bir tartışma içine çekerek ‘dini içten kemirmeye’ çalışman ise ayrı bir âlem. Hz Osman(r.a) zamanında Kur’an’ı Kerim-i Mushaf halinde getirilmesini Yahudileşme temayülü içerisinde zikrederek ne demek istiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet Âlimlerinden İmam-ı Azamı istismar ederek aklı sıra kullanarak Emevi’ye şia ağzıyla sövmeye yeltene zat günümüz şartlarında ise laik hükümetlerin kapı yardakçılığını yapmaktan laikliğe karşı her hangi elle tutulur bir tavır koymaktan uzaktır; korkaklığı ve şia tıynetliği her zaman aynıdır. Ehli Sünnet’i arkadan vurma öteden beri şia alışkanlığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayızlı kadının oruç tutabileceğini sitende yayınlıyor, abdestsiz Kur’an’a dokunulabileceğini söylüyor, Cuma namazının kadınlara da farz olduğunu iddia ediyor. Kabir azabını inkar ediyorsun. Be adam bunca fitne-fesat bozgunculuk olmuyor mu? Bunca akıttığın irin Yahudileşme ya da Şiîleşme temayülü olmuyor mu? Birde geçmiş pişmiş kelle gibi sırıtarak “mütevazi aydın” havalarında, utanmadan sıkılmadan milleti izana, irfana davet ediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BARAN Dergisi Sayı: 114&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&gt;&gt;&gt; Mustafa İslamoğlu'nun Batıl Görüşlerini İspatlayan Diğer &lt;a href="http://mustafaislamoglunareddiye.wordpress.com/"&gt;Yazılar İçin Tıklayınız!&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3006174415281838301?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3006174415281838301/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3006174415281838301&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3006174415281838301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3006174415281838301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/ehl-i-sunnet-dusman-bir-kemirgen.html' title='Ehl-i Sünnet Düşmanı - Mustafa İslamoğlu'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2374060446087715186</id><published>2010-02-22T16:10:00.009+02:00</published><updated>2010-02-22T19:06:59.943+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhammed Mustafa sav'/><title type='text'>Mevlid Gecesi Özel - Sesli Sohbetler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.amasyamuftulugu.gov.tr/kutsalemanetler/f26.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 365px; height: 300px;" src="http://www.amasyamuftulugu.gov.tr/kutsalemanetler/f26.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Efendimiz sallallâhu tealâ aleyhi ve sellem, Rebiul Evvel ayının 12. gecesi dünyaya teşrif ettiler. 25 Şubat 2010 Perşembe Gecesi'ne denk geliyor bu sene. O'nu en güzel anmak, en güzel anlamak, anlatmak nasip eylesin Rabbimiz. Çokça salâtu selâm olsun O Peygamber-i Zişân'a. Şefaatlerine nâil olanlardan olmak duâsıyla.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mustafa Özşimşekler Hocaefendi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10557075-435" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10557075-435" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556803-d5a" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556803-d5a" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556804-f54" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556804-f54" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Cübbeli Ahmet Hocaefendi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10557076-2d9" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10557076-2d9" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556801-085" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556801-085" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556802-fae" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10556802-fae" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2374060446087715186?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2374060446087715186/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2374060446087715186&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2374060446087715186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2374060446087715186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/mevlid-gecesi-ozel-sesli-sohbetler.html' title='Mevlid Gecesi Özel - Sesli Sohbetler'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8708440655489964089</id><published>2010-02-13T15:09:00.000+02:00</published><updated>2010-02-13T15:10:31.963+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Resimli Âyetler'/><title type='text'>Resimli Âyet// er-Rahmân 26-28</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img24.imageshack.us/img24/4919/rahman2628.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 640px; height: 425px;" src="http://img24.imageshack.us/img24/4919/rahman2628.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8708440655489964089?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8708440655489964089/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8708440655489964089&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8708440655489964089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8708440655489964089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/resimli-ayet-er-rahman-26-28.html' title='Resimli Âyet// er-Rahmân 26-28'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2208061405041300089</id><published>2010-02-13T14:55:00.001+02:00</published><updated>2010-02-13T14:57:39.541+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Resimli Âyetler'/><title type='text'>Resimli Âyet // el-Âraf Sûresi 126</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img194.imageshack.us/img194/9127/araf126.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 640px; height: 427px;" src="http://img194.imageshack.us/img194/9127/araf126.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2208061405041300089?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2208061405041300089/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2208061405041300089&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2208061405041300089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2208061405041300089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/resimli-ayet-el-araf-suresi-126.html' title='Resimli Âyet // el-Âraf Sûresi 126'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3721706169148593290</id><published>2010-02-02T19:24:00.003+02:00</published><updated>2010-02-02T19:43:24.832+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Menkıbe ve Hikayeler'/><title type='text'>Allâhu Teâlâ'nın İlmi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kalbimecruh.com/image.php?u=847&amp;amp;dateline=1229083158"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 300px;" src="http://www.kalbimecruh.com/image.php?u=847&amp;amp;dateline=1229083158" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hızır&lt;/span&gt; (a.s)’ın, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hz. Mûsâ&lt;/span&gt;’ya acâip, garâip ve hikmeti meçhul hâdiseler gösterdiği seyahat esnâsında, bir serçe kuşu gelerek bindikleri geminin kenarına konmuştu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Allâh’ın kendisine katından bir ilim öğrettiği &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hızır&lt;/span&gt; (a.s) (Kehf, 65), bu manzarayı &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hz. Mûsâ&lt;/span&gt;’ya gösterdi ve şu teşbihte bulundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Allâh’ın ilmi yanında senin, benim ve bütün mahlukâtın ilmi, şu kuşun denizden gagasıyla aldığı su kadardır.”&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Buhârî, Tefsîr, 18/4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;~~ ALINTI&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3721706169148593290?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3721706169148593290/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3721706169148593290&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3721706169148593290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3721706169148593290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/02/allahu-tealann-ilmi.html' title='Allâhu Teâlâ&apos;nın İlmi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1413612891625997372</id><published>2010-01-23T11:20:00.001+02:00</published><updated>2010-01-23T11:22:12.498+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Faziletli Genç Olmak İçin</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Genç sahabelerden ashab-ı kiramın önünde ve öncülerinden olan &lt;strong&gt;Hz. Muaz&lt;/strong&gt; (r.a.) genç-ihtiyar herkese ama özellikle gençlere bir beyanatında şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) şu&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt; on mühim hususu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; tavsiye etti: Buyurdu ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;• Öldürülsen ve yakılsan dahi Allah'a asla şirk koşma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sana cazibeli vaadlerde bulunsalar dahi onlara aldanıp ana-babana karşı gelme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kasten-bilerek bir farz namazı kesinlikle terk etme... Kim bunu yaparsa ondan Allah'ın himayesi uzak olur. Böyleleri daima huzursuz yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Asla sarhoşluk veren içkilerden içme. Çünkü o, her kötülüğün anasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İşlenilmesi günah olan şeylerden sakın... Çünkü günahların sebebiyle Allah (c.c.) sana haddini bildirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Seninle beraber bulunanlar telef olsa bile, harbte, sakın cepheden kaçma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cihad eden mücahidler tamamen şehid olsalar dahi sen (nöbet) yerinden ayrılma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Allah'ın sana verdiklerinden öncelikle evlad-u iyâline (eşine ve çocuklarına) harcama yap; sonra da çevreni sevindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Terbiye edeceğim diye aman hâ çoluk çocuğunu dövme/dövme teşebbüsünde dahi bulunma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çoluk-çocuğuna Allah'a isyan etmemeyi aşıla... İtaati öğret. Onlara örnek ve önder ol... (Ahmed bin Hanbel, Müsned.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gençler !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz'in bu direktiflerinin beyanını aktardıktan sonra LokmanHekim'e gelmek istiyorum. Nasihat deyince ilk akla gelenlerden biri de &lt;strong&gt;Hz. Lokman Heki&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;m&lt;/strong&gt;'dir. Kur'ân'da O'nun nasihatleri nakledilir. Bunlardan birkaç tanesine işaret ederek Hz. Lokman'ın ruhunu şenlendirelim. Hz. Lokman der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Seher vakti bir kısım câhil cühelalar uyurken, sen uyanık ol. Hakk'ı tesbih eden horoz, senden akıllı ve uyanık çıkıp da seni geride bırakmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Allah'a ortak/şirk koşma. Şirk, Allah'ın hakkını Allah'tan başkasına vermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Nefsini kötülüklerden koruyanı Allah da muhafazası altında bulundurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tevbeni geciktirme; çünkü, ölüm ansızın geliverir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cehaletten sakın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Malını, şerefinden üstün tutma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İşlerinde orta yolu tut....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sözün düzenli olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gıybet etme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yalan konuşma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Güldüreceğim diye yalan hikâyelerle meşgul olma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kendinle asla övünme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mazluma yardım et... Zayıfa destek ol...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Lokman Hekim rahmetullahi aleyh'in daha nice öğütleri var. Onları öğret ve mucibince amel et ki, ömrün ve kazançların bereketlensin...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;strong&gt;Mevlüt Özcan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1413612891625997372?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1413612891625997372/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1413612891625997372&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1413612891625997372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1413612891625997372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/faziletli-genc-olmak-icin.html' title='Faziletli Genç Olmak İçin'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-87060062176635131</id><published>2010-01-19T22:06:00.004+02:00</published><updated>2010-01-19T22:12:36.598+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadisi Şerif'/><title type='text'>Rasülullah'ın (sav) Dünyâ Târifi</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/S1YRcdPNDII/AAAAAAAACV4/OO-i9cR_Wk8/s1600-h/615865faddc59fee.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 285px; height: 309px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/S1YRcdPNDII/AAAAAAAACV4/OO-i9cR_Wk8/s400/615865faddc59fee.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428545581424118914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Benim dünya ile ne alâkam olabilir. Ben dünyada bir ağacın altında gölgelenen,&lt;br /&gt;sonra da oradan kalkıp giden bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;yolcu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; gibiyim."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;(Tirmizi, Zühd 44)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-87060062176635131?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/87060062176635131/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=87060062176635131&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/87060062176635131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/87060062176635131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/rasulullahn-sav-dunya-tarifi.html' title='Rasülullah&apos;ın (sav) Dünyâ Târifi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/S1YRcdPNDII/AAAAAAAACV4/OO-i9cR_Wk8/s72-c/615865faddc59fee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-9003937347240629972</id><published>2010-01-14T20:43:00.004+02:00</published><updated>2010-01-14T20:49:25.209+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dua'/><title type='text'>Hz. Adem (a.s) in Niyâzı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;İmam-i Nevevî'nin kaydına göre Adem(as) Cenab-ı Hakk'a şöyle ricada bulunur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya Rabbi,bana el emeğimle kazanacağım bir meşguliyet verdin. Bana öyle bir hamd kelimesi ögret (vahyet) ki, onda hamdetmek ve tesbih etmek geniş ve kapsamlı bir manayı içine almış olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz.Adem (as)'in bu niyazı üzerine Allah c.c. O'na şöyle vahyetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ya Adem!(as) Sabahladığın ve akşamladığın vakit (sabah ve akşam) üç defa şu dua ile hamdet;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;'Elhamdülillahi Rabbil âlemîne hamden yüvafî ni'amehû ve yükâfî mezîdeh'&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manası:&lt;br /&gt;"Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Öyle bir hamd ki, Allah'ın verdiği nimetlerin şükrünü ödeyecek ve fazlasına da denk (eşit-i müsavî) gelecektir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a şu şumüllü (kapsamlı) bir hamd cümlesiyle hamdetmek isteyen bu hamd ile hamd edebilir demiştir ulemâ-i müteahhirîn.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;(İmam Nevevî)&lt;br /&gt;Yusuf Tavaslı, Dua kitabı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-9003937347240629972?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/9003937347240629972/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=9003937347240629972&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9003937347240629972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9003937347240629972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/hz-adem-as-in-niyaz.html' title='Hz. Adem (a.s) in Niyâzı'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1086229542320048824</id><published>2010-01-11T20:44:00.006+02:00</published><updated>2010-01-11T20:53:20.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Bir Hadis-i Kutsi ~ Helâk eden 7 şey</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://thewallpaperhunter.com/photography/miscellaneous/images/candle-smoke-l.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 350px;" src="http://thewallpaperhunter.com/photography/miscellaneous/images/candle-smoke-l.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;Ebu Hureyre&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt; (Radıyallahu Anh) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;den rivayete göre, Resulullah&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt; (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; şöyle buyurdu: &lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;“Helâk eden yedi şeyden kaçının!&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt; (O zaman)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;: “Ey Allah’ın Resulü onlar nelerdir ?” diye soruldu. Buyurdu ki: “Allah’a ortak koşmak, büyü yapmak, haksız yere Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, harpten kaçmak ve bir şeyden haberi olmayan namuslu imanlı kadınlara iftira etmek.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;(Müslim, İman: 145, Buharî, Vesaya:23, Eyman:16, Edeb:6, Tıp:48, Hudud:44, Ebu Davud, Vesaya:10, Tirmizî, Buyu:3, Deavat:62, Tefsir, sure:4, Neseî, Kaseme:49, Ahmed İbn-i Hanbel:3/131, 495)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;foto: http://www.flickr.com/photos/rtv/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1086229542320048824?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1086229542320048824/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1086229542320048824&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1086229542320048824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1086229542320048824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/bir-hadis-i-kutsi-helak-eden-7-sey.html' title='Bir Hadis-i Kutsi ~ Helâk eden 7 şey'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3134374881526773165</id><published>2010-01-09T08:46:00.001+02:00</published><updated>2010-01-09T20:43:35.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Ba's (Yeniden Dirilme)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ba's (Yeniden Dirilme) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Öldükten sonra tekrar dirilmek" anlamına gelen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ba's&lt;/span&gt;, ahiret hayatının en önemli devrelerinden biridir. Kıyametin kopmasından sonra İsrafil (a.s.) sura ikinci defa üfürecek ve bütün canlı yaratıklar tekrar diriltileceklerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i sünnet inancına göre tekrar diriliş, hem beden hem de ruh ile olacaktır. Buna göre insan, öldükten ve çürüdükten sonra, Allah, onun bedenine ait aslî parçaları bir araya getirecek (veya benzerini yaratacak) ve ruhu buna iade edecektir. Kur'an-ı Kerîm'deki &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız. Onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe derilerini başka derilerle değiştiririz ki, acıyı duysunlar..." &lt;/span&gt;(en-Nisa 4/56) mealindeki ayet ile hesap sırasında insanın dil, el ve ayaklarının şahitlik yapacağını bildiren ayetler (en-Nur 24/24-25), yeniden dirilişin, ruh-beden birlikteliği ile olacağının delilleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim öldükten sonra tekrar dirilişi inkar edenlere karşı, yeniden dirilmenin aklen mümkün olduğunu ve mutlaka meydana geleceğini ısrarla vurgulamakta ve bu konuda şu delilleri ileri sürerek, bu gerçeği ispatlamakladır; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bir şeyi yoktan var edenin, onu ikinci defa var etmesi öncelikle mümkündür. Bu tür ispata örnek olarak şu ayetler verilebilir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek? diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir" &lt;/span&gt;(Yasîn 36/78-79). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden (sperm), sonra alakadan (aşılanmış yumurta), sonra organları önce belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz. Sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder. Yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür, ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin..." (el-Hac 22/5). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Zor bir şeyi yaratan, kolay bir şeyi elbette yaratabilir. Göklerin ve yerin yaratılması, insanın yaratılmasından daha zordur. Gökleri ve yeri yaratıp, onları bir şeye dayanmadan uzayda tutan Allah, insanı öldükten sonra tekrar diriltmeye şüphesiz kadirdir: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi?..."&lt;/span&gt; (el-Ahkaf 46/33). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca insanın ilk yaratılışı, ikinci yaratılışına göre daha zordur. İnsanı ilkin yaratmaya kadir olan Allah, onu ikinci defa yaratmaya daha çok kadirdir: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"O ilkin mahluku yaratıp sonra da tekrar diriltecek olandır ki, bu ona göre (birinciden) pek daha kolaydır..."&lt;/span&gt; (er-Rum 30/27). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Ölü bir durumda olan yeri canlandıran Allah, insanı da diriltebilir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Sen yeryüzünü de ölü ve kupkuru görürsün. Fakat biz onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman, o harekete gelir, kabarır, her çeşitten iç açıcı bitkiler verir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O ölüleri diriltir, yine O her şeye hakkıyla kadirdir. Kıyamet vakti de gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır" (el-Hac 22/5-7). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Bir şeyi zıddına çeviren onu benzerine çevirebilir. Mesela suyun bol miktarda bulunduğu yeşil ağaçtan ateşin çıkması, adeta imkansız iken, ateşi yeşil ağaçtan çıkaran Allah, insanı tekrar yaratabilir: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır"&lt;/span&gt; (Yasin 36/80-81). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber de (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çeşitli hadislerinde, öldükten sonra tekrar diriltme konusunda bilgi vermiştir. O bir hadiste şöyle buyurmuştur:&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; "insanın kuyruk sokumu kemiği dışındaki her şeyi, ölümünden sonra çürüyüp yok olacaktır. Kıyamet günü tekrar diriltme bu çürümeyen parçadan olacaktır" &lt;/span&gt;(Buharî, "Tefsîr", 39/3; Müslim, "Fiten", 141, 142). Yine bu konudaki hadislerde kıyamet gününde bütün insanların diriltileceği, kabirden de ilk defa Hz. Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalkacağı bildirilmektedir (Buharî, "Tefsîr", 39/3; İbn Mace, "Cenaiz", 58). Hz. Peygamber bir hadislerinde, insanların diriltilirken ilk yaratılışlarındaki gibi olacaklarını haber vermiş (Buharî, "Rikak", 45; Müslim, "Cennet", 55-59), bir başka hadiste de "Her kul, öldüğü hal üzere diriltilir" buyurmuştur (Müslim, "Cennet", 83).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3134374881526773165?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3134374881526773165/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3134374881526773165&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3134374881526773165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3134374881526773165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/bas-yeniden-dirilme.html' title='Ba&apos;s (Yeniden Dirilme)'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-529955239438732918</id><published>2010-01-08T08:27:00.002+02:00</published><updated>2010-01-08T08:33:50.405+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Mustafa İslamoğlu Sevenlerinin Tahammülsüzlüğü !</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mustafa İslamoğlu ve benzerleri gibi (Modern Şeyhlerin) sevenlerinin tenkit tahammülsüzlüğü!   &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa İslamoğlu veya benzerlerini sevenlerin onları tenkide tepki göstermeleri, kendi benliklerinin aşağılandığını düşündükleri içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira o mükemmel ilmi olan, etkileyici kalem sahibini anlayabilen biri olarak onun hakkındaki her söz, bu sevginin yerilmesi gibi algılanıyor onlarca. Dolayısıyla kendi kemalatlarına bir tenkit gibi düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki o ve o gibileri tenkid edenleri tenkid edenlerin ortak bir iddiası var, derler ki: her insan hata yapabilir! Hiç birinin şimdiye kadar &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;'siz şu şu hataları tespit ediyorsunuz onun hakkında; ama bu hata tespitleriniz hatalıdır'&lt;/span&gt; dediğini duymadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilakis &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;'siz nasıl böyle bir islam aşığına laf söylersiniz, siz anlamıyorsunuz onu, sizi aşıyor, o mükemmel, o bir numara v.s'&lt;/span&gt; gibi sloganlarla onu savunma temayülü söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz dikkatli bir gözle bakmak lazım yalnız, İslamoğlu'nda müthiş bir yetenek var;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Doğrudan söylense kesinlikle rahatsızlık verecek çoğu düşüncesini süslü sözlerin ve dolaylı anlatımların arkasına gizlemeyi başarabiliyor.&lt;/span&gt; Biraz da ilmi bir hava ile konuşunca, bilmeyen dikkatsiz bir göz, işiten samimi bir kulak hocaya hak vermek zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerini süsünden sıyırın. İlmi havaya temkinle yaklaşın. Sonra bakınız neler söylüyor aslında! Bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. Azcık salladığınızda ciddi ve tesir alanı geniş bir reformcuyla karşılaşıyorsunuz, çoğu kardeşimiz bu gerçeğin farkındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamoğlu bir isim. Şahsi bir meselemiz yok onunla. Bizler sahih ve muteber İslam geleneğine itimadı bağlılığı sarsmaya kalkacak her kalem sahibine aynı şekilde mukabele eder, tuzaklarını gösteririz. Bu bizim vazifemizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun bizde değil, ilmen reddettiğimiz şahıslarla şahsi meselemiz var gibi algılayanlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan da anlaşılıyor ki, aslında onu okuyanlar, ondan etkilendiğini söyleyenlerde bir birikim, ilim ve dahası aslında anlama melekesi yok, kuru bir kapılganlık ve fanatizm... &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir fan klüp havası... &lt;/span&gt;islamoğlu fanı tarzı topluca surat asmalar, dil çıkarmalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani o, onların -tenkit ettikleri lafızla-modern şeyhleri... O yanılmaz, o hata etmez, o asla tenkid edilemez... Sürekli bu var dillerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf literatüründeki şeyhin hata yapması mümkündür, yanılması da... Dolayısıyla sürekli istiğfar ile meşguldürler. Daima müjdelenen asırlardaki ulemanın sözleri ile konuşmaya özen gösterirler ki, onların hatalarında dahi ümmete bir rahmet söz konusu. Şahıslarına davet etmezler, benliklerini öne çıkarmazlar, bin sene önce onların yolunun yolcuları ne demişse onu derler. Sözlerinde bir kıvırma, kalbe rahatsızlık veren bir husus bulamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Onlar niye hatalı söz söyleyemiyor anlaşıldı mı şimdi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira onların sözleri kendilerine ait değil... Bin küsür senedir pişmiş üstü pişmiş sözleri söylüyorlar. Milyarlarca insanın tabi olduğu sözü söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları bir hatada bulamayınca, öfkelenenin neyi ile öfkelendiğini buradan çıkarabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu Amerikan çiçek gençleri gibi asiliği televizyondan talim etmiş fikir çelik çomağı oyunu ile vakit geçirenlere cazip gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zatların onların &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“ene”&lt;/span&gt;lerine bir faydası olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“ene”&lt;/span&gt;yi bilakis sıfırlatma adına sözler, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“ene”&lt;/span&gt;si tavan yapmış birinde ne işe yarar ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebeple cumhurun yolu, ilgilerini çekmiyor içi isyan dolu, egoist, kendisi ile kavgalı, gözü sürekli başkasının hayatında, hesapçı, plancı, kinci taifenin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların şeyhine laf mı söylüyorsun!?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni ve avaneni - kızgınlık anında ağızdan saçılan tükürükte- boğarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bunların çoğu zeki geçinir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bilirim ben anlarım havalarındalardır tarafını seçmeyi bilemeyen, çukurunu kazan, cehennemine asfalt döşeyen bir insanın zekasının adı başka şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ’nın ümmetin yolunu yol edin, ümmetin umumunun yolu sizi yanıltmaz tarzı emr ve tavsiyelerini algılayamayan, şerefli hayatları ile örnek olmuş zatların eserlerine rağbet etmeyenlere ne laf anlatacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ, Hakkı Hak, Batılı batıl bilenlerden; Hakka uyup batıldan kaçanlardan eylesin. Bu din ilmidir. Kimden öğrendiğimize dikkat edelim. Canımızı koruduğumuz gibi dinimizi de koruyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunu okurların iki ayrı tepkisi olacak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sinirden çatlayanlar ve iz'an ile okuyanlar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah akıl nasib eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Hak-Dilaram İsmail Arslan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mustafaislamoglunareddiye.wordpress.com"&gt;&lt;u&gt;M. İslamoğlu'na İlmî Reddiyeler İçin Tıklayın!&lt;/u&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-529955239438732918?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/529955239438732918/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=529955239438732918&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/529955239438732918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/529955239438732918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/mustafa-islamoglu-sevenlerinin.html' title='Mustafa İslamoğlu Sevenlerinin Tahammülsüzlüğü !'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1239415019313248405</id><published>2010-01-07T18:14:00.005+02:00</published><updated>2010-01-07T18:25:04.695+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Menkıbe ve Hikayeler'/><title type='text'>Bu suya pislik karıştırma!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://th03.deviantart.net/fs4/300W/i/2004/227/d/a/Water_Drop___.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 381px;" src="http://th03.deviantart.net/fs4/300W/i/2004/227/d/a/Water_Drop___.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiblî hazretleri bir gün Hicaza gitmek için yola çıkar, yolu Bağdat’tan geçer. O zamanın halifesi Hârun Reşid, Şibli hazretlerinin Bağdat’a geldiğini duyar. “Biz mi ziyaretine gelelim yoksa o mu bizim sarayımıza şeref verir?” diye haber gönderir. Şiblî hazretleri biz halîfenin yanına geliriz der. Ve saraya gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halîfe, Şiblî hazretlerine, “Bana bir nasihat eder misiniz efendim” der. Şibli hazretleri de “Bana bir bardak su getirin” der. Halîfeye, “Eğer çölde susuz kalsanız, ölmek üzere olsanız, biri elinde bir bardak su ile çıkıp gelse, dese ki bu bir bardak suyu sana veririm ama servetinin yarısını isterim, verir misin? Halîfe düşünür ve elbette veririm der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiblî hazretleri, “Peki bu suyu içtin, çıkaramıyorsun [vücudundan dışarı çıkmıyor, bir hastalık var], bir doktor gelse, ben o suyu dışarı çıkarırım fakat servetinin diğer yarısını isterim, verir misin?” Hârun Reşid düşünür ve "elbette veririm" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiblî hazretleri, “O halde bir bardak su bile etmeyen servetine güvenme“ der. Halîfe ağlamaya başlar. "Bana bir nasihat daha eder misiniz?" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiblî hazretleri, “Siz suyun başındasınız, Allâh-ü teâlâ Peygamber efendimizden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beri akıp gelen bu İslâmiyet suyunun bekçisi olmayı size nasip etti, bu suya pislik karıştırma, karıştırılmasına da müsâade etme, bid’at karıştırma onu tertemiz olarak koru.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1239415019313248405?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1239415019313248405/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1239415019313248405&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1239415019313248405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1239415019313248405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2010/01/bu-suya-pislik-karstrma.html' title='Bu suya pislik karıştırma!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3386746119868364086</id><published>2009-12-29T20:26:00.001+02:00</published><updated>2009-12-29T20:28:09.193+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>YILBAŞI (NOEL)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; YILBAŞI (NOEL)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Önümüzde hepinizin malumu “Yılbaşı” bir adı da “Noel” olan bir gece var. Yine bir çokları, bayram havası içinde yılbaşı kutlamaları yapacak. Atalarımız “Yaş kesen baş keser” demiş olmasına rağmen, çamlar kavaklar kesilip, su gibi içki tüketilecek, hindiler kazlar yenilecek, danslar balolar yapılacak ve noel yortusu kutlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bir de piyango illeti var ki, sorma gitsin. Alnı secdeli olan, helale harama dikkat eden bile, yılbaşında milli kumarbaz oluyor. Ümitler piyango biletine bağlamış. Bir çoğu “büyük ikramiye belki bana çıkar” ümidiyle hayal kurup duruyor. Altında son model arabalar, triplex villalar, yatlarda kotralarda eğlencenin her türlüsü, adam zenginlik hayaliyle çekilişe kadar avare gibi dolaşacak. Tabii ki sonunda avucunu yalayacak, cehennem alevi de onu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Kısaca, bu yılbaşı kutlamalarının tarihçesine bir göz atacak olursak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Noel ya da yılbaşı kutlamaları bir Hıristiyan geleneğidir. Onların bile henüz aralarında mutabık olamadıkları tarihi kesin belli olmayan bir kutlamadır. 16 yy.’dan beri süregelen bu kutlamalar, batının büyük bir bölümünde 24 Aralık olarak benimsenmiştir. Ermeniler bu tarihi 6 Ocak kabul ederlerken, Ortodoks kilisesine göre ise bu tarih, İsa (Aleyhissalam)ın vaftiz tarihidir. Ancak tüm bunlara rağmen yılbaşı kutlamalarının büyük bir kısmı 1 Ocakta kutlanmaktadır. 24 Aralık olarak benimsenmesinin sebebine gelince şöyle anlatılmaktadır:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Hz. İsa (Aleyhissalam)ın doğumundan yaklaşık 350 yıl sonra Roma’da ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Roma İmparatorluğunun her yerinde güneşe tapılıyordu. O zamanın Roma İmparatoru Güneşperestlik ile Hristiyanlığı birleştirerek kendilerince Güneş tanrısının doğum günü olarak kabul ettikleri 25 Aralık tarihini, Hz. İsa (Aleyhisselam)’ın doğum günü olarak kabul etti. Çünkü 24 Aralık’a kadar günler kısaldığı için, güneş biraz daha erken batıyor ve senenin en kısa günleri yaşanıyor. İşte güneşe tapanlar, Tanrı kabul ettikleri Güneş, her geçen gün biraz daha erken kendilerini terk edince buna üzülüyorlardı. Amma 25 Aralıktan sonra günler tekrar uzamaya başlayınca, tanrıları kendileriyle kalmaya razı olmuş ve yeniden doğmuş olduğuna inandıklarından çok mutlu olurlar ve bunu dans, içki, coşku, ağaçlandırma, ışıklandırma gibi eğlenceler tertip ederlerdi. Bu sebeple 24 Aralık 1 Ocak tarihlerini tatil ve eğlence günleri olarak yaparlar. Böylece domuz başı, kaz kızartması ve hindi yemeyi gelenek haline getirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Öyleyse bir müslüman, ne dinine, ne örfüne ve an’anesine, ne de kültürüne uymayan, bizimle uzaktan yakından hiçbir alakası olmayan bu yılbaşını ne diye kutlasın. Bir Hristiyan, Ramazan ayında bizim gibi oruç tutup, bayram yapıyor mu? Veya Kurban bayramında, bizim gibi Kurban kesiyor mu? O halde bize ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Fıkıh kitaplarında geçtiği üzere bir kişi namaz kılarken ateşe, aleve karşı kılamaz. Niçin? Ateşperestlere benzememek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Özellikle Hanefi mezhebine göre üç vakitte namaz kılmak caiz değildir. Güneş doğarken, zevalde iken, batarken. Niçin? Güneşperestlere benzememek için.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Senin ibadetini yaparken dahi başkasına benzemeye müsaade etmeyen, cevaz vermeyen Din-i Mübin-i İslam, eğlenceni benzetmene cevaz verir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Şu meşhur kıssayı bilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bir gün papaz kilisenin bahçesinde otururken, bir kuş geliyor ve kilisenin bahçesinde uçmaya başlıyor. Derken bu kuş ne yapsa iyi... Gidiyor kilisedeki Haç’ın üzerine pisliyor. Bu duruma çok içerleyen papaz, kuşa hitaben ibret verici şu lafı söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-         Ey Kuş! Eğer müslüman kuşuysan, kilisede ne işin var? Yok eğer Hristiyan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuşuysan Haç’a niye pisliyorsun?! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Uyanık olalım, kudsî ve millî değerlerimize sahip çıkalım. Halimiz Ömer Hayyamın bir şiirinde ifade ettiği ne idüğü belirsiz bir müslüman tarzına dönüşmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bir elde kadeh, bir elde Kur’an, Bir işimiz helaldir bir işimiz haram&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Şu yarım yamalak dünyada, Ne tam kafir olduk ne de tam bir müslüman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Müslümana yakışır şekilde hareket etmeli ve yaşamalıyız. Gelecek yıl içindeki sıhhati mutluluğu ve saadeti bir takım ahlaksızlıklarda değil, Allah’a ibadette, taatte, Ona dua ve niyazda aramalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Fî Emanillah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;"Sen Hıristiyan mısın?" diye sorsan darılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                   Ama yılbaşında hindi, kaz yemesine bayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                   Çam deviren hindici, nasıl mü'min sayılır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                   Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                   "Batı, batı" diyerek, eyvah hep batıyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                   Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                   Yapılır milletime Frenkçe türlü aşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                  Buna, ağlar ağacı, hem toprağı, hem taşı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                  Müslümanız onlarla, Noel de yapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                  "Batı, batı!" diyerek, eyvah hep batıyoruz!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3386746119868364086?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3386746119868364086/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3386746119868364086&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3386746119868364086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3386746119868364086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/yilbasi-noel.html' title='YILBAŞI (NOEL)'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2327711251322562373</id><published>2009-12-29T20:13:00.003+02:00</published><updated>2009-12-29T20:21:01.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Sünnetin İslâm'daki Yeri ve Önemi Nedir?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SzpIfklTaFI/AAAAAAAACUo/Hf9oi6QuQhI/s1600-h/Sonsuz_Nur___Muhammed_s_a_v__by_hudabi.png.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SzpIfklTaFI/AAAAAAAACUo/Hf9oi6QuQhI/s320/Sonsuz_Nur___Muhammed_s_a_v__by_hudabi.png.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420724808727095378" /&gt;&lt;/a&gt;Sünnet İnkârcılarına Cevap; SÜNNET’İN İSLÂM’DAKİ YERİ VE ÖNEMİ&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’ân’daki İslâm, "Kur’ân Müslümanlığı" ve "Kur’ân’a dönüş" gibi benzer sloganlarla sünnet ve hadis kabul etmeyip inkar eden, Müslümanların kafasında da bu konuda bir takım şüphe ve istifhamlar oluşturmaya çalışan sünnet inkârcılarına karşı, seneler evvel reddiye mahiyetinde birkaç makale yazmıştım. Şimdilerde yine siz kardeşlerimizden bu konuda pek çok sorular alıyor ve sünnetin önemi hakkında, Arifan Dergimizde de bir yazı kaleme almamız husûsunda taleplerinizle karşılaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizlerin de âcizâne gayret ve arzusu; Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat i’tikadı doğrultusunda hareket edip, elimizden geldiğince bu sapık fikirlere karşı gerekli ilmî müdafaanın yapılması ve bu yanlış görüş sahiplerine aldanılmamasıdır. Dolayısıyla, ehemmiyetine binâen sizlerin bu yöndeki taleplerinize hassâsiyetle yaklaşarak, sünnet ve hadis münkirlerine reddiye mahiyetindeki yazımı inşallah tekrar kaleme alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhterem Okurlarım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ilimler vardır ilaç gibidir, insanın sıhhat ve âfiyeti için zarûrîdir. Bazı fikirler de vardır ki maalesef zehir gibidir; insanın mânevî hayatına kasteder, öldürür, dünya ve âhiretini berbat eder. Onun için bu gibi fikirlere son derece dikkat etmek, bu tür görüş sahiplerinden de son derece sakınmak lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın mânevî hayatını berbat edecek bu zehirli fikirlerden biride, Hadis ve Sünnet kabul etmeme hastalığıdır. Bu tehlikeli hastalığa yakalanmış olan güruh; "Kur’ân Müslümanlığı" ve "Kur’ân’daki İslâm" türünden bir takım sloganik ifadeleri ağızlarına pelesenk edip adeta vird haline getirmişlerdir. Sadece Kur’an’ın yeterli olabileceği fikrini hararetle savunup sünnetsiz İslâm arayışı içine giren bu zevat, her konuda bir âyet ararlar ve âyet dışında kendilerini bağlayan başka bir "La raybe fîh" delilin bulunmadığını ileri sürerler. Tabi her lafın başında bunların "Kuran" dediklerini duyan da onları Kur’an gönüllüsü, Kur’an sevdalısı zanneder. İyi de, hem Kur’an’da bulunan: "Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının." (Haşr: 7) gibi, sünnete delâlet eden bir takım âyetlere rağmen sünneti inkar edeceksin, hem de Kuran sevdalısı olacaksın bu mümkün olabilir mi?.. Sıradan bir kitabı size hediye eden birine bile teşekkür edip minnet ve şükranlarınızı iletiyorsunuz. Çünkü böyle yapmak bir insanlık icabıdır. Hal böyleyken, Hz. Kur’an gibi dünya ve âhiret saadetinin reçetesini sunan o yüce kitabı bizlere getiren Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)e bırakın teşekkür etmeyi, O’nun sünnetini dahi inkar edip devreden çıkarmaya çalışmak, acaba nasıl bir insanlık icabıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis ve Sünnet kabul etmeyip sadece "Kuran Müslümanlığı"ndan söz etmek, aslında yeni ortaya çıkan bir görüş değildir, bu görüş asırlardan beri vardır ve eksik olmamıştır. Ama bu tür fikirler şimdi olduğu gibi her zaman azınlıkta kalmış, marjinal guruplar tarafından kabul görüp sahiplenilmiş ve ortaya sürülmüştür. Ve tarih yine tekerrür etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki; Sünnetin delil olduğunu inkar edip, sadece Kur’an’la yetinmek gerektiğini iddia eden bu fâsid görüş sahiplerinin maksadları farklı farklıdır. Dolayısıyla evvela bu fâsid görüşün nereye dayandığı, nereden çıktığı ve bunların kimler olduğu husûsunda bir tasnif yaptıktan sonra, asıl konuya girmek gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tâifeyi pek çok guruplara ayırmak mümkündür, fakat biz bunları genel olarak iki guruba ayıralım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Gurup; Müslüman oldukları veya müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, sünneti kabul etmeyip aleyhinde olanlardır ki bunlar, Hz. Ali (Radıyallahü Anh)ın hilâfeti döneminde ortaya çıkan "Hâriciler" tâifesidir. Bu tâife "Hüküm yalnızca Allah’ındır" (Yusuf: 40) âyetini ele alarak, böylesine doğru bir hükümden, yaptıkları tevillerle yanlış anlamlar çıkardılar ve bu âyeti kerimeyi istismar ederek Hz. Ali (Radıyallâhü Anh) ve Hz. Muâviye (Radıyallâhü Anh) arasında vukû bulan Sıffin savaşında, her iki taraftan da harbe katılan sahâbenin adaletini, dolayısıyla onlardan gelen rivâyetleri bütünüyle reddettiler. Hatta daha da ileri giden bu sapık tâife, Ashâb-ı Kirâm’ı (Hâşa) küfürle itham etme ahmaklığını gösterdiler. Bunun sonucu olarak onların bu bâtıl iddialarına göre, hadîsi şerifler (Haşa) kafir olan bir topluluğun rivâyetleri olduğu için, hiçbirini kabul etmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Gurup ise; Batılı müsteşriklerin bâtıl görüşleri ve İslâm dışı cereyanlardır. Bu gurup aslında sadece sünnete değil, temelde her şeyiyle İslâm’ın bizâtihi kendisine karşıdır. Bunların esas amacı; Müslümanların zihnine şüphe tohumları atmak, İslâm toplumlarının arasına fitne sokup onların birlik ve berberliğini yok etmektir. Evet ellerinden gelse bunu hemen yapacaklar, fakat karşılarında en büyük engel olarak bu Dîn’in Bânisi Muhammed Mustafa (Sallallah Aleyhi ve Sellem)’i buluyorlar. Öyleyse yapılacak şey, ilk adım olarak bu engeli ortadan kaldırmak ya da en azından O’nun ümmet nezdindeki sarsılmaz otoritesine gölge düşürmek… Fakat, bunu yaparken direk olarak o yüce şahsiyetin kendisini hedef alsalar foyaları meydana çıkacağından, saldırılarını O’nun şahsı üzerinden değil de, Sünnet ve Hadis üzerinden yapma yolunu seçmişler. Bu arada, az önce bahsettiğimiz birinci gurubun tavrından da faydalanıp, bir takım sûnî tartışmalarla müslümanları sünnet hakkında şüpheye düşürme gayreti içine girmişlerdir. Böylece Sünneti Nebeviyye’yi sıfırlayarak, akıllarınca böyle bir yöntemle Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)i devreden çıkaracaklar. Peki sonra ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm âlimlerinin Kur’ân’ın tefsîri olarak kabûl ettikleri "Sünnet sorununu" güya bu şekilde hallettikten ve bu engeli ortadan kaldırdıktan sonra sıra ikinci adıma, yani Kur’ân’a gelecek!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi Kur’an’ın gerçek yorumu olan sünnet devre dışı bırakılınca da, bu gürûhun işleri artık kolaylaşmış olacak. Bundan sonra yapılacak iş; Kur’an’ın kendi arzularına göre yeniden yorumlanması ve tevil edilmesi… Bu dinsizleştirme operasyonunu yaparken de hem foyalarının meydana çıkmaması, hem de gayet samimiymiş havası vermek için gayet şirin bir de isim bulmuşlar; "Kur’ân’a dönüş", "Kur’an İslamı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu maksatlarla işe başlayan bu güruh; Kur’ân’ı rahatça nefislerine uydurabilecekleri zehâbına kapılarak, İslâm beldelerinde ehl-i îmânın akîdesini bulandırma gayreti içine girmişlerdir. Peki Müslümanlar içinden de bu oyuna alet olanlar yok mu? Elbette var! Bazıları cehâleti, bazıları da bir takım menfaat ve çıkarları sebebiyle, her ne kadar bu zehirli fikrin rüzgarına kapılmış olsalar da, bu Hadis inkarcıları inşallah umduklarını bulamayacak ve avuçlarını yalayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Din, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde asırları aşıp bu güne dek nasıl sapasağlam geldiyse, kıyâmete kadar da öylece devam edecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadîs-i Şerifleri, güya sıhhatinden şüphe ettikleri için kabul etmeyen ve "Bize Kur’an yeter" diyerek sadece Kur’an’ın delil olduğunu iddia eden bir takım kimseler, her ne kadar hadis kabul etmiyorlarsa da, işlerine gelince zayıf hadisleri bile kabul ederler. Mesela; ağızlarından düşürmeyip bu fikirlerine delil olarak ileri sürdükleri bir Hadîs-i Şerif vardır. Şimdi bu Hadîsin değişik tariklerle gelen bir iki rivâyetini ve Hâdis âlimlerinin, bunların senetleri hakkındaki görüşlerini sizlere arz edeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Size Benden bir hadis geldiğinde bunu Kur’an’a arzedin. Eğer bu hâdisle ilgili Kur’an’da bir asıl buluyorsanız hadîsi alın, bulamıyorsanız onu reddedin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis inkarcılarının cankurtaran simidi gibi sarılıp kendilerine delil olarak aldıkları bu hâdis-i Şerif hakkında Ukayli (Rahimehullah); "Bu hadîsin sahih isnadı yoktur" der. Sağanî (Rahimehullah) ise "mevzûdur" der. (Şevkani, el-Fevaidu’l-Mecmua 278, 291, el-Mekasidu’l-Hasene 36, Keşfu’l-Hafa No: 220, Mecmeu’z-Zevaid I/170)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bu manada zikredilen bir başka Hadîs-i Şerif’te: "Bazı insanlar olacak, benden Hâdis rivâyet edecekler. Size bir kimse hâdis rivâyet ettiğinde bu Kur’an’a muvafıksa onu Ben dedim. Kur’an’a muvafık değilse onu Ben demedim." buyrulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmâm-ı Beyhaki bu hadisle ilgili olarak: "Bu zayıf bir isnaddır, böyle hadislerle delil getirilmez." der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbnu Main, bu hadîsi rivâyet eden Hüseyin b. Abdillah b. Dumeyre için "Sika ve güvenilir birisi değildir" demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmâm-ı Buhârî de bu kişi için: "Hâdisi münkerdir, kendisi zayıf biridir" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Zura ise "Hadisi kıymet takdir edeceğim hiçbir ölçüde değil" demiştir. (Mizanu’l-İ’tidal: II/302, Buhari, er-Tarihu’l-Kebir:IV/291) Bu hadisin diğer râvisi olan Bişr b.Numeyr içinde "sika değildir." denilmiştir. Bu Hadis başka tariklerle de rivâyet edilmiştir, lakin İmâm-ı Beyhaki bu rivâyetler için: "Bunların hepsi zayıf rivâyetlerdir." demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte muhterem okurlarım; bu hadis inkarcıları işlerine gelince, Hadis âlimlerinin kesinlikle delil kabul etmedikleri zayıf isnadlara bile sıkı sıkıya yapışırlar. Ama işlerine gelmedi mi Hadis sahih de olsa, en muteber Hâdis kaynaklarında da yer alsa inkar ederler. Bundan anlayacağımız üzere, bunların derdi kesinlikle üzüm yemek değil maalesef bağcıyı dövmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de sizlere Hâdis âlimlerince sahih kabul edilen ve muteber Hâdis kaynaklarında geçen bir başka rivâyeti nakledeyim. Bakın Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) "Kur’an bize yeter" diyenler hakkında asırlar öncesinden ne buyuruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şunu kat-i olarak biliniz ki; Bana Kur’an ile birlikte, onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin ‘Bize Kur’an yeter! Onda helâl olarak ne görmüşseniz onu helâl, neyi de haram görmüşseniz onu da haram kabul ediniz.’ diyeceği zamanlar yakındır. Bilin ki, Allah Resûlü’nün haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir." (Ebu Davud, Sünnet: 6, Tirmizî, İlim: 10, İbni Mâce, Mukaddime: 2, Dârimî, I, 117)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhterem okurlarım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), bu gibi kimseleri haber verirken özellikle; "Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin ‘Bize Kur’an yeter!" diyeceklerini, tasvir ederek beyan etmesi, ne kadar taaccübe şâyan değil mi? Günümüzde müctehid geçinen ilâhiyat patentli bir takım zevâtın, televizyon kanallarında arzı endam ederek koltuklarına kurulmuş vaziyette "Bize Kuran yeter" dediklerini görünce, inanın aklıma hemen bu Hadîs-i Şerif geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla söze ne hâcet. Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) asırlar öncesinden, nübüvvet dürbünüyle bakarak bu günleri müşahede edip bizlere haber vermiş ve bu tâifeyi gayet net bir şekilde tasvir ederek gözlerimizin önüne bir tablo gibi sermiştir. Tâ ki bunlar bilinsin ve Ümmeti Muhammed bu fitnelerden sakınsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlâ Teâlâ bu tür fitnelerden bizleri muhâfaza buyurup Ehli Sünnet i’tikâdından ayırmasın. Amin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fî Emanillah!&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Mustafa Özşimşekler&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2327711251322562373?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2327711251322562373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2327711251322562373&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2327711251322562373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2327711251322562373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/sunnetin-islamdaki-yeri-ve-onemi-nedir.html' title='Sünnetin İslâm&apos;daki Yeri ve Önemi Nedir?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SzpIfklTaFI/AAAAAAAACUo/Hf9oi6QuQhI/s72-c/Sonsuz_Nur___Muhammed_s_a_v__by_hudabi.png.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8292020385590797918</id><published>2009-12-22T19:45:00.002+02:00</published><updated>2009-12-23T12:16:56.891+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Yılbaşı kutlayan müslümanlar, İslamda yılbaşını kutlamak, Yılbaşı eğlenceleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SzHdukgYoQI/AAAAAAAACUg/yKc28y8e0tY/s1600-h/noele+hayir.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SzHdukgYoQI/AAAAAAAACUg/yKc28y8e0tY/s400/noele+hayir.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418355618846646530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;YILBAŞI TOPLUMSAL BİR İSYANDIR !&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;31 Aralık perşembe gününü, 1 Ocak cuma gününe bağlayan gece, yılbaşı gecesidir. Yılbaşı kutlamaları denilince de eski yılın sona erip, yeni yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte, bunun hıristiyan batının noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki, bu günde yapılan içkili, kumarlı eğlencelerin gerçek hıristiyanlıkla hiçbir alakası yoktur. Beşeriyetin ıslâhı için Allâh-u Teâlâ tarafından gönderilmiş ilâhi bir din; Peygamberin doğum yıl dönümünün bu şekilde kutlanmasına müsaade eder mi? İçkili, kumarlı ve insanı küçük düşüren zevklerin terennüm edildiği kutlama törenleri, İlâhi bir dinin esaslarıyla bağdaşabilir mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz müslümanlar da Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin doğum yıldönümünü kutluyoruz. Amma mübarek bir gece olarak, Mevlid Kandili olarak...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden aslında yılbaşı ve noel'in hıristiyanlıkla da, Hz. İsa (Aleyhisselâm) ile de hiçbir alakası yoktur. Eğer olsa idi; yılbaşı gecelerinde kiliselerde ayinler yapılır, bu gece bir çılgınlık havası içinde değil, bir takdis havası içinde kutlanırdı. Hz. İsa (Aleyhisselâm) ile bu gecenin sefahat, isrâf ve çılgınlığının ne alakası olabilir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsa (Aleyhisselâm)ı biz de severiz. O'nun ve diğer bütün Peygamberlerin peygamberliğine inanmak, İslâmiyetin îman esaslarındandır. Çünkü, İslâm akidesine göre: "...Allâh-u Teâlâ'nın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız..." &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;1&lt;/span&gt; Ancak bir Peygambere saygı, O'nun doğum yıldönümüne hürmet de, Allâh-u Teâlâ'nın emirleri ve dinî ölçüler içinde olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dinimizde noel ve yılbaşı kutlamalarının yeri yoktur. Bu yılbaşının biz Müslümanlar için, resmi ve milletlerarası bir takvim başlangıcı olmak ilgi ve alâkasından başka hiçbir kıyamet ve değeri asla yoktur. Biz Müslümanlar için muharrem ayının birinci gecesi: Yılbaşı gecesidir. İslâm'da yeni yıl, Muharrem ayının birinci günü ile başlar. Fakat, maalesef Müslümanların büyük kısmının haberi bile olmaz.&lt;br /&gt;Bu bakımdan toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda ‘’yılbaşı kutlaması’’ adı altında düzenlenen eğlence toplantıları ise, hiçbir kültürel ve geleneksel temele sahip değildir.    &lt;br /&gt;Bu bakımdan hıristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları, Batı’nın körü körüne taklit edilmesinin veya hıristiyan Batı’nın kültür ihrâcının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili olarak yapılar tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanır.&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Müslümanlara; diğer dini topluluklara göre farklı bir kimlik bilinci ve kültür değerleri manzûmesi kazandırmak için gayret ettiği ,bu uğurda saç-sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme âdabı da dahil pek çok konuda tavsiyede bulunduğu düşünülürse, yılbaşı kutlamalarının, sıradan kutlama olarak kabul edilmesi ve tabî karşılaması mümkün olmaz. Aksine, yılbaşı kutlaması, noel ağacı süslemesi, noel babanın hediye bırakması gibi âdetler, toplumumuzda kültürel tahribata ve kimlik bunalımına yok açmakta, yeni yetişen kuşakları kendi öz değerlerinden koparıp, batının hayat tarzına alıştırmakta, sonra da onların değer ve inanç esaslarına sıcak bakmaya ve giderek onları benimsemeye götürebilmektedir. Böyle olunca, Müslüman toplumların bu tür âdetler yerine, kendi kültür ve değerlerinden kaynaklanan alternatif program ve faaliyetler geliştirmesi ve yaşatması ayrı bir önem kazanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kur'an-ı Kerim, Müslümanlara ısrarla birlik ve bütünlük içinde olmalarını, müşrik ve gayr-i müslimleri dost edinmemelerini, onlarla gayri İslâmî bir kültürün etkisi altında kalmayı kaçınılmaz kılacak şekilde sıkı bir ilişkiye girmemelerini emretmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost ve idareci edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar, birbirinin tarafını tutarlar. Sizden kim onları dost ve idareci edinirse, o da onlarlandır. Şüphesiz Allah, zâlimler toplumuna yol göstermez, onları hidâyete erdirmez."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;2&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Yahudiler ve hristiyanlar da; sen onların dinlerine uymadıkça asla senden razı olmayacaklardır. De ki: "Allâh-u Teâlâ'nın yolu, doğru yolun ta kendisidir. Yemin olsun ki, sana ilim geldikten sonra, eğer sen onların arzularına uyacak olursan, senin için Allâh-u Teâlâ'dan ne bir dost ve ne de bir yardımcı vardır."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;3  &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; (...)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Ömer (Radıyallâhu anh)dan rivâyete göre Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: "Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;7 &lt;/span&gt;buyurmuşlardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka Hadîs-i şerifte ise: "Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudilere ve hristiyanlara benzemeyiniz..."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;8&lt;/span&gt; buyurmuşlardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu iki hadîs-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şeklî benzeşmenin, sonuçta i'tikâdî benzeşmeye götüreceğini anlatır. Mağluplar, galipleri taklid etme psikolojisini yaşarlar. İnsan ancak sevdiğini, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklid eder. Şeklî taklid, i'tikâdî taklide götürür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dinimiz İslâmiyet; güneş doğarken, zevâlde iken ve batarken namaz kılmayı yasakladığı gibi, ateşe karşı namaz kılmayı da yasaklamıştır. Bunun sebebi de, güneşe tapan ve ateşe tapınan milletlere benzemememizi temin etmektir.&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;9&lt;/span&gt; Bakınız: Dinimiz ibadet hususlarında bile gayr-i müslimlere benzemeye müsaade etmemektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, ümmetinin kendi varlığını muhafaza etmesini emredip, taklitçilik derekesine düşmeyi menetmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen bu hastalık yüz göstermiştir. Zaten Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, kendi ümmetinin şirkten, kâfirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesad ve isyan gibi bütün kötü yollarda taklid edeceklerini bir mûcize olarak haber vermiştir. Ebu Sâid (Radıyallâhu anh)dan rivâyete göre Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: "Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar daracık keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tabî olacaksınız." Ebu Sâid (Radıyallâhü Anh) diyor ki: Biz: "Ya Resûlellah! Bu ümmetler yahudilerle hristiyanlar mı? diye sorduk. Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: "Onlardan başka kim olacak!..."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;10&lt;/span&gt; buyurdu.   (...)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gayr-i müslimlerin bayramlarında sevinmek, onların kutsal saydığı günleri kutlamak, onların adetlerine uymak, onlara benzemek kesinlikle câiz değildir, büyük günahlardandır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enes b. Malik (Radıyallâhü Anh) dan rivâyete göre, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Mükerreme'ye hicret ettiği zaman, Medinelilerin eğlenip oynadıkları iki günleri vardı. Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Bu günler ne oluyor, neyin nesidir?" diye sorduğunda, Medineliler:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Biz cahiliyet devrinde bu günlerde eğlenip oynardık Ya Resûlellah! dediler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: "Muhakkak ALLAH size o iki gün yerine, onlardan daha hayırlı iki bayramı lutuf olarak vermiştir. Biri Fıtır, Ramazan Bayramı, diğeri Kurban bayramıdır."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;11&lt;/span&gt; buyurdular.    (...)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanın, bir başka dinin şiârı yani alâmet-i farikası olan bir fiili, kendi irâdesi ile yapması küfürdür. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fukahâ: "Mecûsilerin bayram kabul ettikleri günlerde hediye vermenin câiz olmadığı, verilen bu hediye bugünlere tâzim kasdı bulunduğu takdirde küfre, kâfirliğe düşüleceği fetvasını vermişlerdirç Hanefîlerden Allâme Ebu Hafs şöyle der: Müslüman bir kimse, Allâh-u Teâlâ'ya elli yıl ibadet etse, sonra bir müşrikin bayramını tebrik, tâzim maksadıyla bir yumurta verse, muhakkak kâfir olur ve ameli de mahvolur. Aynı gün, herhangi bir tâzim kasdı bulunmaksızın, insanların normal adeti üzerine bir Müslümana hediye verse, kâfir olmaz. Fakat şüpheyi yok etmek için bunu, o günden önce veya sonra vermesi gerekir. O müşriklerin herhangi bir bayram günlerinde, önceleri satın almadığı bir şeyi satın alsa, eğer bununla tâzim kasd etmiş ise kâfir olur. Yok, tâzim maksadı bulunmadan, sadece yemek, içmek ve zevklenmek için satın alırsa kâfir olmaz."&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;13&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, arzedilen bütün bu âyet-i kerime, hadîs-i şerif ve fetvâlar; gayr-i müslimlerin noel ve yılbaşı bayramlarını kutlamak için onlardan kat kat fazla aşırılıklarla hazırlanan, adeta yarışa giren günümüz Müslümanlarının kulaklarını çınlatmalıdır, kulaklarına küpe olmalıdır. Allâh-u Teâlâ hidâyet versin. Amin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bize düşen doğru yolu göstermektir. Kümseyi tuttuğu yoldan zorla döndüremeyiz. Bu, devletin görevidir. Ama biz doğruyu hatırlatıyoruz. Buna dinen de mecburuz. Çünkü sorumluyuz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin şu benzetmesine iyi kulak verelim: Bir gemiyi paylaşan ve bir kısmı üstte, bir kısmı altta bulunan insanları düşünün. Altta bulunanlar su ihtiyaçlarını karşılamak için gemiyi delmek istediklerinde, üsttekiler buna mani olmazlarsa gemi batar ve hepsi birden boğulur; eğer mani olurlarsa hepsi de kurtulur.&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;14   &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;(...)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte bu duygu ve düşünce ile diyoruz ki: Hıristiyan gibi yılbaşını kutlamak, yılbaşı eğlenceleri tertiplemek, millî ve dinî değerlerimizi yaralar. Cemiyet ahlakımızı bozar. Dinsizlik ve mânevî yoksulluğu arttırır. Bu hIristiyan geleneğinin yurdumuza yılbaşı kutlaması adıyla gün geçtikçe yayılması, rağbet duyması ve özel teşvik görmeye başlaması milletimiz, vatanımız için hiç iç açıcı değildir. Çünkü milletler, dinî inançları ve milli örf ve adetleriyle tanınırlar ve onlarla yaşarlar. Dün hıristiyanlığın şu geleneğini, bugün de bu geleneğini alırsak, aldığımız her gelenek milli bir geleneğimizi yıkar, onun yerine oturur. Bu ise çok şeyler kaybettirir. Elimizdeki nimetlerin elimizden gitmesine sebep olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Dipnotlar -&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1 - Bak. Bakara Sûresi: 285, 136&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2 - İskilipli Mehmet Atıf, Frenk Mukallitliği ve Şapka, 4&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3- Mâide Sûresi: 51&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7- Kafirun Sûresi:6&lt;/p&gt;&lt;p&gt;8 - Hud Sûrei:113&lt;/p&gt;&lt;p&gt;9 - Ebu Davud Libas:5&lt;/p&gt;&lt;p&gt;10- Tirmizi, İsti'zan:7&lt;/p&gt;&lt;p&gt;11- Alemgir, el-Fetava'l-Hindiyye, 1/52 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;13 - Ebu Davud; Salat:239, Nesai; İdeyn:I, Hakim Müstedrek: 1/294, A.b.Hanbel; 3/103, 178, 235, 250 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;14 - İbn-i Nüceym, el-Bahru'r-Raik, 5/133, el-Fetâva el-Hindiye, 2/296&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mehmet TALÛ &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ârifan Dergisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8292020385590797918?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8292020385590797918/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8292020385590797918&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8292020385590797918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8292020385590797918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/11/ylbas-toplumsal-bir-isyandr.html' title='Yılbaşı kutlayan müslümanlar, İslamda yılbaşını kutlamak, Yılbaşı eğlenceleri'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SzHdukgYoQI/AAAAAAAACUg/yKc28y8e0tY/s72-c/noele+hayir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8858168848457001022</id><published>2009-12-21T12:05:00.003+02:00</published><updated>2009-12-21T12:09:56.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Allah Cc'/><title type='text'>Allah Korkusu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sy9I0W2DHMI/AAAAAAAACUY/oKdHCRLqLQg/s1600-h/91212.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 261px; height: 231px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sy9I0W2DHMI/AAAAAAAACUY/oKdHCRLqLQg/s320/91212.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417628941072669890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;21 Aralık 2009 5 Muharrem 1431&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün Tarihi: Zemherir (Gün Dönümü)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;“Peki, inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Müzzemmil, 17)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;“Güneş, kıyamet gününde insanlara bir mil mesâfe kalıncaya kadar yaklaştırılır.”&lt;br /&gt;Hadisin râvîlerinden Süleym bin Âmir -radıyallahu anh-:&lt;br /&gt;“Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- -mil- ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü yoksa göze sürme çekmek için kullanılan mili mi kastetti bilmiyorum.” demiştir.&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözüne devam ederek:&lt;br /&gt;“İnsanlar, işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bazıları kuşak yerlerine kadar ter içinde kalır; bazılarının da ter âdeta ağızlarına gem vurur” buyurmuş ve eliyle ağzına işaret etmiştir.&lt;br /&gt;(Müslim, Cennet, 62. Ayrıca bkz. Tirmizî, Kıyamet 6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâb-ı kirâmdan biri:&lt;br /&gt;“Hiç şüphesiz bizim yanımızda (onlar için hazırlanmış) ağır bukağılar, boyunduruklar, yakıcı ve alevli ateşler vardır. Boğaza tıkanıp kalan bir yiyecek ve elem verici bir azâb vardır.” (Müzzemmil, 12-13) âyet-i kerimelerini okuyordu.&lt;br /&gt;Bu âyet-i kerimeleri işiten Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Allah korkusu sebebiyle kendinden geçti ve bayıldı.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Beyhakî, Şuab, I, 522/917)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Her Güne Kelime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;bediî: &lt;/span&gt;1. Güzel. 2. Güzellik.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;basîret:&lt;/span&gt; 1. Kalp ile görme, doğru ve ölçülü görüş, uyanıklık. 2. Sezgi, uzağı görme. 3. Firâset, kavrayış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"İki Gün Bir Değil" mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8858168848457001022?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8858168848457001022/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8858168848457001022&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8858168848457001022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8858168848457001022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/allah-korkusu.html' title='Allah Korkusu'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sy9I0W2DHMI/AAAAAAAACUY/oKdHCRLqLQg/s72-c/91212.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-997906542011605120</id><published>2009-12-17T10:37:00.006+02:00</published><updated>2009-12-23T12:20:32.157+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>Muharrem ayı ve Âşura günü orucu</title><content type='html'>&lt;strong&gt;(Âşurâ Günü Bu Yıl 26 Aralık Cumartesi &lt;em&gt;(2009) &lt;/em&gt;Gününe Denk Gelmektedir.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;İbni Abbas Radiyallâhu Anhümâ rivayet ediyor: &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu ne orucudur?” diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı, Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa Aleyhisselâm şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyâya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. (Ebû Dâvud, Savm: 64)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususta Hazret-i Âişe Validemiz diyor ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem de buna uygun hareket ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirdi ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” (Buhari, Savm: 69)&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bu hususta başka bir rivayet de şöyledir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kays ibni Sa’d ibni Ubâde Radiyallâhu Anhümâ anlatıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz Âşura günü oruç tutuyor ve sadakasını ödüyorduk. Ramazan orucunun farz oluşu ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk.” &lt;br /&gt;(Nesai, Zekat: 35)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âşura orucunun fazileti hakkında da şu meâlde hadisler zikredilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zat Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Veselleme geldi ve sordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu. &lt;br /&gt;(Tirmizî, Savm: 40)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Tirmizî’de geçen bir hadiste Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuşlardır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Âşura gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” (Tirmizî, Savm: 47)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur” (İbni Mâce, Sıyam: 43) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadisin açıklamasında İmam-ı Gazalî, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamından da ümit edilir” demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mehmet Paksu&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-997906542011605120?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/997906542011605120/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=997906542011605120&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/997906542011605120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/997906542011605120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/muharrem-ay-ve-asura-gunu-oruc.html' title='Muharrem ayı ve Âşura günü orucu'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3907942224970382189</id><published>2009-12-16T20:49:00.008+02:00</published><updated>2009-12-17T10:36:32.691+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Mevlâna'/><title type='text'>736.yıldönümünde Mevlâna Hazretleri</title><content type='html'>Öyle bir zaman ki, ahirzaman fitne oklarının hücumu altındayız. Nereye kaçarsak kaçalım bir yerden yarasını alıyoruz. Her taraf zülum, her yer maddiyat,hırs, bencillik, küfür kokuyor. İtikat bozukluğu almış başını gidiyor. Hakkı savunan tenkit ediliyor, sapık fikirliler el üstünde tutuluyor. İşte böyle bir zamanda insanlar manevî havasından feyiz aldıkları Mevlâna Hazretlerine ve eserlerine başvuruyor. Tabi Hazret-i Pîr üzerinden prim yapmak isteyenler de oldukça fazla piyasada. Yamuk fikirleriyle oluşturdukları eserlerini hiç çekinmeden halka sunuyor ve ilgi görüyorlar. Neyse benim burda söylemek istediğim Hazret-i Mevlâna'yı doğru anlamak hepimizin lehine olacaktır. Öğretilerini, öğütlerini hakkıyla anlamak, ona uymak ümidiyle...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mehmet Şevket Eygi, Mevlâna'nın doğum yıldönümü sebebiyle yurt içinde ve dışında yapılan çalışmalardan bahsederken Vatikan'da bile 2007 senesinde tennureli dervişlerin döndüğününü ve rivayete göre zünnarlı papazların da buna hayran kaldıklarını belirtiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;"Ne garip tecelli, bizde Mevlâna ve tarikatı hâlâ yasak, hâlâ garip, hâlâ zincirli...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mason tekkeleri açık, Mevlevî tekkeleri kapalı. Bazıları &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna'yı kullanmak istiyor. Masonlar bile &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlânacı. Onlara göre o, "Büyük Türk düşünürü ve ozanıdır."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna'yı anlamayan, anlamak istemeyen nice kişiler koyu &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlânacı. Onu Şamanist yapanlar bile var. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna kimdir? Bu sorunun cevaplarını vermek istiyorum:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1. O, bir İslâm büyüğüdür.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;2. O, bir velîdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;3. O, Resulullah'ın (sav) vekili, vârisi, halifesidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;4. O, Kur'an'ın bendesidir "Men bende-i Kur'anem..." demiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;5. O, bir Şeriat Müslümanıdır. Başta beş vakit namaz olmak üzere kutsal şeriat'ın bütün emirlerini yerine getirmiştir. Gündüzleri sâim, geceleri kâim olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;6. O, bir tarikat güneşidir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;7. O, kâmil bir mürşiddir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;8. O, itikatta ehl-i sünnet ve cemaat yolundadır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;9. O, son derece yüksek bir ahlâka sâhip erdemli bir kişidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;10. O, dünyaya, paraya, servete, mala-mülke hiçbir değer vermeyen zâhid bir kişidir. Bir gün evlerinin işlerine bakan kişiye sormuş: "Bugün evde ne var?" "Hiçbir şey yok efendim..." cevabını alınca "Oh yâ Rabbi, çok şükür, evim Peygamber evine benzedi..." buyurmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;11. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna, Yüce Allah'ın Anadolu halkına büyük bir lütuf ve ihsanıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;12. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna'nın eteğine yapışan, öğütlerini tutan -biiznillah- kurtulur, ebedî saadete nâil olur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;13. Mevlevîliğin temel kurallarından birincisi devamlı taharet üzere olmak ve beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır. Bunda en ufak bir şüphe yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;14. Çilesiz Mevlevîlik olmaz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;15. Masonluk, materyalizm, rasyonalizm, dine aykırı ideolojiler ve ...izmler kesinlikle &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna ve Mevlevîlik ile bağdaşmaz, uyuşmaz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;16. Gerçek ve olgun Mevlevî iyi insan, iyi Müslüman, iyi vatandaş demektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;17. Türkiye'yi bugün içinde bulunduğu çıkmazdan, derin buhrandan, kopukluktan Hazret-i &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna ve Mevlevîlik kurtarabilir. Yazık ki, Hazret-i Pîr yasaklıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;18. Çile çıkarmamış olan, namaz kılmayan, Şeriâta uymayan kimseler kendilerini bedavadan Mevlevî sanmasınlar. Onlar olsa olsa "&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna muhibbi" olabilirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;21. Kırsal kesim, taşra, varoş, gecekondu zihniyet ve kültürü ile Mevlevîlik olmaz. Mevlevîlik yüksek bir medeniyet, yüksek bir kültürdür. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;22. Para karşılığında semâ gösterisi (!) yapanlar Mevlevî midir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;23. Kadın - Erkek karışık semâ hokkabazlıkları yapanlar Mevlevî olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;24. Ne din var, ne imân, "Ah &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna, vah &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna!..."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;25. Mesnevî, roman veya hikâye kitabı gibi okunup anlaşılacak ve yararlanılacak bir kitap değildir. Mutlaka bir ehlinden, bir Mesnevîhandan ders alarak okunmalı, iyice anlaşılmalı ve öğrenilenler hayata geçirilmedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;26. Mevlevîlik ile fâsıklık, fâcirlik, münâfıklık, isyan tuğyan birlikte olmaz. Böyleleri Mevlevî değil, yol kesicidir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Molla-yı Rum &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mevlâna Celalüddin Rumî kaddesallahu sirrehüssami Hazretleri; hangi meşrepten olurlarsa olsunlar, bu ülkede yaşayan bütün Müslümanların veliyyünimetidir. Yüce Allah, sırrını takdis buyursun. Kendilerine duâlar ediyor, rahmet diliyoruz. Rûhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun. Âmin..."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3907942224970382189?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3907942224970382189/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3907942224970382189&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3907942224970382189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3907942224970382189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/736-seb-i-aruz-ve-mevlana-hazretleri.html' title='736.yıldönümünde Mevlâna Hazretleri'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7499268949495572367</id><published>2009-12-12T14:05:00.000+02:00</published><updated>2009-12-12T14:07:16.471+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Resimli Âyetler'/><title type='text'>İnanan bir toplum için..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SyOHNCA8RwI/AAAAAAAACSo/HAzav4Odedk/s1600-h/11.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 311px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SyOHNCA8RwI/AAAAAAAACSo/HAzav4Odedk/s400/11.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414319834978338562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7499268949495572367?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7499268949495572367/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7499268949495572367&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7499268949495572367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7499268949495572367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/inanan-bir-toplum-icin.html' title='İnanan bir toplum için..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SyOHNCA8RwI/AAAAAAAACSo/HAzav4Odedk/s72-c/11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5370283817913970024</id><published>2009-12-09T17:54:00.000+02:00</published><updated>2009-12-09T19:03:07.626+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Reddiyeler'/><title type='text'>Mustafa İslamoğlu,Mustafa Karataş,Adnan Oktar,Ali Rıza Demircan,Dialogçular</title><content type='html'>Cübbeli Ahmet Hoca Efendi'nin Ehl-i Sünnet'e Muhalif Görüş Sahiplerine REDDİYELER adlı VCD den bir bölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşlerim! Artık akıllanmanın vakti gelmedi mi? Sahtekarın ve ehli sünnet karşıtının, vehhabinin, haricinin, türlü türlü sapık fikirleri olanların hoca iddiasıyla halkın arasında yer bulması, geçinebilmesi bizim noksanlığımız değil mi? &lt;br /&gt;Neden sessiz kalıyoruz bu gibi durumlarda? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Boş kalınca vâdi,&lt;br /&gt;Tilki olur vâli"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli sünnet ve'l cemaate karşı propoganda yapanların şahıslarına değil, sapkın fikirlerine karşıyız. Biz burdayız, bir avuç insan da kalsak hakkın peşindeyiz biiznillahi teâlâ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen herkese duyuralım, karınca ağırlığınca yardımımız olsa da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtikadımızı bozmak isteyenlere müsaade etmeyelim aman!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selâm dosdoğru yol üzerinde olanlara olsun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıtlarda İsmi Geçenler: Adnan Oktar, Mustafa İslamoğlu, Musa Carullah, Mustafa Karataş, Hayrettin Karaman, Süleyman Ateş, Ali Rıza Demircan, Dialogçular ve diğerleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9657497-d4c" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9657497-d4c" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9657587-2bd" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9657587-2bd" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9567585-584"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9567585-584" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9567607-2d1" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9567607-2d1" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9620505-9e4" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9620505-9e4" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5370283817913970024?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5370283817913970024/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5370283817913970024&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5370283817913970024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5370283817913970024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/11/reddiye.html' title='Mustafa İslamoğlu,Mustafa Karataş,Adnan Oktar,Ali Rıza Demircan,Dialogçular'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3372682280280625383</id><published>2009-12-09T09:15:00.002+02:00</published><updated>2009-12-09T09:26:25.114+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Gece İbâdeti</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sx9QOC1i-zI/AAAAAAAACSU/Cz-o3U82-6M/s1600-h/ruz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 318px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sx9QOC1i-zI/AAAAAAAACSU/Cz-o3U82-6M/s400/ruz.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413133479332477746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Hazret-i Mevlânâ'dan (kuddise sirruhu) Hak yolcusuna bir demet nasihat:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;“Geceleri uyan ve Hakk’a yürü! Çünkü gece, senin için sırlar yurduna rehberlik eder. Herkes uyurken ilâhî aşk sırları, mânâ zevkleri gönlüne bereketli bir yağmur gibi yağar. Çünkü geceleyin gönül pencereleri açılır, ötelerden nasipler gelir. Lâkin bu hâller, yabancıların gözlerinden gizlenir.”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3372682280280625383?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3372682280280625383/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3372682280280625383&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3372682280280625383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3372682280280625383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/gece-ibadeti.html' title='Gece İbâdeti'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sx9QOC1i-zI/AAAAAAAACSU/Cz-o3U82-6M/s72-c/ruz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-9032150201995702447</id><published>2009-12-07T08:07:00.003+02:00</published><updated>2009-12-07T08:12:33.390+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Hak Dostundan Nasihatler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxycY-G0-UI/AAAAAAAACQQ/9FqNJf2uVKw/s1600-h/hichi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 258px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxycY-G0-UI/AAAAAAAACQQ/9FqNJf2uVKw/s320/hichi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412372804994922818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî &lt;/span&gt;(v. 1826) -kuddise sirruh-'tan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allâh&lt;/span&gt;'a tâati ve takvâ üzere bulunmanı, nerede olursan ol, insanlara ezâ ve cefâ vermemeni, özellikle Harameyn-i Şerîfeyn'de daha fazla titiz davranmanı tavsiye ederim. Gıybetini yapsalar dahî sen kimsenin gıybetini yapma. Hiç kimsenin dünya malından bir şey alma. Şerîatın alınmasını helal kıldığını al ve onu hayır yollarda harca. Mümin kardeşlerin aç ve yoksul durumda bulunurken, şehvetin için harcama yaparak lezzetlenme. Kesinlikle yalan söyleme. Hiç kimseyi hakîr görme. Hiç kimseden nefsinin üstün olduğunu düşünme. Kalbî ve bedenî ibâdetlerde, tüm kuvvetini sarf et. Bunun yanında nefsine "Hiçbir zaman makbul olacak hayır işlemedim." düşüncesini kabul ettir. Çünkü ibâdetlerin rûhu niyettir. Niyet ise ancak ihlâs ile mümkündür. Senden daha büyük olanlara ihlâs gerekirse sana nasıl gerekmesin. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allâh Teâlâ&lt;/span&gt;'ya yemin ederim ki; annem beni doğurduktan bugüne kadar, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allâh&lt;/span&gt; katında makbûl ve mûteber olup hesabı sorulmayacak bir tek hayır işlediğime inanmıyorum. Eğer kendi nefsini bütün hayır işlerde iflâs etmiş olarak görmüyorsan bu, cehâletin en son noktasıdır. Eğer iflâs etmiş olarak biliyorsan &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allâh&lt;/span&gt;'ın rahmetinden de ümitsiz olma. Velîlerin nazarında günahkâr insan, yaralı bir kuş gibidir. Ona fayda verecek olan, öfke, şiddet ve kabalık değil; şefkat ve merhametle dolu nasîhattir. Zîrâ maksat ıslahtır; cezâlandırmak değildir. Bu sebeple Hak dostlarının îkâz ve öğütte bulunurken taşıdıkları hissiyât, hastahânede hastaların arasında dolaşan müşfik bir doktorun şifâ tevzî ederken sâhip olduğu hâlet-i rûhiyeye benzer. Lâkin bu gönül doktorlarının hastalara şefkatle tedâvî çâreleri sunmaları, bir kalbî eğitim ve öğretim netîcesindedir. Bu eğitimin özü, mânevî terbiyedir. Mânevî hastalıklar karşısında bizler de eğitime muhtâcız. Bu da ancak Hak dostlarının himmet, îkâz ve nasîhatlerinden hisse alıp intibâha gelmekle gerçekleşebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-9032150201995702447?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/9032150201995702447/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=9032150201995702447&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9032150201995702447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/9032150201995702447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/hak-dostundan-nasihatler.html' title='Hak Dostundan Nasihatler'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxycY-G0-UI/AAAAAAAACQQ/9FqNJf2uVKw/s72-c/hichi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1008161109880773428</id><published>2009-12-01T11:33:00.002+02:00</published><updated>2009-12-01T11:37:23.751+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Allâh desek...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxTjVh3Bh7I/AAAAAAAACPs/zl1tseLzTeA/s1600/allahhk3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxTjVh3Bh7I/AAAAAAAACPs/zl1tseLzTeA/s320/allahhk3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410199011384723378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ir kez &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Allâh&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  dese aşk ile lîsan,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;D&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ökülür cümle günâh misl-i hazân&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Süleyman  Çelebi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1008161109880773428?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1008161109880773428/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1008161109880773428&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1008161109880773428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1008161109880773428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/12/allah-desek.html' title='Allâh desek...'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxTjVh3Bh7I/AAAAAAAACPs/zl1tseLzTeA/s72-c/allahhk3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-421504003891526141</id><published>2009-11-27T19:06:00.004+02:00</published><updated>2009-11-27T19:13:50.605+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>Bayramınız Mübarek ve Bereketli Olsun</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxAHLqLc_KI/AAAAAAAACPc/lu6ckJQpLk8/s1600/bayram+mubarek.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxAHLqLc_KI/AAAAAAAACPc/lu6ckJQpLk8/s400/bayram+mubarek.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408831049354247330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Gönüller huzur bula, bayram o bayram ola.&lt;br /&gt;Kin, nefret rafa kalka, bayram o bayram ola.&lt;br /&gt;Yoksullar giydirile, aç insanlar doyrula,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;M&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;uhtaç insan kalmaya, bayram o bayram ola...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;R&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;abbim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; emri&lt;/strong&gt; tutula, istenenler yapıla,&lt;br /&gt;Herkes hakkını bile, nefise gem vurula,&lt;br /&gt;Sevgi saygı var ola, insanlar kardeş ola,&lt;br /&gt;Her şeyler paylaşıla, bayram o bayram ola...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar sevindirile, öksüzler güldürüle,&lt;br /&gt;Sade bayramda değil, yılda hergün anıla,&lt;br /&gt;Doğu batı bir ola, Ülkemiz kalkındırıla,&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A&lt;/strong&gt;şsız, işsiz kalmaya &lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;bayram o bayram ola...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;~    Seyfet Bozçalı   ~&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ümmet-i Muhammed'e &lt;/strong&gt;(sallallahu aleyhi ve sellem) &lt;strong&gt;bu güzel ve pek mübârek günleri ihsân eden Rahmân'a binlerce hamd-ü senâ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizleri, Dîn-i Mübîn-i İslâm'dan birer garib eyleyen Rabbimize bin şükür..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakti şerifler hayrola&lt;br /&gt;Hayırlar feth ola şerler def ola&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlı, mutlu, sıhhatli ve âfiyetli Bayramlar efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş olun, hoşça kalın... :)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Esselâmu Aleykum ve Rahmatullâh&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-421504003891526141?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/421504003891526141/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=421504003891526141&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/421504003891526141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/421504003891526141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/11/bayramnz-mubarek-ve-bereketli-olsun.html' title='Bayramınız Mübarek ve Bereketli Olsun'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SxAHLqLc_KI/AAAAAAAACPc/lu6ckJQpLk8/s72-c/bayram+mubarek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1511641282120434920</id><published>2009-11-27T17:29:00.002+02:00</published><updated>2009-11-27T19:40:40.419+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuran-ı Kerim'/><title type='text'>Bir âyet-i celîle'de meâlen buyuruldu ki...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3303/3660032000_1be98eb52c.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 375px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3303/3660032000_1be98eb52c.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;" &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;E&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; y &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; İ&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; m â n &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; E&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; d e n l e r &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mallarınız ve evlâdınız sizi Allâh'ın zikrinden alıkoymasın.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Kim bunlarla oyalanıp zikri terkederse hüsrâna uğrar. "&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;el-Münâfikun, âyet:9&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1511641282120434920?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1511641282120434920/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1511641282120434920&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1511641282120434920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1511641282120434920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/11/bir-ayet-i-celilede-buyuruldu-ki.html' title='Bir âyet-i celîle&apos;de meâlen buyuruldu ki...'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3303/3660032000_1be98eb52c_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8105585985146430106</id><published>2009-11-25T14:13:00.003+02:00</published><updated>2009-11-25T14:29:59.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Külün İçinde Ateş Saklı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sw0iji5o-XI/AAAAAAAACPU/qUDhtGfYVsA/s1600/S1050222.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sw0iji5o-XI/AAAAAAAACPU/qUDhtGfYVsA/s400/S1050222.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408016721601165682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar. Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler.&lt;span class="fullpost"&gt; Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma… Bir hatırlama… Küçük bir dokunuş… Hele içinizi bir yoklayın… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın hızlı akışı, feleğin hızla dönüşü içinde her şey bizim istediğimiz rengi göstermeyebilir, bizim istediğimiz biçimde tahakkuk etmeyebilir. Bağrımızı yırtmanın, yüreğimizi parelemenin, ciğerlerimizi kan doldurmanın faydası da yoktur üstelik. Bu bir ayrı sınav biçimidir. Tesellisi hep ertelenen bir sınav… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu insan kendisinin, asıl bulunması gereken yerde olmadığını hisseder. Aslında belki tam da bulunması gereken yerde olduğu için kabullenmek istemez. Çünkü küllenen hayallerine alevlenmeyi bekleyen nice korlar gömmüştür. Bedel ödemeden, yüreğini tutuşturmadan, kendini yakmadan gelinebilecek mertebelerin elbette bir seviyesi vardır; ve bir de yolları çile ile yürünmüş ve kabullenilmiş makamları… Bütün korların küller içinde gül gül olduğu makamlar… Hayret makamı, aşk makamı, sükûnet makamı, teslimiyet makamı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşinizde ve aşınızda, sevincinizde ve kıvancınızda, düşlerinizde ve görüşlerinizde tutuşmayı bekleyen korlar yurt tutmuşsa eğer, eskilerin düstur edindikleri şu beyti teselli babında vird edinmenizi tavsiye ederiz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ele girmezse eğer sevdiğimiz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çâre, eldekini sevmeliyiz &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem, işte bu asaleti gösterebilmek, kazaya rıza ile cevap verebilmektir. Hele bir düşünün, buraya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İskender Pala&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8105585985146430106?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8105585985146430106/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8105585985146430106&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8105585985146430106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8105585985146430106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/11/kulun-icinde-ates-sakl.html' title='Külün İçinde Ateş Saklı'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sw0iji5o-XI/AAAAAAAACPU/qUDhtGfYVsA/s72-c/S1050222.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7100505001180331544</id><published>2009-11-23T12:55:00.011+02:00</published><updated>2009-11-27T19:27:35.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>Zilhicce'nin İlk 10 Günü ve Faziletleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SwprraHW8sI/AAAAAAAACO8/obTvvTvioZ8/s1600/Ramadan_Kareem_8_by_razangraphics.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 242px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SwprraHW8sI/AAAAAAAACO8/obTvvTvioZ8/s320/Ramadan_Kareem_8_by_razangraphics.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407252696100434626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Kur`an-ı Kerim`de Fecr Suresi`nin başında, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;`On geceye yemin olsun ki...`&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ifadeleriyle bahsedilen bu on geceninne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan`ın son on günü veya Muharrem`in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam `on gün`&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;`Allah`a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce`nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.`&lt;/span&gt; (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin&lt;br /&gt;Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Efendimizden(s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;`Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!`&lt;/span&gt; (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesbih,     sübhanallâh;&lt;br /&gt;tahmid,     elhamdülillâh;&lt;br /&gt;tehlil,     lâilâheillallâh;&lt;br /&gt;tekbir ise  Allâhu ekber demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki hadisi destekleyen şöyle bir rivayet daha vardır: &lt;strong&gt;`Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce`nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah`a daha sevimli olsun...`&lt;/strong&gt; (Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Abbas`ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:&lt;br /&gt;Resulullah Aleyhissalatü Vesselam şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;`Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce`nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahabeler, sordular:&lt;br /&gt;`Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?`&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah(s.a.v.) cevap verdi:&lt;br /&gt;`Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri&lt;br /&gt;getiremez olursa, o başka.` (İbni Mace, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Buna göre, cihada çıkıp malını feda edip kendisi de şehitolan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır:&lt;br /&gt;`Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse ahiret ile ilgili olarak Allah`tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.`&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce`nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce`nin onuncu günü Kurban Bayramı`nın birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramı`ndan önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramı`nın gecesi dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Zilhicce`nin sekizinci gününe `terviye günü` dokuzuncusuna `Arefe günü`; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) `nahr=kurban günü`, ondan sonraki üç güne de `teşrik günleri` denilmiştir. Bu günlerde kazası olmayanlar, beş vakit namaza ilaveten nafile ibadetlere de ağırlık vermelidirler. Kazası olanlar ise daha çok kaza namazları kılmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;On Günlük İhyânın Püf Noktaları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her yılın Kurban Bayramı öncesi 9 günü ile Kurban Bayramı gününü yani Zilhicce`nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki, ibadet ve zikirden geri kalmayın. Ameliyat ve uzun tedavileri bugünlere denk getirmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i`tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İş, okul vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki `ölü zamanları` değerlendirin. Bunlardan kastımız, iş ve okula gidip gelirken, teneffüs, sıra bekleme gibi durumlardaki boş zamanlardır. Bu zamanları Kur`an, salavat, dua, istiğfar ve zikirle değerlendirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kur`an-ı Kerîm`in mealini ,tefsirleri okuyup tefekkür edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu on gecede daha az uykuyla idare edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.haber5&lt;/div&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7100505001180331544?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7100505001180331544/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7100505001180331544&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7100505001180331544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7100505001180331544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/11/zilhiccenin-ilk-10-gunu-ve-faziletleri.html' title='Zilhicce&apos;nin İlk 10 Günü ve Faziletleri'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SwprraHW8sI/AAAAAAAACO8/obTvvTvioZ8/s72-c/Ramadan_Kareem_8_by_razangraphics.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-241371066374838257</id><published>2009-10-28T21:27:00.004+02:00</published><updated>2009-10-28T21:34:15.348+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>İlâhî Takdirden Râzı Olmalı..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SuicEljXoiI/AAAAAAAACNs/PSV9_ouv3LI/s1600-h/S1057462.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SuicEljXoiI/AAAAAAAACNs/PSV9_ouv3LI/s400/S1057462.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397735756017410594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mevlânâ Hazretleri,&lt;/span&gt; oğlu Bahâeddîn Veled’e şöyle nasihat eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bahâeddîn! Eğer dünyâdayken cennette bulunmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma! Çünkü bir kardeşini dostlukla anarsan, dâimâ sevinç içinde olursun. İşte o sevinç, dünyâ cennetinin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi kin ile anarsan, dâimâ üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin tâ kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostları andığın vakit, içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Seni incitenleri andığın vakit ise, için dikenler ve yılanlarla dolar, rûhun sıkılır, kâbuslanır, içine bir pejmürdelik gelir. Bütün peygamberler ve velîler, mü’min kardeşlerini gönül saraylarına aldılar. Onların bu fazîleti, halkı cezbetti. Kendi arzularıyla onların ümmeti ve mürîdi oldular.” &lt;span style="font-style:italic;"&gt;(Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, II, 210)&lt;/span&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü’min, din kardeşlerine karşı dâimâ müşfik, merhametli, müsâmahakâr ve affedici olmalıdır. Onların ezâ ve cefâlarına Allah rızâsı için yüzünü ekşitmeden tahammül etmelidir. İçinde mü’minlere karşı bir soğukluk, kin, hased, öfke, dargınlık taşımamalıdır. Bunun için de Rabbine dâimâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey RABBİMiz! Bizi ve bizden önceki mü’min kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde mü’minlere karşı bir kin bırakma!..”&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;(el-Haşr, 10)&lt;/span&gt; âyetinin muhtevâsı içinde niyaz hâlinde bulunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvufun ilk dersi, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;incitmemekle&lt;/span&gt; başlar. Mânevî tekâmülün nihâî dersi ise, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;incinmemektir.&lt;/span&gt; İncinmemek, sadece insanlardan gelen eziyetlere karşı değil, hayat ve hâdisâtın acı kader tecellîlerine karşı da şikâyetçi olmamaktır. Zîrâ hayır ve şer bütün tecellîler, dünyayı bir imtihan diyârı olarak takdîr eyleyen Cenâb-ı Hak’tandır. Kâmil bir mü’min olarak yaşamak, O’ndan gelene, yine O’nun hatırına “Hoş geldin!” diyebilmektir. Dünyâda da, âhirette de huzur ve saâdetin özünde bu rızâ hâli vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâni Hakk’ın rızâsına ermek isteyen, evvelâ kendisi Hak’tan râzı olacak. O’nun takdîrine rızâ gösterecek. Her hâlükârda hâline şükredecek. Hayâtın süfliyâtı ve menfaatlerine takılıp kalmayacak… Dünyânın imtihan malzemelerini kendine izâfe etmeyecek. Bu malzemeleri Hak rızâsı için kullanmayı bilecek. Hayatın med-cezirleri içinde mes’ud olmayı bilecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Lokman Hakîm,&lt;/span&gt; saâdetin anahtarını şöyle ifâde eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;“İki şeyi unutma:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Allah -celle celâlühû-’yu unutma. (O’nun dostu olabilirsen selâmet bulursun.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ölümü unutma. (Fânîliğini unutma ki, nefsânî hayatın çıkmaz sokaklarında kaybolmayasın.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki şeyi de unut:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Sana yapılan menfî davranışları unut. (Mevlânâ’nın buyurduğu gibi: Dalındaki dikenlere sabredip hâline râzı olması, gülü, çiçeklerin şâhı kıldı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Yaptığın hayır ve iyilikleri unut. (Her güzel ameli, Rabbinin lutfu bil. Sana o iyilik temâyülünü Rabbinin lutfettiğini hatırından çıkarma! O’na şükret! Böylece nefsini palazlandırmaktan, ona rüşvet vermekten, yâni ona pay çıkarmaktan kurtul.)”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bir mü’min, bir kuru ekmek parçasında bile saâdeti bulabilen, mes’ûd olan, Hakk’ın takdîr ettiği hayatın iniş-çıkışları içinde huzur hâlini korumayı bilen, hâlinden memnun olan, rızâ ehli kimsedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntıdır&lt;/div&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-241371066374838257?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/241371066374838257/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=241371066374838257&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/241371066374838257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/241371066374838257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/10/ilahi-takdirden-raz-olmal.html' title='İlâhî Takdirden Râzı Olmalı..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SuicEljXoiI/AAAAAAAACNs/PSV9_ouv3LI/s72-c/S1057462.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6978496096030199905</id><published>2009-09-28T20:23:00.001+03:00</published><updated>2009-09-28T20:26:59.960+03:00</updated><title type='text'>Ahıskalı Ali Haydar Efendi kuddise sirruhu</title><content type='html'>&lt;embed id=VideoPlayback src=http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2614918733358370397&amp;hl=tr&amp;fs=true style=width:400px;height:326px allowFullScreen=true allowScriptAccess=always type=application/x-shockwave-flash&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6978496096030199905?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6978496096030199905/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6978496096030199905&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6978496096030199905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6978496096030199905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/09/ahskal-ali-haydar-efendi-kuddise.html' title='Ahıskalı Ali Haydar Efendi kuddise sirruhu'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3878501852594468451</id><published>2009-09-28T20:04:00.003+03:00</published><updated>2009-09-28T20:08:11.366+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Mevlâna Halid’den k.s.Bir Demet Nasihat</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2514/3866253142_4fa39be533.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 375px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2514/3866253142_4fa39be533.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;EDEB VE İHLÂS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahman ve Rahim olan Allâh’ın adıyla.&lt;br /&gt;Hamd Allâh’a mahsustur. Allâh’ın seçip sevdiği kullara selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana, Allâh’a taati ve takvâ üzere bulunmanı tavsiye ederim. Nerede olursan ol insanlara ezâ ve cefa verme. Buna özellikle Mekke-i Mükerreme’de ve Medine-i Münevvere’de dikkat et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkaları senin gıybetini yapsa bile sen kimsenin gıybetini yapma. Haksız yere hiç kimsenin dünya malından bir şey alma. Ancak, dinin helal kıldığını al ve onu da hayır yollarında harca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü’min kardeşlerin aç ve muhtaç iken, sen şehvetin için bolca harcama yaparak lezzetlenme. Elindeki nimetten onlara da tattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle yalan söyleme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimseyi küçük görme. Nefsinin kimseden üstün olduğunu düşünme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbî ve bedenî ibâdetleri yerine getirmek için tüm gayretini sarfet. Bununla birlikte nefsine, “hiçbir zaman  katında makbul olacak bir hayır işleyemedim” düşüncesini kabul ettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki, ibâdetin ruhu niyettir. Güzel niyet ise ancak ihlas ile mümkün olur. Senden daha büyük olan âriflere ihlas gerekirse, sana nasıl gerekmesin? Allâh’a yemin ederim ki ben, anamdan doğduğumdan bu güne kadar,  katında makbul ve muteber olup hesabı sorulmayacak tek bir hayır amel yaptığıma inanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi nefsini bütün hayır işlerinde iflas etmiş kabul et. Eğer başka türlü düşünür ve kendinde bir varlık görürsen, bunun tam bir cehâlet olduğunu bil. Nefsini hayırlarda iflas hâlinde görmekle birlikte, Allâh’ın rahmetinden de ümidini kesme. Çünkü Allâh’ın lütuf ve rahmeti, kul için bütün insanların ve cinlerin amelinden daha hayırlıdır. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onlara söyle, ancak Allâh’ın lütfu ve rahmetiyle sevinsinler. Bu, onların toplayıp biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” (Yunus/5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Abbas (R.A.), âyetteki toplam şeylerin kulun kazandığı ameller olduğunu söylemiştir. Demek ki kul yaptığı amellerine değil, Allâh’ın rahmetine güvenmelidir. Şu hususu da hatırlatayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakın şeytana oyuncak olmuş bazılarının yaptığı gibi, Allâhu Teâlâ’nın rahmetine güvenerek ibâdetleri terketme. Kalb zikrine devam et, öyle ki yolda yürürken dahi zikirden ayrılma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün işlerinde Allâhu Teâlâ’nın güç ve kuvvetine yapış. Ulu sâdatların rûhâniyetine sıkı teveccüh et. Âlimlere ve Kur’ân hâfızlarına ikram ve hürmet et. Mümkün olduğu kadar Kur’an-ı Kerim okumakla meşgul ol. Fıkıh ve hadis ilimlerine diğer ilimlerden daha fazla çalış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalb huzuru ile meşgul olman seni bu ilimlerden alıkoymasın. Zâhiri işlerle meşgul olurken kalb huzurunu yitirmek, mânevî zayıflığın alâmetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teheccüd, işrak, kuşluk ve evvâbin gibi nâfile ibadetleri bırakma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamlı abdestli bulun. Az uyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senden ricâ etseler bile, hiçbir idârecinin işlerine girme. Müslümanların başındaki imam ve idârecilerin sâlih olması için duâ et. Ayrıca müslüman halkın ıslahı için de yalvar. Bir de, İslâm dininin yükselmesi ve yayılması için ’a niyazda bulun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün takat ve gücünü Allâh’a itaat için harca. Elindeki mala kanaat et. Makâm-ı Mahmud’un sâhibi Hz. Peygamber’in (S.A.V.) sünnetine sımsıkı sarıl. Buna özen göster, sana yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamdolsun âlemlerin Rabbine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3878501852594468451?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3878501852594468451/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3878501852594468451&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3878501852594468451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3878501852594468451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/09/mevlana-halidden-ksbir-demet-nasihat.html' title='Mevlâna Halid’den k.s.Bir Demet Nasihat'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2514/3866253142_4fa39be533_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-8973679748362905705</id><published>2009-08-17T13:45:00.003+03:00</published><updated>2009-08-17T13:50:46.043+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Şükrü ihyâ etmek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sok19yngavI/AAAAAAAACH4/7N9ZMN1ydqY/s1600-h/b-287979-Endonezyada_Kuran_%C4%B1_Kerim_okuyan_bayan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 239px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sok19yngavI/AAAAAAAACH4/7N9ZMN1ydqY/s400/b-287979-Endonezyada_Kuran_%C4%B1_Kerim_okuyan_bayan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370883366291794674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mahmud el-Verrak şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah teâlâ'nın nimetine şükretmek (şükretmeye muvaffak olmak) yeni bir nimettir. Bu nimet de şükür gerektirir. Buna şükretmek de şükür gerektiren başka bir nimettir. Bu duruma göre Allah teâlâ'nın son nimetine şükretmek mümkün değildir. Sonra Allah teâlâ'nın verdiği sevinç de keder de nimettirler. Çünkü keder de ahiret sevincine vesiledir. Fakat insanlar şükretseler bile, yalnız sevinçlere şükrederler. Böylece nimetlerin yarısını şükürsüz bırakırlar."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Gazâlî - Mükâşefetu'l Kulûb&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-8973679748362905705?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/8973679748362905705/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=8973679748362905705&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8973679748362905705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/8973679748362905705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/08/sukru-ihya-etmek.html' title='Şükrü ihyâ etmek'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sok19yngavI/AAAAAAAACH4/7N9ZMN1ydqY/s72-c/b-287979-Endonezyada_Kuran_%C4%B1_Kerim_okuyan_bayan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7964897444945106457</id><published>2009-07-12T22:08:00.004+03:00</published><updated>2009-07-12T22:44:26.891+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Gün/Ay/Geceler'/><title type='text'>Miraç - İsra</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Slo8IxD0ZII/AAAAAAAACHI/EEjMUQBmgy0/s1600-h/DSCN0930.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Slo8IxD0ZII/AAAAAAAACHI/EEjMUQBmgy0/s400/DSCN0930.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357660828016600194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;http://www.dinimizislam.com&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir." (İsra Suresi, 1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sual: Mirac ne demektir, bu gecenin önemi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CEVAP&lt;br /&gt;Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Mirac bildirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutezile fırkası, Resulullah efendimizin bir anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememiş, “Miracı kabul etmek, Allah’a mekan ittihaz etmek olur” diyerek Miracı inkâr etmiştir. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allahü teâlânın mekanı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekanı değildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki: &lt;br /&gt;İsra suresinin ilk âyetinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice acayip işlerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke'den Kudüs'e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır. (Sana [Miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık) âyetindeki fitne, imtihan demektir. İmtihan ise uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı. Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan sapık olur. (Bahr) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç saniyede Mekke'den Kudüs'e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allah’ın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder. Peygamber efendimiz Miracını özetle şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Verilen Burak’a binip Beyt-ül-Makdis'e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekat namaz kıldım. Sonra çıktım. Cebrail aleyhisselam bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bizi birinci semaya çıkardı. Gök kapısında, “Sen kimsin” diye bir ses geldi. Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim? dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Âdem ile karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci semaya çıktık. Yine orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana merhaba diyerek dua ettiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf’u gördüm. O da bana dua etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü semaya çıktık. Aynı sualler ve konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris’i gördüm. O da bana dua etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşinci semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun’u gördüm. O da bana dua etti. Altıncı semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa’yı gördüm. Bana merhaba diyerek dua etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedinci semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hazret-i İbrahim’i gördüm. O da bana dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Hazret-i Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Allahü teâlâ, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hazret-i Musa'nın yanına geldim. Ona elli vakit namaz farz kılındığını bildirdim. Rabbinden azaltmasını iste. Ümmetin buna güç yetiremez. Ben tecrübe ettim, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç defa Rabbim ile Hazret-i Musa arasında gidip gelmeye devam ettim. Nihayet Rabbim buyurdu ki: "Ya Habibim, beş vakit namazı farz kıldım. Her vakit için on sevap vardır. Böylece elli vakit namaz olur.") [Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Her zaman doğru iman sahibi olmaya, farzları yapıp haramlardan kaçmaya, tevbe edip farz borçlarını ödemeye çalışmalıdır! Bütün bunları yapmak ise ilimle olur. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir.&lt;br /&gt;Hadis-i şerifte buyuruldu ki:&lt;br /&gt;(Geceleyin bir müddet ilim ile meşgul olmak, bütün gece sabaha kadar ibadet etmekten daha kıymetlidir.) [Ebu Nuaym]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mirac aklın bittiği, imanın başladığı yerdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:&lt;br /&gt;Bir iş, ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur. Peygamber efendimiz, en çok sıkıntıyı ben çektim buyuruyor. O halde, hak olan dini de, kıyamete kadar sürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdem aleyhisselam, kupkuru bir dünyaya geldi, yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra Peygamber efendimizin yüzü suyu hürmetine dua etti. (Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ) duasını devamlı okurdu. Sonra, iki evladından biri, diğerini öldürdü. Bir baba için ne zordur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuh aleyhisselam 950 sene uğraştı, inanmadılar, çok eziyet ettiler. Döverlerdi, her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir, yaralarını sarardı, tekrar tebliğe başlardı. Sonra, Allahü teâlâ Ona gemi verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim aleyhisselamı ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi ki, bu Allahü teâlânın halili ve peygamberi idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa aleyhisselam da çok çekti, doğduğu sene Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile, zifiri karanlık, çaresiz... Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teâlâ Onunla konuştu. Bu mirac değildi, mirac yalnız Peygamber efendimize verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa aleyhisselam bir kişi gördü, etleri lime lime dökülmüş. Ya Rabbi, bunun günahı nedir ki, buna böyle cezaya uğramış dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki, ya Musa ceza değil o, mükâfattır. O öyle yüksek makamlar istedi ki, o makamlara kavuşması için verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyyüb aleyhisselamın kurtlanmadık yeri kalmamıştı. Yakup aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti. Yusuf aleyhisselam; kuyuya atıldı. Bunlar kolay mı? Zekeriya aleyhisselam, ağacın içinde ağaçla birlikte testere ile kesildi. İsa aleyhisselam, 30 kadar kişiyi ikna edecek diye neler çekti. Öldürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz, (Benim çektiğimi, hiçbir Peygamber çekmedi) buyuruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ebu Bekir de, neler çekti, kaç kere dövdüler! Hazret-i Ebu Bekir, herkesten önce iman etti, malını ve canını feda etti. Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin sevabları, katlanarak Hazret-i Ebu Bekir’e, sonra da bir daha katlanarak, Peygamber efendimize verilmektedir. Hem kâinat, Onun hatırına yaratılmış, hem de, herkesin sevabları da, Ona verilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ömer, namaz kılarken şehit edildi, Hazret-i Osman, Kur’an-ı kerim okurken şehit edildi. Hazret-i Ali’nin çektikleri, hele Hazret-i Hüseyin’in başına gelenler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, Peygamber efendimizin varisleri de, çok çektiler. Ne için? La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah dedikleri için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla iman, inanmak çok zor, inandırmak daha zordur. İman, Allahü teâlânın, kullarına ihsan ettiği, özel nimetidir. İmanı olanlar, sevinçten oynasa, yeridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahü teâlâ, dünyayı verdiğine ahireti vermez. Hadis-i kudside, (İki korkuyu bir kalbde cem etmem) buyruluyor. Dünyada Allahü teâlâdan korkanlar ahirette korkmasın, dünyada korkmayanlar ahirette çok korksun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz, Ümmihani’ye miracı söyleyince, aman bunu kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer dedi. Peygamber efendimiz de, (O halde anlatacağım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın) buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl durdu, zaman durdu, her şey durdu, iman başladı. Çok hikmetler var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimizin, hiç yalan söylemediğini müşrikler de biliyordu. Derler ki, Cenneti, Cehennemi gidip gören var mı? Evet, var. Kim var? Hayatında hiç yalan söylememiş olan, Muhammed aleyhisselam var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her mübarek gece, kıymetlidir. Fakat mirac gecesinin ayrı bir özelliği vardır. Izdırap ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz, bir ay Taif’te, İslamiyet’i anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüntülü bir şekilde dönerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat etti. Addas adındaki, oradaki bağın bekçisi, üzüm getirdi. Peygamber efendimiz, Bismillahirrahmanirrahim deyince, Addas şaşırdı, bu sözü buralarda hiç duymadım dedi. Peygamber efendimiz, sen nerelisin diye sorunca Nineveliyim dedi. Kardeşim Yunus’un memleketindensin, o da benim gibi peygamberdi buyurdu. Addas, Yunus’u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz dedi ve iman etti. Ben de sizinle gelmek istiyorum dedi. Peygamber efendimiz ona, şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece, Ebu Talip’in mahallesinde amcasının kızı Ümmihani'nin evine geldi, aç amcan oğlu Muhammed’im buyurunca, Ümmihani, haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok dedi. Peygamber efendimiz, yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter buyurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, Habibim bu halde gene bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git Habibimi bana getir buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvela, Mescid-i Aksa’ya geldiler, bütün peygamberlere imam oldu. Peygamber efendimiz gitti, Allahü teâlâyı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde, zamansız ve mekânsız olarak gördü. Yâ Rabbi, ümmetim için de bunu isterim dedi. İşte, beş vakit namaz, bize mirac olarak verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miracda ne hikmetler vardır! Namaz kılmayan, miracdan mahrumdur. 1400 senedir devam eden, başka bir olay yoktur. İşte mirac, 1400 senedir devam ediyor. Mirac, aklın bittiği, imanın başladığı yerdir. Mirac namazdır. Allahü teâlâ, namaz gibi bir nimeti insanlara ihsan etti. Namaz, Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne de sebeptir. Namaz varsa, hayat vardır. Namaz yoksa, hayat yoktur. Beş vakit namaz kılmaktan mahrum olan, her şeyden mahrumdur.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7964897444945106457?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7964897444945106457/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7964897444945106457&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7964897444945106457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7964897444945106457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/07/mirac-gecesi.html' title='Miraç - İsra'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Slo8IxD0ZII/AAAAAAAACHI/EEjMUQBmgy0/s72-c/DSCN0930.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-406525440326582210</id><published>2009-07-08T19:32:00.001+03:00</published><updated>2009-07-08T19:33:56.706+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Unutsak dünyayı, âmâ olsak..</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Unutsak dünyayı, âmâ olsak, dilsiz olsak bir ân için sadece "HAK" deyip sussak, dinlesek; ne der ki kalb?....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece "Hak" deyip sussak... &lt;br /&gt;Dil "Estağfirullah" dedikçe tesbih kavrulur ve kalbde geri dönülmez bir göç başlar. Nedâmet yağmuru altında bir terkediştir bu mâsivâyı. Mîrâcına yaklaştıkça bir yangın kuşatır kulu; her kapandığında şefkatin kaynağına. Âşık bir de yandı mı İbrâhim gibi en hayâli saâdeti bağışlar mâşuk ona. "Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (eş-Şûrâ sûresi, 5) &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;    Ve birgün beyaz giysili bir sonla tükenir fânîlik. Dayanılmaz bir acze düşer can. Ve yalvarır kul: "Yetiş sevgili YÂ ALLÂH, her ilmekte YÂ RAHMÂN, çek canımı aşka YÂ GAFFÂR…"    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yaşayabilmek; zarif bir hüzünle, bütün incelikleriyle hayatı sanata dönüştürerek yaşayabilmek. Sevgililer sevgilisinin "Reyhanlarım" kavl-i şerîfinin muhâtabı gibi yaşayabilmek. Öyleyse ne sanarız bu efkâr mahzenini, imtihan dâiresini? O hâlde neden buradayız? Bu beyhûde uğraş, bu aşka mugâyir aşk niye? Ey insan, her gün gözlerini tutup sabaha çeviren bir kudret var, uyanmaz mısın?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Şu merhalelerini aşmış, kehribar sarısına dönmüş çavdar dahî güneşi sırtlanmış ölüme büyümüyor mu? Yüzünü güneşe çeviren çiçeklerin bile kökü toprağın bağrında değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Yeryüzü sürgün edilse merhametinden, çöllerine düşsem, sürünerek bile olsa, terk edip ben de beni sana gelirim. Bir süveydâ büyür içimde çağ, çağ. Ve secdeler en yakın mesafeyken visâle, dokunaklı bir terk ediliş değildir istirhâmım; biraz mutluluk ihtimâli, ne olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Şaşkınsak; sebebi boğucu bir yokluk içinde, yâni dardaysak, bir başımızda elîm bir azap, bir başımızda korku ve aşk duruyorsa yâni şimdiden yanmadaysak. Nerde olursan ol, sonu ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin; hüküm O'na ait, şükür ve sabır düşer kul'a. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Açsak Kabe'nin avlusunda katlı seccâdemizi, bambaşka bir titizlikle düzeltsek kıvrılan köşesini. Aldığımız abdest henüz kirpiklerimizde kurumadan, diz çöküp otursak ellerimizi açıp. Unutsak dünyayı, âmâ olsak, dilsiz olsak bir ân için sadece "HAK" deyip sussak, dinlesek; ne der ki kalb?&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  Kulun Rabbi için döktüğü her damla gözyaşında kalbin derûnunda nurdan bir güneş parlar. Çöller bile sevdirilir kula. Ve yeniden şehâdet eder her zerre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Suçluluk kelimesini boşlukta bırakacak kadar hatânın zirvesinde olup, masumluğun mücadelesini vermektense; masum kelimesini boşlukta bırakacak kadar masumluğun zirvesinde olup suçlu muyum muhâsebesini yapabilmenin idrâkine eren fazîletli insanlara ve taşmış bir potansiyeli ile gözbebeklerine gedik açan ufkun, gündüzünden gecesine, beklenenin bekleyenini unutmadığı, dem dem ağırlaşan ayaklarına ve kurumuş nabızlarına bir gün değecek olan suya mütebessim sabır erleri; Cennetin kapısını ilk açacak el; Sevgililer sevgilisinin eli, sen de bu açılışa katılmak istemez misin?!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Îtiraz gülleri açtıkça gözlerimizin karanlık odalarında; onları kırıyoruz, bir yetimi kırar gibi. Hesap edilmemiş bir ışık ardında ağlıyor aşk, bizi terk eder gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ayşe Şûle Bekar &lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-406525440326582210?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/406525440326582210/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=406525440326582210&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/406525440326582210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/406525440326582210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/07/unutsak-dunyay-ama-olsak.html' title='Unutsak dünyayı, âmâ olsak..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-101106517074261437</id><published>2009-07-01T11:31:00.000+03:00</published><updated>2009-07-01T11:32:33.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İbadet'/><title type='text'>Namaz ve yine namaz</title><content type='html'>Zikredilir ki, Hatemî Zahid Hazretleri bir gün, Âsım İbn-i Yusuf Hazretlerinin huzuruna vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âsım ona dedi ki : ‘’ Ey Hatem ! Namazı güzel kılıyormusun ? ‘’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatemî : ‘’ Evet ‘’ dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âsım : ‘’ Nasıl kılıyorsun ?‘’ diye sordu . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatemî : Namaz vakti yaklaştıgı zaman, abdestimi güzelce alırım.Sonra namaz kılacagım yere yerleşirim.Hatta bütün uzvum, bende karar bulur. İki kaşımın arasında Ka’beyi görürüm. Maka-mım ( Kabrim ) önümde,Cenab-ı Allah, üzerimde ve kalbimde olanları bilmektedir.Sanki ayaklarım sırat köprüsünün üzerinde-dir. Cennet sagımda, Cehennem solumdadır. Ölüm melegi ( Azrail Aleyhisselam ) arkamda durmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu namazı son namazım olarak zann ( ve kabul ) edip Allahu Ekber. Diyerek ihsan ile ( yani Cenâb-ı Allâh’ı görür gibi, tekbir alırım. Kıraatı ( Fatiha ve zammı sureleri ) tefekkür ile ( yani manalarını düşünerek ) okurum. Tevazu ile rüku’a egilirim. Tazarru ile secde ederim. Sonra namazı tamamladıgımda otururum. Ümitle teşehhüdü okurum. Dil üzerine selam veririm, sonra , ihlas için selam veririm. Böylece korku ile ümit arasında namazımı kılarım. Sonra sabr’a dayanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Âsım sordu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Ey Hatemî ! Senin namazın hep böyle mi ? ‘’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatem^; :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Ta otuz yıldan beri namazım bu şekildedir.’’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âsım ağlamaya başladı. Ve :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Ben hayatımda asla böyle bir namaz kılmadım.’’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : Ruhul beyan tefsiri cilt 1 – sahife 140&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-101106517074261437?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/101106517074261437/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=101106517074261437&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101106517074261437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101106517074261437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/07/namaz-ve-yine-namaz.html' title='Namaz ve yine namaz'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6888544729431182591</id><published>2009-05-27T19:19:00.002+03:00</published><updated>2009-05-28T22:38:22.902+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Tevbe - istiğfar - zikir</title><content type='html'>Necmüddin Kübra k.s. der ki: İki zikir bir yerde bulunmaz. Devamlı dünya varlıklarını zikir ve dert eden kimse, Allah’ı gerçek manada zikredemez. Allah’ın zikrine dalan kimse de kalbini dünya ile meşgul etmez. Hz. Peygamber s.a.v. devamlı Allahu Tealâ’yı zikrederdi. Peygamberlerin ve velilerin normal işleri de zikir sayılır. Çünkü, onların bütün davranış ve işleri Hak ile olur, hak ölçülere uyar. Zikirden gaye, kalbin Allah ile huzur bulmasıdır.” (Tasavvufî Hayat) &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arifler, zikrin fayda vermesi için kalbin günah kirlerinden uzak ve temiz tutulmasını gerekli görmüşlerdir. Çünkü her bir günah kalbin üzerine siyah bir nokta olarak çöker. Bu siyahlıklar tevbe, istiğfar, zikir ve salih amellerle temizlenmezse kalbi kapatır, karartır ve katılaştırır. Böyle bir kalp ölmüş gibi gaflet içinde kalır. İbadetten zevk almaz. Ne yapsa taklitte kalır. Bu kalbin özel bir terbiye ve tedaviden geçmesi lazımdır. Onu uyandıracak ilâhi bir sevgiye ve feyze ihtiyacı vardır. Günümüzde bir çok müslüman kalbini ihmal edip gafletine bir çare aramadığı için, Allah dostlarının yaşadığı güzellikleri hiç tatmadan ölür gider. Halbuki kalbimiz Rabbimiz için tahsis edilmiş çok özel bir yerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her mümin, kalbinin durumunu, nefsinin hallerini, Rabbi ile arasındaki hukukunu kontrol için günün belirli saatlerini ayırmalıdır. Amellerinin günlük muhasebesini yapacağı bir vakti olmalıdır. Midesinin hakkı olduğu gibi, kalbinin de hakkı ve görevi olduğunu kabul etmelidir. Midesi gibi kalbin de bir gıdaya ihtiyacı olduğunu düşünüp, en münasip saatleri zikir için tahsis etmelidir. Kalbine bu şekilde vakit ayırmayan bir kimse, sadece günlük olarak kıldığı beş vakit namaz ve haftada bir okuduğu Kur’an tilâvetiyle kalbini diriltemeyeceğini, nefsini terbiye edemeyeceğini, Yüce Allah’ı çokça zikredenlerden olamayacağını bilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Alıntıdır )&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6888544729431182591?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6888544729431182591/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6888544729431182591&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6888544729431182591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6888544729431182591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/tevbe-istigfar-zikir.html' title='Tevbe - istiğfar - zikir'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1484845543831633706</id><published>2009-04-28T12:10:00.002+03:00</published><updated>2009-04-28T12:11:36.240+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber Dünyası'/><title type='text'>"İçki Yasağı" Anketi</title><content type='html'>Birileri İstanbul'daki Belediyelerin sosyal tesislerinde içki yasağından mutsuz oldukları için, içki yasağının kaldırılması için nabız yoklaması ve anketler yapıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi, içkiyi seven, önem veren kendi yandaşları da aşağıdaki linkleri tıklıyor ve kendi taleplerini bildiriyor... Oysa oralarda içki olsa önünden geçmeyeceklerin haberleri bile yok birilerinin yaptıkları anketlerden. Çoğunluk içki serbestisi istiyor görünüyor...&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizden çok özel ricamdır... Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız. Mail Grubumuzun yarısı bir tıklama yapsa oranlar altüst olur inşAllah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://anket.ekolay.net/1/753/Istanbul_Buyuksehir_Belediyesine_ait_sosyal_tesislerde_icki_yasagi_uygulamasi.aspx"&gt;http://anket.ekolay.net/1/753/Istanbul_Buyuksehir_Belediyesine_ait_sosyal_tesislerde_icki_yasagi_uygulamasi.aspx&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi görelim kardeşler asıl sonuçlar nasıl olmalıymış ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.minare.net/forum"&gt;Kaynak: minare.net/forum&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1484845543831633706?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1484845543831633706/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1484845543831633706&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1484845543831633706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1484845543831633706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/04/icki-yasag-anketi.html' title='&quot;İçki Yasağı&quot; Anketi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6754097893581227069</id><published>2009-04-17T11:57:00.001+03:00</published><updated>2009-04-17T12:00:18.161+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhammed Mustafa sav'/><title type='text'>Saadete Ulaştıran Yol</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Saadete Ulaştıran Yol; Sünneti Yaşamak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (sas)'e ilk ayetin gelmesi ile O'nun peygamberlik vazifesi başlamış oluyordu. Bu anda O'nun tek başına olduğunu görüyoruz. Yani o tarihte dünya üzerinde Müslüman adedi birdir ve İslam toprakları Peygamber'imizin ayağını bastığı yer kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On sene sonrasına göz attığımızda Müslümanların sayısı artmış, İslam toprakları hatırı sayılır derecede genişlemiştir. Şayet her on senenin bir haritasını çizmek gerekirse görülecektir ki, bir asır içinde, bir yandan Müslümanların sayısı artarken, öte taraftan İslam toprakları genişlemiş, devlet hazinesi de o ölçüde dolmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin maddî yönü böyle iken manevî yönüne el atıldığında daha çok dikkatimizi çekecek hallerle karşılaşıyoruz; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanların dost, hırsızların doğru, cahillerin âlim, pislerin temiz, kabilelerin devlet, kanunsuzların medenî ve değersiz kimselerin değer buldukları, tarihî bir hakikattir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre çok kısa bir zamanda bir kişinin bu derece muvaffak olmasının sebepleri üzerinde araştırmak, Müslüman'ın vazifesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu unutmamalı ki; Peygamber'in yaptıklarını yapmak sünnettir. Aynı şartlar insanı aynı sonuca götüreceğine göre, Peygamber'i taklit edenler de Peygamber'in ulaştığı başarılara ulaşacaktır. Peygamber'i taklit etmenin, hele şu devirde zorlaştığı açıktır. Lâkin kıymetli şeylerin zorluklar karşılığı elde edildiği de herkes tarafından bilinmektedir. Cennet kıymetsiz bir şey olmadığı gibi ucuz da değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyer kitaplarını okuyanlar bilirler ki, Resûlullah iki cihan serveri olmasına rağmen, Habibullah olmasına rağmen, pek çok eza ve cefalarla karşılaşmıştır. Zamanında açlık, yoksulluk, devamlı hareket halinde olma, yaralanma, yerinden yurdundan kovulma, ihanetler, suikastlar hepsi hepsi O'nun (sas) başına gelmiştir. O (sas) bütün bu hadiseler karşısında 'a güvenmenin ve sığınmanın gayreti içindedir ve devamlı İslam'ı yaşamanın, anlatmanın verdiği vazife şuuruna sıkı sıkıya bağlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz, meseleyi bir noktada düğümlüyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" birdir, dünya ve ahiret saadeti O'na inanmaya bağlıdır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben halen kendimi bu tebliğin karşısında hissederim. 'tan başka mabud edinmemek ve 'a inanmanın sonucu dünya ve ahiret saadetine ulaşmak... Bundan anlıyorum ki, 'a inanmakta ve sünnet-i seniyyeye ittiba etmekte, dünya saadeti gizlidir. Bu inanç saadet çekirdeği gibi gönlümüzde yeşermekte, en zor anlarda dahi içimizde bir tûba ağacı meyvelerini vermektedir. Dış dünyamızda kıyametler koparken içimizde hususi bir dünya bulunmaktadır ve biz, içimizdeki dünya hayatında mesut yaşamaktayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair diyor ki; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz saadetler içinde yüzen bir dünya bulamasak da saadet bizim içimizde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, iman ve sünnet-i seniyye baştan başa dermandır. Bu dermanın hangisi bizim derdimize şifa bilemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hekimoğlu İsmail&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6754097893581227069?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6754097893581227069/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6754097893581227069&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6754097893581227069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6754097893581227069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/04/saadete-ulastran-yol.html' title='Saadete Ulaştıran Yol'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6236191245465504700</id><published>2009-02-22T21:53:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:05:52.663+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>İmam Gazalî Hazretlerinden İnciler</title><content type='html'>İmam Gazalî -kuddise sirruh- (v. 1111)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Oğlum! Şu üç ibâdetinde mutlak sûrette kalbini teyakkuz hâlinde bulundur, aklın ve kalbin başka yerde olmasın! Bunlar, Kur'ân-ı Kerîm okurken, Rabbini zikrederken ve namaz kılarken. Bu üç hâlde bir an bile aklını ve gönlünü başka yere verme. Allâh'ın huzûrunda olduğunu unutma! Yoksa yönünü kıbleye çevirip de, aklın başka şeyler peşinde olursa, bunun değeri zaafa uğrar. Yönünü İslâm'ın doğduğu ilk mâbed olan Kâbe'ye, kalbini de Hazret-i Allâh'a bağla! Ayrıca âriflerden olmak istersen; sükûtun fikir, bakışın ibret ve dileğin tâat olsun. Zîra bu üç haslet, âriflerin alâmetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;   Oğlum! Kul borcundan son derece sakın! Bir kuruş borç yüzünden, kabul olmuş pek çok ibâdetin sevabı gider. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, borçlu olarak ölenlerin namazını kılmazdı. Bundan maksadı, zengini merhamete getirip alacağını bağışlatmaktı. Mümin, borç yaparken fuzûlî yere borca girmez. Lâkin zarûreten borçlanırsa ve ödemek niyetiyle alırsa, Allâh Teâlâ ona yardımcı olur. Hattâ ödemenin gayreti içinde olup da borcunu ödeyemeden ölürse, kıyamette de Allâh yardımcısı olur.&lt;br /&gt;   Belâya da şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allâh, senin iyiliğini, senden daha iyi bilir. Şer zannettiğin çok şey vardır ki senin için hayırdır. Hayır zannettiğin çok şey vardır ki senin için şerdir. En selâmet yol, ilâhî takdîre râzı olman, her hâle şükür diyebilmendir.&lt;br /&gt;   Oğlum! Son derece dikkat edeceğin bir cihet varsa, o da kimler ile düşüp kalktığındır. Şunu iyi bil ki bir sepet sağlam elma, içindeki bir çürük elmayı sağlama çıkartamaz. Fakat bir çürük elma, hepsini çürütür. Bunun için dâima sâlihlerle düşüp kalk!&lt;br /&gt;   İyi arkadaş da, gül yağı satana benzer, ya satın alırsın, ya o sana biraz sürer veya hiç olmazsa yanında bulunduğun müddetçe güzel koku taşırsın. Kişi sevdikleri ile beraberdir. Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolunursun. O hâlde ilmi ile amel eden âlimlerin ve sâlihlerin sohbetine devam et!&lt;br /&gt;   Oğlum! Hayatta her şey Allâh'ın taksîmi iledir. Allâh; kimini zengin, kimini yoksul, kimini sağlam, kimini sakat, kimini âlim ve kimini câhil kılmıştır. Dünyanın düzeni ancak böyle sağlanır. Kendinden düşük kimseleri gördüğün vakit, böbürlenip onları hakîr görme! Sen onların yerinde, onlar da senin yerinde olabilirdi. İşte bunu düşünerek yoksullar ile arkadaş ol! Onlara karşı dâima alçak gönüllü olmaya çalış! İnsanlık ve İslâmlık vakârını koru! Saadet ancak böyle elde edilir. Dünya ve âhirette huzur istersen, kimseyi incitme! Senden gencini gördüğün vakit; "Bunun günahı benden az", senden yaşlısını gördüğün vakit; "Bunun sevabı benden çok, bilmediğim tarafları ile benden daha fazîletlidir" düşüncesi ile onlara bak! Bir âlim gördüğünde; "Bunun ilmi var, kendisini kurtarır", senden câhilini gördüğünde; "Bu bilmez, Allâh onu bağışlar", diye düşün! Hattâ bir kâfir gördüğün vakit, son nefes belli olmadığından; "Allâh Teâlâ buna hidâyet nasip ederse, bütün günahları bağışlanmış ve tertemiz olarak ilâhî huzûra çıkabilir. Acaba benim son nefesim ne olur?" diye âkıbetini düşün! Kendini ne kadar tanır ve ne kadar düşük görürsen, Allâh katında o nisbette mevkî kazanırsın.&lt;br /&gt;   Oğlum! Elinden geldiği kadar din kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşıla! Zîrâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;   "Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allâh Teâlâ da onun bir ihtiyacını giderir." (Buhârî, Mezâlim, 3)&lt;br /&gt;   Diğer bir hadîs-i şerîfte Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:&lt;br /&gt;   "Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allâh Teâlâ da dünya ve âhirette onun ayıbını örter." (Müslim, Birr, 72)&lt;br /&gt;   Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, verilen her nefes, artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır. O hâlde, nefeslerini iyi değerlendir ve bu fânî dünyâya yarın ölecekmiş gibi nazar et. Bütün azâlarını haramdan koru ve takvâya sarıl.&lt;br /&gt;   Allâh'ım! Ömrümüzü saadetle sona erdir. Rızâ-yı ilâhiyyene ve Cemâlullâha nâiliyet nasîb eyle! Sabah-akşam bizi âfiyetten ayırma! Takvâyı bize azık kıl, tevekkül ve güvenimizi sana yönelt! Bizi hak yolda sâbit kıl! İbâdete lâyık ancak Sen'sin. Sen'i noksan sıfatlardan tenzîh ederim. Sana lâyıkıyla kulluk edemediğim için zâlimlerden oldum.&lt;br /&gt;   Hamd, âlemlerin Rabbi Allâhu Teâlâ'ya; salât ü selâm, Fahr-i Cihân Efendimiz Muhammed Mustafâ'ya olsun!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6236191245465504700?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6236191245465504700/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6236191245465504700&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6236191245465504700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6236191245465504700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/imam-gazali-hazretlerinden-inciler.html' title='İmam Gazalî Hazretlerinden İnciler'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3010814930209955558</id><published>2009-02-20T18:47:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:04:56.004+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Gençler Neyin Derdine Düşmeli?</title><content type='html'>Gençler Neyin Derdine Düşmeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes -nefsânî ya da rûhânî- bir derdin peşinde hayatını sürdürüyor. Gençler neyin derdine düşmeli? Bu fânî âlemde gâye ne olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçıvan ektiği tohumun derdinde olur ise tohum bereket verir. Bîgâne kalırsa tavuklara veya tarla fârelerine gıdâ hazırlamış olur. Kısaca râm olmadan hâkim ve sâhip olmak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın bu imtihan dünyasında en büyük derdi yâni istikbâl endişesi, “Son Nefes” olmalıdır. Zîrâ son nefes, buğusuz, pürüzsüz ve lekesiz bir ayna gibidir. Her insan bu aynada, güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün ömrünü net bir şekilde seyredecektir. O son nefes ânında, gözlere ve kulaklara hiçbir îtiraz ve gaflet perdesi inmez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdânı pişmanlık iklîmine sokar. Sakın!.. Hayâtımızı pişmanlıkla seyrettiğimiz ayna, son nefes olmasın!..&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir îkâz-ı ilâhî olarak Rabbimiz: “Ey îmân edenler! Allâh’tan, O’na yaraşır şekilde korkun, hakîkî müttâkî olun ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102) buyuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın gâyesi, güzel bir kul olarak yaşamak ve güzel bir kul olarak can verebilmektir. Zîrâ hedef, Cenâb-ı Hakk’ın beşeriyete armağan ettiği, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in zarif ve duygulu hayatından hisse alıp; derin, ince, rakîk ve hassas bir kul olabilmektir. Bu da Allâh’ın azamet-i ilâhiyesine yaraşır şekilde takvâ sâhibi bir kul olmayı îcâb ettirir ki, inşallah bu sâyede müslüman olarak can verebilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ibrettir ki, insanoğlu ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcud olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında ne ince bir perde bulunduğunu göstermiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lâkin çok kere insanoğlu gafleti sebebiyle yağmur damlalarının kayaların üzerinden boşa akıp gitmesi gibi ömür takviminin sayfalarını, her şeyi savuran nefsânî hayat fırtınalarının akışına terk etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman olarak can verebilmek için Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- şu altı endişe içinde olmamızı tavsiye buyurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Îmânı kaybetme korkusu. Zîrâ son nefesin nasıl olacağı meçhuldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kendini rezil-rüsvâ edecek şeylerin kıyâmette ortaya çıkması. Zîrâ mahşerde ilâhî ekranlar ile bütün amellerimiz önümüze serildiğinde kendimizi daha yakından tanıyacağız. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (el-İsrâ, 14)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte o gün yer haberlerini anlatır.” (ez-Zilzâl, 4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Şeytanın Sırât-ı Müstakîm üzerine oturması ve hayır işlerini idlâl etmesi. Âyet-i kerîmede şeytanın şerri hakkında şöyle buyrulur: “Beni azdırmana karşılık, and olsun ki, ben de onları saptırmak için Sen’in doğru yolunun üstüne oturacağım, (kullarını yoldan çıkaracağım).” (el-A‘râf, 16) Yâni iblis, gâfil gönüllere kibir, riyâ, ucub vermek sûretiyle yapılan amelleri zâyi etme peşindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kul dünyevî bir işle meşgûl iken Azrâil -aleyhisselâm-’ın gelip canını alması. Yâni, canımızı secde esnâsında mı, yoksa nefsânî bir öfke ve gaflet ânında mı vereceğiz? Hayatımız, ağzımızdan hak ve hakikate dair bir söz çıkarken mi, yoksa bir dedikodu meclisinde mi son bulacak? Azrâil -aleyhisselâm- yanımıza, gözümüz harama bakarken mi yoksa Kur’ân-ı Kerîm rahlesi başındayken mi gelecek, meçhuldür. Meselâ Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- hep bu endişeyi taşıdığı için son nefesini Kur’ân okurken verdi. Nitekim hadîs-i şerîfte, “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 663) buyrulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Dünyâ hayatının âhiret hayatını unutturması. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi, fânîliği unutmamak ve gönüllere, “Yarın bu nefsin konağı mezar olacaktır!” anlayışını yerleştirmek ile mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Âile ve evlâdların insanı gaflete düşürüp Hak ile meşgûliyetten alıkoyması. Bu husustaki îkâz-ı ilâhî âyet-i kerîmede şöyle beyân buyrulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biliniz ki, mallarınız ve evlâdlarınız, birer fitnedir (imtihan konusudur). Büyük mükâfât ise, âhirette Allâh nezdindedir.” (el-Enfâl, 28)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Allâh dostu kabristandan geçerken, kendisine keşf olunan kabir hâlini ve mevtâların pişmanlığını şöyle dile getirir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Âh şu insanlar burada yatanların: «Keşke iki rekât daha fazla namaz kılsaydım, huşû içinde fazladan bir kelime-i tevhîd daha getirebilseydim!» diye feryâd edip durduklarını duysalardı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son nefes ve âhiret endişesini müşahhas hâle getiren Hak dostu Rebî bin Heysem, bahçesine bir mezar kazdırmıştı. Kalbinin katılaştığını hissettiği zaman bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Birgün dünyâya vedâ edeceğini ve mezârda bir istiğfâr ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, âhiretteki hesabını düşünerek bir muhâsebe iklîmine girerdi. Daha sonra, “Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! Beni geri gönder; tâ ki boşa geçirdiğim dünyâda sâlih ameller işleyeyim.» der.” (el-Mü’minûn, 99-100) âyetlerini okurdu. Mezardan çıkınca da kendi kendine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“–Ey Rebî! Bak, bugün geri çevrildin. Bu talebinin kabul edilmeyeceği, dünyâya geri gönderilmeyeceğin bir vakit de gelecektir. Şimdiden tedbirini al ve sâlih amellerini, Allâh yolundaki gayretlerini ve âhiret hazırlıklarını ziyâdeleştir.” derdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki insanın en mühim meselesi, dünyâdaki bir takım nefsânî menfaatlerden vazgeçerek Cenâb-ı Hakk’ı kalpte tanımak sûretiyle, âyet-i kerîmede medhedilen “Bilenler”den olabilmektir. Bu sâyede ibâdetler feyiz ve bereket kazanır, nefsânî arzular dizginlenerek ruhânî hayât inkişâf eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-: “Yarın âhirette hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz.” buyuruyor. (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459) Demek ki dâimî bir muhâsebe hâlinde olmamız gerekiyor. Bugün ben Allâh için ne yaptım? Kitap ve Sünnet’in muhtevâsı içinde ne kadar yaşayabildim? Mes’ûliyetimin şuurunda mıyım? Allâh yolunda ne kadar fedâkarlık yapabildim? Müslümanların derdiyle ne kadar dertlendim? diye tefekkür ederek en mühim derdimiz olan âhiret endişemizi canlı tutacak bir muhâsebe iklîminde yaşamalıyız. Bu muhâsebe hâlini en güzel şekilde idrâk eden Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, geceleri sırtında un çuvalı ile dolaşarak yalnızların, kimsesizlerin ve muhtaçların gönül iklimine girmeye çalışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyevî imtihanlar defâlarca tekrarlanabilir. Dâimâ bir sonraki imtihanda kazanma ümîdi ve şansı mevcuttur. Âhiret imtihanı ise bir defâya mahsustur. O da bu cihân dershanesinde verilmektedir. Vefât ettikten sonra ikinci bir imtihan hakkı yoktur. Cenâb-ı Hak bu hususta kullarını şöyle îkâz buyurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onlar orada imdâd istemek için şöyle feryâd ederler: «Ey Yüce Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar, tekrar dünyâya gönder de, daha önce yaptıklarımızı terk ederek sâlih ameller işleyelim!» Allâh Teâlâ onlara şöyle buyurur: “Biz, size, düşünüp ibret alacak, hakîkati görebilecek kimsenin düşünmesine yetecek kadar uzun bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip uyardı. Öyleyse tadın azabı! Zâlimlerin hiç bir yardımcısı yoktur!” (Fâtır, 37)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Rabbi! Son nefesimizi Cemâl-i İlâhî’ne kavuşma aşk ve iştiyâkıyla verebilmeye medâr olacak feyizli bir ömür yaşamayı cümlemize nasîb eyle! Âmîn!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman Nuri Topbaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3010814930209955558?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3010814930209955558/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3010814930209955558&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3010814930209955558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3010814930209955558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/gencler-neyin-derdine-dusmeli.html' title='Gençler Neyin Derdine Düşmeli?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-166506912567053565</id><published>2009-02-19T13:52:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:06:15.194+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Şahadet Meselesi ve Kadın</title><content type='html'>Şahadet konusunda ancak iki kadının bir erkek yerine kaim olması onun için bir zül değil bilakis merhamettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahitlik, çoğu zaman yanlışa alet edilmeye çalışılan, bir çok tehlikeleri göze almayı ve nihayet rüşvete meyletmeyecek, tehditlerden yılmayacak sağlam bir irade ve mücadele kabiliyetine gerek gösteren bir müessesedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumlarda umumiyetle erkeklerin bir çoğu bile şahitlik yapmaktan ısrarla kaçınır, bunu bir nevi belayı başına sarmak olarak nitelerler.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bunun için bir olayın şahitleri arasındaki bir kadının herhangi bir yükümlülüğü ve fonksiyonu yoktur. Kararları tamamen değiştirme aşamasında erkeklerin şahadeti yanında onun şahadetine itibar edilmez. Yalnız, hakim onun sözlerini de gözünden uzak tutmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kadınlar iki veya daha fazla olurlarsa şahadetlerine itibar edilir. Çünkü bu halde yanılma ihtimali ortadan kalkmış, duygularla hüküm verme tehlikesi kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın zayıf yapılı ve duygusal bir yaratıktır. Bu sözümüz asla onu hor ve hakir gördüğümüz manasına değildir. Bilakis o bu zayıflığıyla korunmaya, duygusallığı ve nezaketiyle sevilmeye layıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir inci tanesi de dev bir kayaya nazaran oldukça küçüktür. Kimse onun küçüklüğünü inkar etmez. Fakat herkes onun değerini teslim eder ve onu kayanın kat kat misline değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kadın da böyle bir inci mesabesindedir. Zayıf ve duygusal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühim kararların arefesinde, özellikle karar ağızlarından çıkacak bir çift söze bağlanırsa heyecanlanarak iradelerini yitirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela istisnalar dışında hiç bir kadın idam kararıyla karşı karşıya kalıp da hıçkıra hıçkıra ağlayan bir sanığın karşısında duygularından uzak davranamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez duygularına esir olur ve mesela bir infaz kararını önleyerek katilin serbest bırakılmasını sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Af, şüphesiz güzel şeydir. Fakat eli kana bulanmış bir katilin rahat duracağını kimse garanti edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı farazi olarak bir kaç adım ileri götürecek olursak, bir gün katil, katilliğinin tek şahidi olan o kadını da tehlikeli görecek ve belki de o kadını da ortadan kaldırmakta bir an bile tereddüt etmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahadet öncesinde muhatapları tarafından tehdit edilen bir erkek iradesini yitirmeden tehditleri savıp doğru olarak şahitliğini yapabilir. Kadın ise ona göre zayıf ve ürkektir. Tehlike onun sinirlerini yıpratır. Aynı şekilde fikri daha tez çelinir. Fakat kadın şahit sayısı ikiye ve daha fazlaya çıkarsa durum değişir. Yanılma ve duygusal davranma ihtimali kalmayacağı için kadınların şahitlikleri bağlayıcı duruma geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kadınları ilgilendiren meselelerde de tek başına da olsa geçerli olan kadının şahadetine itibar edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi İslâm cinslerden herhangi birini yüceleyip ötekisini tahkir etmemekle bilakis, her cinsi yaratılışına uygun yerlerde sorumlu tutmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın yaptığı şey, herşeyin düzenli yürümesi için insanların fıtratları doğrultusunda yürümelerini sağlamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının şahitlikte erkeklerle eşit olması, mirasta tam pay alması gibi ilk bakışta eşitliğin gereği gibi görülen basit şeyler onu ilgilendirmiyordu. O, insanlar, ilk önce kendisini tenkid etseler de takip edeceği çizgiyi ve varacağı hedefi biliyor evrensel planını ona göre hazırlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten onun mevzi hesaplar ve dar görüşlü anlayışların sınırına hapsolunacak kadar basitleşmesi düşünülemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü O, Âlemlerin yegâne Rabbi olan Hz. Allah'ın kanunuydu!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.sevde.de&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-166506912567053565?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/166506912567053565/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=166506912567053565&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/166506912567053565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/166506912567053565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/sahadet-meselesi-ve-kadn.html' title='Şahadet Meselesi ve Kadın'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-101695212046803420</id><published>2009-02-18T20:03:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:07:01.907+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Menkıbe ve Hikayeler'/><title type='text'>Rumeysa</title><content type='html'>Ebu Talha henüz Müslüman olmamış idi. Ümmü Süleym’e (Rumeysa) evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Doğrusu ben de sana hevesliyim. Senin gibisi kaçırılmaz. Lakin sen kâfir bir adamsın, bense Müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma cereyan etti. Ebu Talha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Sana ne oldu Rumeysa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Ne olmuş bana?&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Sarı ve kırmızıdan ne haber?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Ben altın ve gümüş aramıyorum. Sen bir adamsın ki işitmeyen, görmeyen, sana hiç faydası dokunmayan şeylere tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği yerden biten odun parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen Müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Resulullah (s.a.) telkin eder, ona git.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Talha, Hz. Peygamber’in bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Resulullah, ashabı ile oturuyorken: “Ebû Talha, İslam’ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor.” buyurdu. Ebu Talha, Hz. Peygamber’in huzurunda iman etti ve Rumeysa’nın söylediklerini haber verdi. Hz. Peygamber, Rumeysa’nın şartı üzerine nikâhlarını kıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah (s.a.) Rumeysa için şöyle buyurmuştur: “Gördüm ki cennete girmişim, önümde bir ayak sesi. Bir de baktım ki Rumeysa.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ebu Nuaym, Hilye, c. IV)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-101695212046803420?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/101695212046803420/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=101695212046803420&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101695212046803420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101695212046803420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/rumeysa.html' title='Rumeysa'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/Sec4XCMmn-I/AAAAAAAABrY/BCFX0jxxwN4/S220/imperiaflex_0_7_0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1043477124517272090</id><published>2009-01-23T17:06:00.001+02:00</published><updated>2009-01-23T17:08:20.731+02:00</updated><title type='text'>AKP'liler Göreve!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cemaat.com/files/hchavez.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 153px;" src="http://www.cemaat.com/files/hchavez.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Muhammet çelik &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an bilgisayarımın masaüstü resmi olarak Chavez’i değil de Erdoğan’ı seçmiş olmayı çok isterdim ama olmadı, Chavez’in en fiyakalı resmini masaüstü yaptım. Erdoğan’sa halktan biri gibi ağlayıp sızlamayı seçti. Ve onun hükümeti bir yardım kuruluşu gibi bağış toplamakla yetindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak savaşında çok büyük bir günah işleyen AKP’yi halk uyarmadı, günahına ortak oldu ve seçimde tekrar bağrına bastı. Bu defa aynı hükümet aynı günahı yine işledi ve AKP’lilerin kılı kıpırdamadı. Hani Hz. Ebubekir demişti ya ben doğru yoldan çıkınca beni kılıcınızla düzeltin, neden oy hakkını kullananlar liderlerini ve vekillerini bu gaflet uykusundan uyandırmak için sarsmadılar? AKP’nin gençlik kolları, ilçe teşkilatları falan yok muydu? Neden otobüsler dolusu seçmenini partinin önüne yığıp AKP’nin bu günahı işlemesine dur ihtarı veremedi? Oysa dünyada İsrail’i durduracak tek güç, partisini sarsacak, kendine getirecek olan AKP seçmeninin harekete geçmesi olacaktı, olmadı. Olmasını bekleyemez miydik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye, Filistin meselesinde en duyarlı ülkedir" gibi cümlelerle kendilerini kandırdılar. İçlerinden bir kaçını meydanlarda gördük, ellerinde "Gazze halkı yalnız değildir!" pankartları taşıyorlardı. Oysa Gazze halkı yalnızdı… Türkiye’ye boş yere umut beslediler, Erdoğan her gün “yağmasan da gürle” siyaseti gereği gürlemişti meydanlarda ama Gazze’de her yeni gün, yüz insan hayatını kaybediyordu. Duyarlı ülke falan yoktu ortada…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın meydanlarda, acizliğinin bir göstergesi gibi bağırıp çağırması seçmenlerini evlerinde rahatlattı. Vicdanlar yayıldı koltuklarda... Öte yandan savaşı durdurmaya en yatkın ülke Türkiye idi ve onun hükümetinin destekçileri AKP'liler, savaşın durmasını gerçekten istiyor muydu? Nerede %48'lik halkımız, neden meydanları doldurup oy verdikleri partilerinden hesap sormazlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen ticaretinizden, siyasetinizden, ikili görüşmelerinizden beş dakika feragat edip, şu insan kıyımına bir kulak kabartınız. Belediye başkanlığına, meclis üyeliğine aday olan ya da olamayanların dedikodularını yaparak gününüzü gün ediyorsunuz. Seçim zamanı hızlanan hizmet kervanında ihale kapma peşinde misiniz? Kendinizi tatmin etmek için yaptığınız yardımlar sizi haklı çıkarmayacak… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İsrail ateşkesti ve sizin beklediğiniz oldu işte… Artık bir beş sene daha katliam olmayacak ve İsrail’in yaptıkları yanında kâr kalacak… Bu arada bizler yeni bir uykuya dalacağız. Borsa oyunlarında, ihale kapmacalarda, siyasi çekişmelerde boy göstereceğiz. Koltuklarda kilo alıp semireceğiz. Asfalt döküp kaldırım yenileyecek ve açılıştan açılışa koşacağız. Ve beş sene sonra yeni bir katliam olacak… Hemen meydanlara koşacağız ve haykıracağız “İsrail kahrolsun” diye… Ama hükümete oy verenler partisine el kaldıramayacak. Çekinecek. Liderlerine adeta tapacaklar… Bu hep böyle mi sürecek? Ölen çocukların suçu neydi peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyin ey seçimlerde oy verip de partisinin kölesi olan insanlar! Lideri yoldan çıkınca kendi de peşinden giden politika prangalıları… Onuru mu seçiyorsunuz böylece, zilleti mi? İnsanlık mı önemli sizin için, ekonomik göstergeler mi? Artık yaşanılmaz olan bu dünyanın bir köşesinde mutlu olarak yaşayıp gitmek nasıl bir duygu? İçinizdeki insanlığı boğarak hangi akla hizmet ettiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer hâlâ bir parça ayıksanız ve daha birkaç gün önce ölen binlerce insan sizin için önemli idiyse, daha çoğu ölmesin diye bir kaygınız varsa, lütfen ayağa kalkın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liderimiz, başbakanımız, günlerce bir şeyler yapacakmış gibi bir görüntü verip umutlandırarak hem bizi hem bölge halklarını bekletiyordu ve sonunda “bekâra karı boşamak kolay” gibi saçma bir deyimi yersiz kullanarak umutlarımızı yaktı küle çevirdi. Erdoğan ve ekibi aynı büyük günahı bir kez daha işlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kandırıldık! Liderimizin peşinden gitmek zorunda değiliz… Onu doğru yola sevk etmek bizim elimizde… Hz. Ebubekir’in sözün hatırlayalım. Teşkilatlarımızla toplanalım kapısına partimizin. Partimiz çok önemli ama biz uyanık olduğunuz müddetçe. Ey ilçe başkanları il başkanları “bu seçim” sizin için daha önemli…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1043477124517272090?l=hakdinimiz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1043477124517272090/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1043477124517272090&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1043477124517272090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1043477124517272090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/akpliler-greve.html' title='AKP&apos;liler Göreve!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' widt
